"Apaçık Radyo: Yakından bakınca çoğul, uzaktan bakınca tek bir bütün"

-
Aa
+
a
a
a

23. Radyo Şenliği’nde Hüsnükabul programının sunucularından Waseem Ahmed Sıddıqi, program ortağı Ferhat Kentel ve eşi Zilan Akbulut’un katıldığı özel yayında Apaçık Radyo’yu bir “kumaş” metaforuyla betimlerken; farklılıklar içinde kurulan ortaklıkları, aidiyetin kırılgan ama güçlü bağlarını ve “tuhaf topluluk” fikri üzerinden birlikte var olmanın anlamını kişisel bir hatıra ve müzikle buluşturuyor.

""
Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel
 

Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel

podcast servisi: iTunes / RSS

Bu özel yayında ve bu şenlik günümüzde bayram da diyebiliriz bayram günümüzde, Apaçık Radyo’yu düşündüğümde aklıma bir kumaş benzetmesi geliyor. Şimdi bu kumaş benzetmesini hayal etmeye sizlere de davet ediyorum.

Kumaşa yakından bakarsanız, iplikleri görürsünüz
— birbirine bağlanmış iplikler. Birbirlerinin içinden ve üzerinden geçerek iç içe dolandıkça, aralarındaki bağın gücü artar. Yaklaştıkça, bu gücün bağlarını görürsünüz. Ancak geri çekildiğinizde, tek bir bütün parça görürsünüz — bir kumaş parçası. Geçirgen, gözenekli, ama kendine özgü.

Şimdi, bu kumaş parçası bir tür “Apaçık Radyo”yu temsil ediyor.

Ve, bu kumaş parçasının aynı zamanda bir “dünyevi durumu” da var. Fransız edebiyatçı ve psikanalist yazar Julia Kristeva, bu dünyevi durumu oldukça iyi tanımlıyor.

Neredeyse 35 yıl önce, 1991 yılında, Strangers to Ourselves (Kendimize Yabancıyız) kitabında, ‘henüz bilinmeyen şey ya da henüz fark edilmeyen 'şey’in fark edilmesi gerektiği’ ifadesi üzerine yazdığı kitabını şu sözlerle bitirmişti: Tarihte ilk kez şu durumla karşı karşıyayız… Kendilerini yabancı olarak kabul edecek kadar kendileriyle barışmış yabancılardan oluşan paradoksal ‘tuhaf’ bir topluluk ortaya çıkıyor… Yirminci yüzyılın sonunda Fransa'da, her birinin kaderi hem aynı, hem de başkası olarak kalmaya mahkumdur; kendi kültürünü unutmadan, ancak onu sadece yan yana var olmakla kalmayıp, diğer kültürlerle dönüşümlü olarak var olabileceği bir bakışı oturtmak olarak görüyor. Bu tuhaf bir topluluk, bir takım yabancı kitlesi. (Kristeva, 1991, s. 194–5)

Şimdi izninizle bu ifade üzerine biraz daha durmak istiyorum.

Julia Kristeva'nın bu sözleri yıllar boyunca benimle kaldı. Tam olarak şu kelimeler, hem aynısı hem başkası olmak, aynı anda, aidiyet dokusunda kumaş esnekliğine sahip olan paradoksal (tuhaf) bir toplulukların gündelik hayatları hakkında düşündükçe bu yaşadığımız zaman içinde yakalanıyor. Bugünlerde ise bu kumaşın yırtıldığını, ipliklerin koptuğunu ve bu karmaşık zamanlardan geçerken, yaşamımızın yoğun kararlı yaşamların etnik ve iç savaşı olarak görünen iki kardeşin birbiriyle savaştığını görüyoruz.

Bu özel günde düşüncelerim, bu iki senaryo arasında bir yerden ortaya çıktıkları için, her iki durumdan da bir şeyler içeriyor.

Özellikle 21. yüzyılda Julia Kristeva'nın tuhaf topluluk kavramına dönüyoruz. Bu tuhaf topluluk kavramında tedirginlik, ürkeklik ve neşeli hallerinin arkasında bir kırılgan siyasetini hatırlama cesaretine katkıda bulunuyor.

Julia Kristeva, tuhaf topluluğu bu yaşadığımız tuhaf zamanın üzerinden okuyor; tuhaf bir var olma anını gösteriyor. Yani hem aynısı, hem başkası olmak bir tuhaf durum olsa gerek.

Ve burada, şöyle bir soru belki sorulabilir: Bugün komşumuz kim, çağımızın içinde, yan yana var olmak, tuhaf bir biçimde var olmak ne anlama gerekiyor?

Bence en minör ve küçücük ölçekte, Apaçık Radio bu tuhaflığı somutlaştırıyor. Hepimize hem aynı hem de farklı olanlara— ortak, kendine özgü koskoca bir alan sunuyor. Her birimizin birbirine düğümlendiği bu kumaş metaforu, aramızdaki bağı güçlendiriyor.

Şimdi paylaşacağım şarkı, Pakistan doğumlu, Nazia Hassan ve kardeşi olan Zoheb Hasan ile birlikte söylediği şarkı: "Sunn" ("Dinle"). Annemin çok sevdiği bir şarkı. Şu an beni dinliyor ve müteveffa babamı özlediğini biliyorum. Annem ve babam daha çok zor zamanlarda birlikte yaşadı. Onarın birlikte Pazar günleri özellikle dans ettiğini, şarkı söylediğini hatırlıyorum. Annem, biz küçükken zaman zaman bu şarkıyı dinlerdi ve ben bu şarkının sözleri çok sonra fark ettim.

Dinle sevgilim, dinle
Nefesimden dinle
Şarkılarımın ezgisini
Neredesin?

Uyku göz kapaklarımdan kaçtı
Geceler gözlerimde uyanık
Günler amaçsızca dolaşarak geçiyor
Kalbimin dünyası çiçek açardı

Keşke gelseydin
Hava uğuldardı
Dünya dans ederdi

Hayat benim için çok kolay,
Çöldeki bir kuş gibi.
Senden haber soruyorum;
Geceler gelir geçer.

Ve ben senin için buradayım,
Sen de benim için buradasın.
Şimdi, ister bahar gelsin,
İster sonbahar gitsin.