Mavi Magazin

-
Aa
+
a
a
a

Açık Alan bu hafta Mavi Magazin’e emanet! Denizi seven ve birlikte öğrenmeye inanan Didem Tekeli ve Betül Tekeli ile derin sulara dalıyor; balinaları konuşuyoruz.

""
Mavi Magazin
 

Mavi Magazin

podcast servisi: iTunes / RSS

Didem Tekeli: Merhaba.

Betül Tekeli: Ben Betül Tekeli.

D. T: Ben Didem Tekeli. Burası Mavi Magazin.

B. T: Denizi seven, merak eden ve birlikte öğrenmeye inanan bireyler olarak Apaçık Radyo Açık Alan'da derin sulara dalıyoruz.

D. T: Dedikodu değil, deniz.

B. T: Hafif değil, derin.

D. T: Bugün balinaları konuşuyoruz. Beyaz balina. Nerede görülmüş dedin?

B. T: Avustralya'da. Geçtiğimiz Ağustos ayında.

D. T: Her beyaz balina albino değil. Bunu söyleyip albino olduğu bilinen ünlü bir kambur balinayı hatırlatmak isterim sana. Genelde Avustralya'da gözlenen Migaloo.

B. T: Migaloo'yu bilmez olur muyum? Wikipedia sayfası bile var.

D. T: Var gerçekten de. Migaloo bazı Aborjin dillerinde beyaz adam, "white fella" anlamına geliyormuş. Al sana Wikipedia bilgisi.

B. T: Çok iyi bir bilgi bu. Benim söz ettiğim yeni kayda giren bir kambur balina yavrusu. Happy Whale (Mutlu Balina) adında bir sivil inisiyatif var. Görünen balina Migaloo mu yoksa başka bir balina mı diye araştırmaya başlıyorlar hemen.

D. T: Tam da o ekip, adını geçirdiğin ekip. Beyaz yavru balinanın 2024'te Tonga Krallığı'nda doğmuş bir kambur balina olduğunu söylüyor. Altını kalın kalın çizmek lazım. Beyaz balinalar ender rastlanan canlılar. Balinalar zaten kıymetlimiz de beyaz olmaları hepten nadir kılıyor onları. Şimdi konuştuğumuz yavru beyaz balinanın adının Mahina konduğunu sanıyorum, öyle mi?

B. T: Mahina Tonga dilinde ay demekmiş. Bir şey soracağım. Bu araştırmalar balinaların kuyruklarına bakarak yapılıyor değil mi?

D. T: Evet. Balinaların kuyruk yüzgecinin alt kısmına bakıyorlar. Anatomik olarak "fluke" denen kısım.
Hepimiz bir biçimde görmüşüzdür. Bir videoda, bir fotoğrafta. Hani balina suya dalar, kocaman bedeni suda kaybolduğunda kuyruğu havada kalır. En son gördüğümüz şey kuyruk yüzgecinin alt kısmı olur. İşte bu kısım bizim parmak izimiz gibi biricik. Kuyruk yüzgeci üstündeki yaralar, renkler, kuyruğun şeklinin kendisi biricik izi oluşturuyor.

B. T: Ve biz bu kısmı kolayca gözlemleyebiliyoruz.

D. T: Gözlemliyoruz, fotoğraflıyoruz ve katalogluyoruz. Yani senle ben yapmıyoruz ama yapmak isterdik. Kuyruk yüzgeci fotoğraflarından kataloglar oluşturuluyor. Sonuçta Mahina'nın kuyruğu onun yeni bir balina olduğunu ortaya çıkarmış. Elde olan kuyruk fotoğraflarıyla kıyaslamışlar ve bu sonuca varmışlar.

B. T: Balinaların kuyrukları başka bilgiler de verir o zaman bize. Örneğin hangi balinalar hangi bölgelerde? Nasıl bir göç yolu izliyorlar? Sağlıkları nasıl?

D. T: Evet. Yani bizden, insanlardan ne biçimde etkilendiklerini de oradan söyleyebiliyoruz galiba.

B. T: Mahina'nın videolarına, fotoğraflarına baktım da çok güzel bir yavru. Görmek isteyenler için bir link paylaşalım istersen.

D. T: Güzel. Nereye koyalım linkleri?

B. T: Bizi dinleyenler konuşmamızda geçen kaynakların linklerini Apaçık Radyo Açık Alan sayfasında Mavi Magazin kaydının altında bulabilirler.

D. T: Peki bir sorum var. Hem Migaloo hem Mahina kambur balina. Türkiye sularında kambur balina var mı?

B. T: Aslında 2026 Ocak ayında Ege'de, Muğla, Bodrum açıklarında kambur balinalar görüldüğüne dair yerel gazetelerde haberler çıkmış. Açıkçası akademisyenler doğrulamadan bir şey söylemek zor.

D. T: Peki kesin olarak bildiğimiz hangi türler var Türkiye sularında?

B. T: Beş farklı balina türünden bahsedebiliriz. Ben bu bilgiyi Deniz Memelileri Araştırma Derneği kaynaklarından öğrendim. Bu dernek dönem dönem araştırma gezileri organize ediyor. 2019 yılında yapılan geziye gazeteci Mustafa Alp Dağıstanlı da katılmış. Daha sonra gözlemlerini, deneyimlerini ve elde ettiği bilgileri bir yazıyla paylaşmış.

D. T: Doktor Arda Tonay'ı biliyor musun? Duymuş muydun?

B. T: Evet, duydum.

D. T: Kendisine deniz memelisi uzmanı diyebiliriz. O, iki akademik arkadaşıyla, Dr. Ayhan Dede ve Ayaka Amaha Öztürk ile de bir makale kaleme aldı. Türkiye sularındaki balinalarla ilgili olarak. Bu makale 2025 yılında Atlas Dergisi'nde de yayınlandı açıkçası. Ben buradan çok bilgilendim. Arda Tonay geçen yıl bir de Atlas Dergisi'nin Keşfetmek İçin Bak adlı podcast serisinde konuştu. Çok güzel podcast bölümü o. Tavsiye ediyorum.

B. T: Deniz Memelileri Araştırma Derneği'nin az önce bahsettiğim gezisi ispermeçet , diğer adıyla kaşalot... Ve gagalı balinaları gözlemlemek amacıyla gerçekleştirilmiş. İspermeçet, dişleri en büyük olan balina. Moby Dick romanı ile ünlenen tür bu. Girit Yayı, Rodos Adası güneyi ve Finike açıklarında görülüyor. İspermeçet balinaları 1000 metreye kadar dalabiliyor ve 1 saat su altında kalabiliyor. Gagalı balinalarsa 3000 metreye dalabiliyor, 2 saat su altında kalabiliyor.

D. T: Bayağı etkileyici. Bir şey itiraf edeceğim. Bu söyleyeceğim şey beni biraz üzüyor ama bu balina türlerini, Türkçe adlarını söylüyorsun ya.

B. T: Evet.

D. T: Ben bir yabancılaşıyorum açıkçası tam hangi türden bahsediyorsun anlamıyorum.

B. T: Bilimsel kaynakların ve içeriklerin çoğu İngilizce. Veya yabancı dilde. Bu nedenle mi acaba?

D. T: Yani galiba tam da bu nedenle. Bu konuda konuşmaya devam edelim. Yalnız öncesinde dil bariyerine takılmayacak bir internet sitesine davet yapmak istiyorum. Çok heyecan verici bir proje. Adı Mavi Koridorları Korumak. Protecting Blue Corridors.

B. T: Herhalde balinaların göç yollarından söz ediyorlar.

D. T: Evet, balinaların hareketlerini haritalamak, göç yollarındaki tehlikelerin neler olduğunu görüp onları korumak amacıyla anlamlı çözümler önermek için yaklaşık 3 milyon kilometrelik bir alanı analiz edip bir harita ortaya koymuşlar. Siteye gidince belirli balina türlerinin nereden nereye hareket ettiğine hangi denizlerde hangi türlerin görüldüğüne bakabilirsin. Açıkçası benim için Akdeniz'i ve oradaki hareketi görmek çok heyecan verici oldu.

B. T: Böyle bir çalışma kapsamlı bir işbirliğiyle oluşmuş olmalı.

D. T: 50'den fazla partner kuruluş vardı diye hatırlıyorum. Dil konusuna dönersek, söz ettiğin kaşalotu ve hareketlerini görmek için "sperm whale"a bakmak lazım mesela o haritada.

B. T: Bu arada ispermeçet ile aynı balinadan bahsediyoruz. Yeni Latince'de "spermaceti"den geliyor. Yani sperm whale. Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı Türkiye bu balinaların Akdeniz'de korunmasına dair bir farkındalık çalışması yürütüyor bu arada.

D. T: Sözlüklere dair bu kafa karışıklığını gidermek, ayrıca Türkçe dışında, Türkiye dillerinde balinaya, denize, okyanusa ne dendiğini anlamak için biz de seninle mini bir sözlük yapmak istiyoruz değil mi?

B. T: Evet. Biz de bunun için kendi işbirliklerimizi yapmaya çalışıyoruz. Lazca, Kürtçe, Ermenice dillerini çalışan kişilerden destek talep ediyoruz.

D. T: Atölye Tekeli yapımı bir podcast olarak Mavi Magazin önce Apaçık Radyo sonra podcast platformlarında Denize Dair adlı bir dizi içerikle yayınlanacak.

B. T: Evet. Çok heyecan verici bir süreç bu ikimiz için. Bugünden Eylül'e kadar da bayağı bir süre var sözlük oluşturmak için. Bizim bu küçük çaplı çabamıza katkı verilmesini çok isteriz değil mi?

B. T: Kesinlikle.

D. T: Ne güzel olur. Örneğin bugün balinalarla ilgili konuşuyoruz. Balinalarla ilgili hangi dil ne demiş, ne diyebilmiş bilmek anlamlı olur.

B. T: Evet. İlgilenenler için hemen Mavi Magazin'in e-posta adresini vereyim. [email protected] 

B. T: Sözlük oluşturmaktan bahsetmişken Nişanyan'ın Sözlüğü'ne de bakıyoruz tabii. Ve örneğin öğreniyoruz ki Kemal Tahir Esir Şehrin Mahpusu eserinde hakaret etmek için susulan kaşalotu kullanmış.

D. T: Hayır, ya kaşalottan hakaret olmaz. Dünyada yaklaşık 350 bin kaşalot kalmış zaten. Ben kaşalot olmayı onur sayarım. *Yayında “yaklaşık 350” olarak verilen rakam 350 bin olmalı. 

B. T: Türkiye denizlerinde saydığım bu balinaların dışında nadiren görülen bir de uzun balina var. İngilizcesi "fin" balinası. Akdeniz'in en büyük, dünyanın ikinci büyük balinası. 17-20 metrelik bir memeli.

D. T: Evet.

B. T: Türkiye kıyılarında iki kez karaya vurduğu kaydedilen mink balinası ve İzmir Körfezi ile Gökçeada açıklarında görüldüğü kaydedilen yalancı katil balinayı da hatırlayalım.

D. T: Bu saydıklarının hepsi uzmanların net olarak Türkiye sularında görüldüğünü söylediği balinalar.

B. T: Evet.

D. T: Balina deyince evrim geçirmiş memelilerden söz ediyoruz. Spesifik olarak Setase (Cetacea) denen bir memeli grubundan bahsediyoruz. Dipnot, hipopotam bu memelilerin en yakın akrabası. Eski Yunanca "ketos", büyük deniz canavarı demekmiş. Ketos'un çoğulu ketea. Bunun Latincesi de Cetacea. Bu söylemesi zor ad, buradan geliyor. Hoş, ben İtalyanca düşününce bunun "çetea" diye okunabileceğini de düşünüyorum.

B. T: Setase grubu etçil. Önce karada yaşıyor. Sonra denize yakın yerlere geliyor. Denizden de besleniyor büyük ihtimalle. Ve denizden beslenmek hoşlarına gidiyor. Setase konusunda Türkiye'de yürütülen çalışmaları incelemek isteyenler TÜDAV, Türk Deniz Araştırmaları Vakfı internet sitesine göz atabilirler.

D. T: İyi oldu bu bilgi. Denizden beslenmek kesinlikle hoşlarına gidiyor olmalı çünkü günümüzden 40-50 milyon yıl önce denizde yaşamaya başlıyorlar. Önce sığ denizlerde yaşıyorlar sonra gittikçe derin sulara giriyorlar. Yaklaşık 30 milyon yıl önce ise Setase dediğimiz kocaman cüsseli bu memeli hayvan iki büyük adaptasyon geçiriyor. İlk adaptasyon ağızlarında gerçekleşiyor ve bunun sonucunda iki tip balina ortaya çıkıyor.

B. T: İngilizce'de "baleen", Fransızca'da "balen" denen tırnaklarımıza benzeyen yapıda plakalar üst damaklarında arka arkaya oluşuyor. Bu plakalar onların suyu süzüp küçük deniz canlılarını, karidesimsi canlıları ve planktonları yemelerine yarıyor.

D. T: Ağzında baleni olanlara dişsiz balina diyoruz. Birden fazla dişsiz balina türü var tabii. Örneğin Türkiye sularında görüldüğünü söylediğin fin balinası bunlardan bir tanesi. Burada ilginç bir haberi hatırlatmak istiyorum. Hatırla, Şubat 2025 genç bir adam ve babası kano ile denize açılır. 

B.T: Nerede? 

D.T: Şili'de, Magellan Boğazı'nda. O sırada bir kambur balina da aynı sularda beslenmektedir. Kambur balina dişsiz bir balina ya, dolayısıyla ağzına tonlarca suyu alıyor, suyu süzüp yiyeceğini yiyor. İşte tam da dipten yüzeye yükselip bu hareketi yaptığında ağzına suyu alırken, genç adam kanosuyla birlikte yutuluyor. Anlaşılan o ki ağzına büyük gelince balina kanoyu hemen tükürüyor. Neyse ki insan için mutlu son.

B. T: Ben bu videoyu hatırlıyorum. Sosyal medyada epey dolaşmıştı ve sanıyorum genç adamın babası çekmişti videoyu.

D. T: Babanın deneyimi korkunç olmalı.

B. T: Uzmanların dediğine göre balinaların boğazı oldukça dar. Dolayısıyla bir insanın balina tarafından yutulması mümkün değil.

D. T: Öyle mi? Carlo Collodi'nin ünlü öyküsü vardır, Pinokyo. Pinokyo ve babası Geppetto'nun balina tarafından yutulması tam bir hayal ürünü o zaman.

B. T: O ikili balinanın midesinde ateş de yakmıştı.

D. T: Doğru. Balina onları kusmuştu. Collodi'nin öyküsünden yıllar sonra Şilili birisinin bir balina tarafından tükürülmesi ise bir gerçek.

B. T: Bir de dişli balinalar var. Peki bir soru soracağım sana. Orka, yani katil balina,dişli bir balina mı yoksa yunus mu?

D. T: Setase grubu dediğimiz memeliler içinde farklı aileler var. Yunusgiller de bu aileler arasında. Bu nedenle bütün yunuslar balina diyebiliriz. Orka, yunus ailesinin en büyük üyesi ama aynı zamanda bir balina. Açıkçası okuduğum pek çok kaynakta orka hem yunus hem balina olarak geçiyor. Eğer yanlışım varsa bizi dinleyen bir uzman düzeltirse çok güzel olur.

B. T: Dişe veya balene sahip olmaları geçirdikleri ilk adaptasyon. Peki ikinci adaptasyon nedir?

D. T: Okyanusu keşfetmek için kullandıkları ses. Bir başka deyişle sonar. Sonar, İngilizce Sound Navigation and Ranging sözcüklerinden türemiş. Daha doğrusu bu sözcüklerin kısaltması. Sesin suda yolculuğu ve mesafe ölçümü diyebiliriz. Balinalar bir ses çıkarıyorlar. Bu ses suda uzun mesafeler kat ediyor. Bu esnada şeylere çarpıyor. Ve bu bilgi balinaya geri dönüyor. Gerçekten inanılmaz bir yetenek. Bence harikulade bir manyetik hassasiyet.

B. T: Bir balinanın, daha doğrusu deniz memelisinin hayatında ses büyük öneme sahip. Bizim gözümüz gibi. Yaşadıkları ortam sesle dolu. Sesle iletişim kuruyorlar. Avlarını, eşlerini, dostlarını, düşmanlarını sesle, sonarla tanıyorlar.

D. T: 2024 yılında Nature dergisinde yayınlanan bir makale dişsiz balinaların ses tellerine sahip olmadığını, bunun yerine özel bir doku sayesinde ses çıkartabildiklerini ortaya koydu. Ses kutusu deniyor buna. Ses kutusu balinanın aldığı havayı sese dönüştürmesini sağlıyor. Bu belki çok teknik bir bilgi, bilmemize gerek yok. Ancak aklımızda kalması gereken balinaların çıkardıkları sesin günümüzde denizde duyulan başka seslerden kısık kalabileceği.

B. T: Sanırım bahsettiğin askeri sonarlar, sismik araştırmalar, petrol, doğalgaz araştırmaları, gemi trafiğinin yarattığı gürültü bunların hepsi balinaların hassas işitme duyularına zarar veriyor. İletişimlerini engelliyor. Bu durum da balinaların strese girmesine sebep oluyor.

D. T: Evet. Roger Payne, önemli bir bilim insanı, biyolog. Balinaların dili, iletişimi üstüne çığır açan çalışmaları var. Hatta balinaların şarkısını dinleyip kayda alan bir bilim insanı olduğu için National Geographic 1979 yılında onun kayda aldığı balinaların şarkılarından bir plak yapmış. 

B.T: Bu çok ilginç. 

D.T: Şu anda onun öncülüğünde başlamış bir araştırma devam ediyor. Türkiye denizlerinde de görüldüğünü söylediğin kaşalotların konuşmasını deşifre etmeye çalışıyorlar. Keşke burada projenin tanıtım filmini döndürebilseydik. Merak edenler için linki muhakkak verelim.

B. T: Burada makine öğrenmesi yardımıyla balinaların iletişimini insanların kullandığı dile çevirmeye çalışıyorlar değil mi?

D. T: Evet, çok heyecan verici. Payne'in eskiden beri dikkat çektiği bir başka durum daha var. İnsanların sevgisiyle balinalara zarar veriyor olması.

B. T: Örneğin balinaları o kadar seviyoruz ki, Hawaii'ye, Norveç'e balina gözlemlemeye gidiyoruz. Ve onları gözleyeceğiz derken hayvanların ölümüne bile neden olabiliyoruz.

D. T: Balina görmeyi doğrusunu istersen ben de çok isterim. İtalya, Monako ve Fransa tarafından korumaya alınan Pelagos koruma alanı var. Orayı ziyaret etmeyi çok isterim mesela. Öte taraftan balina gözlemlerinin, global olarak ondan elde edilen turizm gelirinin 2 milyar dolardan fazla olduğunu duyunca ortada saf duyguların ötesinde bir şeylerin olduğunu görebiliyor insan.

B. T: Balina görmenin bir faydası, belki de en büyük faydası, onların bu dünyada bizimle yaşadıklarını unutmamak. Ve biz insanlar için, aslında bütün dünya için ne büyük öneme sahip olduklarını hatırlamak.

D. T: Şimdi sen böyle deyince, bizim için öneminden söz edince, balinanın, bu kocaman memelinin bedeninin, mesela karbon salınımının bertaraf edilmesi için ne kadar önemli olduğunu hatırladım.

B. T: "Whale pump" denen şeyden söz ediyorsun değil mi? Bu balina sifonu ya da balina pompası şeklinde açıklanabilir.

D. T: Evet. 

B.T: Balinalar dipte besleniyor. Sonra yüzeye nefes almaya çıkıyor. Bu iniş çıkışın kendisi bir pompa etkisi gösteriyor. Besin maddelerinin okyanus içinde hareket etmesini sağlıyor. Ayrıca yüzeye yakın kısımlarda çiş ve kaka yapıyor balina. Bu organik atık, fitoplanktonların bazı yüzen bitkilerin beslenmesini sağlıyor. Yani balina kakası yalnızca parfüm için aranan pahalı bir madde değil, okyanusların sağlığı ve devamlılığı açısından da besleyici bir madde.

D. T: Balina dışkısından fitoplanktonlar besleniyor dedin ya, fitoplanktonlar insanın ürettiği karbondioksitin üçte birini emiyormuş. Yaklaşık 37 milyar ton karbondioksit demek bu. Bir de yalnızca derinden yüzeye çıkması değil, balina çiftleşmek veya doğurmak için besin değeri yüksek sulardan daha verimsiz sulara göç ediyor. Bu da okyanusların canlılığına katkı sunuyor. Göç yolunda ve vardığı noktalarda yine fitoplanktonların oluşmasına katkı sağlıyor balina.

B. T: Bu oranın Amazon yağmur ormanları ve diğer ormanların emdiği karbondioksitten fazla olduğunu belirtelim. Zaten fitoplanktonlara yüzen orman da deniyor. Onlar dünya oksijeninin yarısını üretiyor.

D. T: Boşu boşuna yaşam denizle başlıyor demiyoruz. Dünya Doğayı Koruma Vakfı balinaları korumanın dünyayı korumak olduğunu söylüyor. Onu da anlıyorum. Senin özetlediğin balinanın yarattığı yaşam dengesine bir ek de bu güzelim hayvanların kocaman cüssesinden geliyor aslında. Çünkü balinalar da bedenlerinde karbondioksidi biriktirebiliyorlar tıpkı ağaçlar gibi ve öldüklerinde eğer kıyıya vurmazlarsa tabii bedenleri okyanusun dibine çöküyor. Böylece bedenlerinde biriken karbondioksit bizden uzaklaşmış, tecrit edilmiş oluyor. Bedeni çürüdükçe de civardaki deniz hayvanlarına besin olduğu için yine karbondioksitin atmosfere dönmesine engel oluyor.

B. T: Tek bir balina bile yaşam için ciddi bir öneme sahip. Kesinlikle öyle. Şimdi seni Yeni Zelanda'ya götüreceğim.

D. T: Hadi.

B. T: Burada parlamento balinalarla ilgili bir kanun çıkarmaya çalışıyor. Yeni Zelanda Maori Kralı, 2024 yılında ölümünden önce Pasifik yerli liderlerini, balinaların haklarını tanıyan bir bildiriye imza atmaya teşvik etmişti. Şimdi bu çaba Yeni Zelanda'da bir yasaya temel oluşturuyor. Yeni Zelanda milletvekilleri balinaların göç etme, doğal davranışlarını ve kültürlerini koruma, hasar görmüş yaşam alanlarını restore edilerek sağlıklı bir ortamda yaşama haklarını onaylayan bildiriyi temel alan bir yasa tasarısı hazırlıyorlar. Bu yasa tasarısıyla balinalar tüzel kişi olarak tanınacaklar. Ve kendi yaşam alanlarını etkileyen, tehdit eden faaliyetlerin tümüyle alakalı düzenlemeler gerçekleşecek. İşte az önce de söylemiştik, nakliye, balıkçılık, derin deniz madenciliği, kıyı gelişimi gibi.

D. T: Böyle parlamentolara ihtiyacımız var. Balinanın kültürü dedin ya, bilim insanlarının bununla ilgili söylediği o kadar merak uyandırıcı şeyler var ki, onu belki ileride konuşuruz.

B. T: Olur.

D. T: Yeni Zelanda'nın aksi iki örneği de hiç unutmamak lazım. O yüzden söyleyeceğim onları da. Biliyorsun belugalar , beyaz dişli balinalar, çok sosyal hayvanlar, vahşi ortamlarında sürüler halinde yaşıyorlar. Aynı zamanda insanla çok rahat temas kurabiliyorlar. Belki bu yetenekleri onları mahveden bir şey. Çünkü asker yapılmak için esir alınabiliyorlar.

B. T: Yıl 1992, Kırım, Sivastopol'da bulunan... Biyoteknik Sistemler Enstitüsü'nden bir beluga güneye doğru kaçıyor ve Gerze'ye ulaşıyor. 

D.T: Aylardan Nisan. Gerze halkı kendileriyle temas kuran, sosyalleşen beyaz balinayı çok seviyor. Akşam haberlerinde onun ne yediğini, nasıl yediğini, ne yaptığını dinliyoruz. Bütün ülkenin gözü belugada. Adına Aydın koyuyoruz. Seviyoruz Aydın'ı. 

B.T: Ve Rusya askerini geri istiyor. Halk itiraz etse de geri verilmesine, Rusya'ya iade ediliyor Aydın.

D. T: Evet. Kasım 1992. Aydın bir defa daha Gerze'ye geliyor, ortaya çıkıyor, burada yaşamaya başlıyor. Ancak Temmuz 1993'te ortadan yok oluyor ve kimse ne olduğunu bilmiyor. Bir Associated Press videosu var. Aydın'ı görmek isteyenler, o zamanın Gerze'sini görmek isteyenler için onu da verelim belki. Dikkat çekmek istediğim bir başka şey var. O da Aydın'ın hikayesine çok benzeyen bir başka bir video hikayesi. Olay bu sefer Norveç'te geçiyor.

B. T: Norveç kıyılarında üstünde koşum takımı olan bir beluga görülüyor. Beluganın üzerindeki teçhizat kamera monte edilebilecek özellikteydi. Yıl 2019. 

D. T: Norveççe "hval" balina anlamına geliyor.Hval ile Vladimir'in dimirini birleştirince belugaya "Hvaldimir" diyorlar, böyle bir ad koyuyorlar. Bu arada Vladimir Putin'in ilk adı Vladimir. Hvaldimir tıpkı Aydın'ın Gerze'de yarattığı tarzda bir heyecan yaratıyor yerel halkta. Herkes onu görmeye geliyor. İnsanlar botlarla, teknelerle açılıp ona dokunmak istiyor, beraber yüzmek istiyor.

B. T: Tabii bilim insanları beluga için endişelenmeye başlıyor. Acaba ortaya çıktığı yerde mi kalsa yoksa İzlanda'ya mı götürsek diye tartışıyorlar. Bu tartışma bilim dünyasını ve uzmanları ikiye bölüyor. 

D.T: Neden İzlanda? 

B.T: İzlanda'da da Çin'den kaçtığı düşünülen bir beluga var o sırada.

D. T: Hvaldimir'in geldiği yerde mi kalmalı, yoksa başka yere mi gitmeli tartışması yalnızca Norveç'teki bilim insanlarını, sivil inisiyatifleri bölmekle kalmamıştı. Dünya çapında ses getirmişti. Norveçli karar mercilerine mektuplar yazılmıştı falan. Peki sonuç? Ağustos 2024'te Hvaldimir'in cansız bedeni okyanusta bulundu. Kasıtlı mı öldürüldü yoksa doğal nedenlerle mi öldü, ki artık bu şartlarda ne kadar doğal olduğunu söyleyebiliriz? Bu hala insanlar tarafından tartışılan bir şey.

B. T: Deminden beri konuştuklarımız bana dünyada tek bir deniz olduğunu net olarak gösterdi.

D. T: Balinaların sürekli hareket halinde olması bana da ayrıca bu dünyada doğal olanın göç etmek olduğunu düşündürdü.

B. T: Beslenmek için bir yerdesin, çiftleşip doğurmak için başka bir yerde.

D. T: Evet. Ve bunu yapabiliyorsun çünkü tek bir deniz var. Birbiriyle bağlantılı tek bir su.

B. T: Deniz tek ama hukuk tek değil.

D. T: Doğru söyledin. Balinalar geçtiği rotada kim bilir kaç farklı ulusal hukukla karşılaşıyor. Açık sularda hukuk bile yok. Kimsenin bakmadığı alanlar var. Bu nedenle son zamanlarda uluslararası hukuk ve deniz çalışan akademisyenler doğayı koruma ve uluslararası hukuku yeniden gözden geçiren çalışmalar yapıyorlar. İlginç şeyler oluyor.

B. T: Ben Betül Tekeli.

D.T: Ben Didem Tekeli

B.T: Burası Mavi Magazin’di.

D.T: Bugün balinaları konuştuk.


Mavi Magazin akışında geçen bilgilere dair linkler