Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü ve altındaki öğrenci toplulukları, yerlerinden edilmiş olsalar da atölye çalışmalarına Güney Kampüs Meydanı’nda devam ediyor. Sürecin zorluklarını ve gelecek planlarını kendilerinden dinliyoruz.
İlksen Mavituna: Apaçık Radyo'da Açık Dergi programı devam ediyor. Evet bugün 11 Mart 2026 Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlanıyoruz. Erk Vargez'le buluşacağız bu akşam yayında. Güzel Sanatlar Kulübü yönetim kurulunun bir üyesi olarak geçtiğimiz günlerden bu yana Boğaziçi Üniversitesi kampüsünden Güzel Sanatlar Kulübü topluluğunun hem başına gelenleri hem de şu an meşgul olduklarını konuşmak istedik.
Önümüz bahar. Normalde yıllar boyunca aslında festivallerle vesaire andığımız, hatırladığımız bir mevsim. Fakat oldukça zorlu geçiyor Güzel Sanatlar Kulübü mensupları için. Boğaziçi Üniversitesi'nde biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde bir sabah uyandık, öyle haberler aldık ki... Kulüp odaları boşaltılmış ve öğrenciler kulüpsüz ve mekansız kalmış vaziyette idiler. Belki bir kısmınız bu noktada bırakmıştır, bu haberleri takip etmeyi. Ülkenin de gündemi malum çok yoğun hem de dünyanın gündemi çok yoğun.
Ama öğrenciler durmadılar, bizim bıraktığımız yerde kalmadılar tabii ki. Yoğun bir faaliyet ve koordinasyon halindeler. Biz de Erk Vargez aracılığıyla, orada olup bitenleri öğrenmek aracılığıyla o tarafa mikrofonu uzatacağız. Hoş geldiniz.
Erk Vargez: Hoş bulduk. Çok sağ olun beni çağırdığınız için, bizi çağırdığınız için.
İ. M: Siz sağ olun, zaman ayırabildiğiniz için bizlere. Oldukça, nasıl söyleyeyim, kaotik bir zamandan geçiyoruz. Sizin koordinasyonunuzda olup bitenleri şöyle bir duyalım istiyorum, aktaralım istiyorum dinleyicimize ama... Şimdi Güzel Sanatlar Kulübü, onun etrafında oluşmuş bir topluluk ve işte yapılandırılmış bir yönetim kurulu vardı yıllardır işlemekte olan. Biraz aslında bu yapıyı anlatalım isteyeceğim. Sonra şu anda halihazırda olup bitenlere de geçme fırsatını buluruz. Az evvel yanlış herhalde tarif etmedim, Erk Bey. Güzel Sanatlar Kulübü mekansız kaldı dedim. Yıllardır süren bir sistem vardı. Nasıl böyle bir sonuçla karşı karşıya kalındı? Hadi siyasi yorumu şimdilik isterseniz paranteze bırakalım ama bence teknik kısmı konuşmak zaten siyasete de ulaştıracak bizi. Ne yapardı Güzel Sanatlar Kulübü, toplulukları nasıl işlerdi, nasıl bir mekanı vardı ve en son neler oldu bir anlatmanınızı rica edeyim.
E. V: Tabii. En son genel süreci aktarmadan önce, bizim elimizden alınan yerden bahsedeyim. Güzel Sanatlar Kulübü 1982'de kuruldu ve o günden beri aslında kulüp içinde bulunduğu atölyeyle, bir halde; yani neticede Güzel Sanatlar Kulübü... İçinde bulunduğu atölyeyle bir halde bir şekilde ilerledi. Yani o atölye mesela başka herhangi bir kulübün odası alınmış gibi bir şey. Böyle bir şekilde bakamamalıyız buna, böyle bir şekilde bakamayız. Olan şey çok bariz bir şekilde Güzel Sanatlar Kulübü'nün bir bütün halde elinden alınmasıyla eşdeğer bir mesele. Çünkü o atölye orayı o kulüp yapıyordu. O mekan çok bu konuda önemli, belirleyiciydi. Evet, çok belirleyiciydi. Eskiden işte orada bir şey vardı, seramik fırını vardı. O 2000'lerin başında işte bir duvar örüldü. Böylece iki tane oda oluştu bizim bugün eski dediğimiz atölyemizde. Bir tane büyük yer var, orası asıl atölye. Bir de bir işte kapıyla bağlanan bir ara yer var, orası da ahşap atölyesi. Ahşap atölyesinin içerisinde saz yapımı yapılırdı, ahşap oymacılığı yapılırdı, tornacılık yapılırdı. Bunlar zaten klasik. Bunun dışında Güzel Sanatlar Kulübü; kolaj, linol baskı, yağlı boya, kara kalem, heykel gibi birçok farklı sanat alanında üretim yapan bir kulüptü zaten. Mesela geçen dönem, sadece geçen dönem yaptığımız atölyeler var: İşte origami, seramik, ahşap oymacılığı, linol baskı, nail art, dikiş gibi. Bunların hepsi tamamen öğrenciler tarafından bu konuda ilgisi olan, bilgisi olan, tecrübeli olan öğrenciler tarafından başka öğrencilere verilen tamamen kulüp etkinliği olan, tamamen ücretsiz atölyeler, workshop'lardı.
İ. M: Evet. Durum buydu. Evet, yani bu arada oradaki alet edevatın da az evvel saydığınız faaliyetleri yapmak için... gereken araçların falan da mezun ve öğrenci inisiyatifleriyle alınmış mallar olduğunu da söylemek lazım galiba. Bunlara erişiminizin olmadığı bir noktadayız bu arada, bunu da konuşacağız tabii ki.
E. V: Evet, yani şu an şey bize yeni "tırnak içerisinde" tahsis ettikleri atölye diyemeyeceğimiz, oda diyebileceğimiz yerden de detaylıca bahsedebilirim. Hepimiz gidip gördük orayı. Tabii şu an şey yok da işte Evet, hem diğer odası elinden alınan kulüp olan Müzik Kulübü, hem de Güzel Sanatlar Kulübü. Bu odalar senelerdir özellikle bu kulüpler için çok emek vermiş mezunlar tarafından da yardım edilen yerlerdi maddi açıdan. Bunların hepsi yani gerçekten tabiri caizse hiçbir taviz, hiçbir şekilde, hiçbir iletişim, hiçbir diyalog olmadan elimizden alındı dense yeridir yani. Evet.
İ. M: Evet ve bunun da aslında geçen yıllarda yani 82'den bu yana işleyen bu sistemin teamüllerine tamamen aykırı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Pek çok şey de burada yani emeğin göz ardı edildiğinin aslında altını çizmek istedim az evvel. Yani mezunlar ve öğrencilerin inisiyatifleriyle alınmış makinelerden bahsederken bir yandan yıllar boyunca kulüp üyelerinden alınan aidatlar, ortaklaşa sunulan bir hani bütçe var; bu sistemi de aslında bir manada yok sayan bir müdahaleyle karşı karşıya olduğunuzu da söylemek önemli. Bu konuya ilişkin aslında söyleyecekleriniz varsa yani işleyiş nasıldı biraz onu aslında anlamaya çalışıyorum da GSK ve çevresinde...
Evet, tabii ki üniversite yapısına bağlıydı. Burada üniversiteden izinlerle etkinlikler yapılıyordu, hiç şüphesiz. Ama bir manada da kendi yönetimi bakımından da inisiyatifin olduğu, neredeyse özel diyebileceğimiz bir alandan konuşuyorduk, değil mi? Yanlış mı yorumluyorum?
E. V: Yok, bayağı doğru yorumluyorsunuz. Bu doğru. 2023'te... Biraz oradan şey yapacağım. 2023'te bu GSK'nın ve Müzik Kulübü'nün de alt katında bulunduğu, bodrum katında bulunduğu bizim eski atölyelerimizin olduğu bina, Hamlin Hall binasının içerisinden tüm kulüpler; GSK ve BÜMK çıkarıldılar. Onlar çıkarılmadan önce o kulüplerin bulundukları odalarda da o kulüplerin özelliği vardı. Onlar çıkarıldıkları zaman bu özellik yok edildi tabii. GSK ve BÜMK'ün böyle bir özelliği vardı. Bugün de onun elimizden alındığını görüyoruz. İşleyiş konusunda şunu söyleyebilirim: Kendi yönetim kurulu işte her sene tekrar seçilmek suretiyle kendi yönetim kurullarıyla iş yapan bir kulüptü. O atölyede neler yapılacağına vesaire vesaire bunlara genelde o yönetim kurulu karar veriyor diyemem; genelde aktifler karar veriyordu. Aktif üye kavramı vardı GSK'da. Bu aktif üyelerin kararıyla, onlarla alınan toplantılarda bu iş yürütülüyordu. Bunu söyleyebilirim. Onun dışında, yani bu şeyi de tabii vurgulamak istiyorum: GSK'nın atölyesi burada sadece GSK'nın atölyesi olarak ele alınmamalı. O atölye üniversitedeki her öğrenciye her daim açıktı. Mesela Boğaziçi'nde kulüplerin altında toplulukların olduğu bir sistemle kulüpçülük ilerliyor. GSK'nın altında moda topluluğu vardı ve örgü topluluğu vardı. Ama bu iki topluluktan olmayan insanlar da, hatta hiçbir kulüple hiçbir bağlantısı olmayan insanlar da sadece gelip atölyenin malzemelerini kullanıp atölyede sanat üretebilirlerdi. Hiçbir zaman GSK, ne aktifleri ne yönetim kurulu böyle bir şeye muhalefet etmediler. Her zaman bunu da çok büyük bir değer olarak gördük. Bunları söyleyebilirim genel işleyişle ilgili.
İ. M: Evet herkese açık bir ortamdı. Anladığımız kadarıyla malzemelerin herkesin kullanımına açık hale geldiği, aslında bir tür sosyalleşme ortamı olduğu da söylenebilir. Bir yandan da evet öğrencilerin bir araya gelip oradaki ortamı iyileştirmelerine de müsaade eden... progresif bir yapıymış benim anlayabildiğim kadarıyla. Bu arada GSK diyoruz, Güzel Sanatlar Kulübü yapısından bahsediyoruz. Onların altında oluşmuş olan tabii ki başka topluluklar ve atölyeler var. Bu atölyeler de tüm üniversiteye ve öğrencilere açık. Yani aslında kampüse çok özgün bir dinamizm getiren yıllar içerisinde oluşmuş bir yapıyı tarif etmekteyiz şimdi atölyesiz bırakıldığını söylediğimiz Güzel Sanatlar Kulübü'nden bahsederken. Evet böyle söylemek galiba doğru değil mi? Yani atölyesiz bırakıldı demenin tabii bazı, benim de çekindiğim noktaları var. Zira bir ikinci alan tahsis ediliyor, az evvel işaret ettiniz. Biraz orayı konuşalım. Nasıl öğrendiniz bir kere? Önce bir oraya gelelim. Güney Kampüs'teki atölyeden çıkarıldığınızdan nasıl haberdar oldunuz? Aktif üyeleri olarak Güzel Sanatlar Kulübü'nün o sabahı hatırlıyor musunuz ya da o günü?
E. V: Tabii, anlatayım. Yani benim haberdar olma hikayem zaten ben ve herkes nispeten aynı şekilde haberdar olduk. Bayağı bildiğimiz Öğrenci İşleri, artık dekanlık değil adını değiştirdiler, Öğrenci İşleri Koordinatörlüğü oldular sanırım, onlar... Bizim başkanımızı, Güzel Sanatlar Kulübü'nün başkanını aradılar ve konuşmak istediklerini söylediler. Başkanımız gitti ve bayağı dediler ki "Şu tarihe kadar çıkın. Orayı boşaltın. Biz size başka bir yer vereceğiz, Hisar Kampüs'te." Hisar Kampüs, asla Güney Kampüs kadar öğrenci hayatına yakın bir yer değil. Bu birinci problemdi. İkinci problem, biraz öbür tahsis edilen odanın da detaylarına giriyorum, orayı gittik gördük bazılarımız ve durum şu: Orası asla ve asla Güzel Sanatlar Kulübü'nün iş yapabileceği, herhangi bir sanat üretimi yapabileceği, öğrenci kitlesiyle buluşabileceği bir yer değil. Eşyaların sığacağı bir yer de değil. Yani şu anki atölyenin dörtte biri gibi bir oda vardı elde. Biz bunu söyledik. Yönetime biz bunu sayamayacağım kadar dile getirdik. Aldığımız her cevap, her zaman "bakarız" minvalindeydi. Dürüst olalım, bizim kişisel fikrimiz... bizim mağdur edildiğimiz ve bu mağduriyetin de süreceğini düşünüyoruz. Sadece bizim de mağdur edildiğimiz değil, tüm öğrenci kitlesinin mağdur edildiği bir şeyden bahsediyoruz az önce saydığım şeylerden mütevellit. Burada sadece bir kulübün veya birkaç kişinin kaybından ziyade koskoca bir kültürün, koskoca bir öğrenci mekanının elimizden alındığını düşünüyoruz. Yani yerine tahsis edilen oda hakkında da şunu söyleyeyim şu an odaya girmemize izin verilmiyor.
İ. M: İşte esas gariplik burada. Kapı kilitli diye öğrendim ben de başka arkadaşlarla bu süreçten önce konuşurken. Kapısı kilitli bir tahsis edilmiş odadan bahsediyoruz şu anda.
E. V: Aynen. Kapısı kilitli, tahsis edilmiş bir oda var. Odaya giremiyoruz. Odaya girememenin ötesinde bir sürü farklı problem var. Mesela bu eşya taşınma, o süreci de aktaracağım elbette. Eşyalar taşındı ve şu an benim hatırladığım kadarıyla Güzel Sanatlar Kulübü'nün tüm eşyaları bir odayı değil, bir katın tamamını kaplıyor. Çünkü biz zaten bunu uyarmıştık; "Bizim eşyalarımız buraya sığmayacak" demiştik. Bir katın tamamı bizim eşyalarımızı alıyor sadece. Bu da böyle bir durum yani.
İ. M: Evet. Yani aslında kullanılamaz halde bir mekanda olduğunuz için ve dolayısıyla siz de kurul olarak, yani öğrenciler olarak bu alanı kabul etmediniz, değil mi? Böyle bir doğrudan temasınız da oldu diye anlıyorum ama burayı sizden öğrenmek isterim. Yönetimle, koordinasyonla.
E. V: Tabii. Doğrudan temastan kastınız ne tam olarak?
İ. M: Evet, yani bu tahsis edilen yeni odanın kabul edilmediğini biliyorum Güzel Sanatlar grupları tarafından. Orada süreç nasıl ilerletildi onu öğrenmek isterim. Ve şimdi atölyelerin önünde faaliyete geçtiniz. Burada eksik gedik ne? Yavaş yavaş da onu konuşmaya başlarsak iyi olur hani süreyi kullanmak namına. Çünkü yaptığınız, yapmak istediğiniz çok şey var dediğim gibi önümüz bahar. Bir an önce o kısmı da konuşmaya başlayalım. Sadece şu geçiş süreci, yani o inisiyatif nasıl alındı? "Tamam, biz atölyeye, tahsis edilen mekana girmiyoruz ama faaliyetimizden de geri durmayacağız" inisiyatifini nasıl aldınız onu sormaya çalışıyorum.
E. V: Biz ilk, başkanımızın çağrılması vesilesiyle öğrendiğimiz şeyden sonra bir toplantı aldık. Ve bu toplantıda çok hızlı bir şekilde bir konsensusa vardık. "Bu mevcut atölye tüm öğrencilerindir ve biz bunun elimizden alınmasına müsaade etmeyeceğiz" dedik. Ve bu karar orada verildi. Bu kararı... yani sadece GSK'yı bırakın, sadece kulüpleri bırakın... öğrenci kitlesinin tamamının... bu kararı en mantıklı değil, tek mantıklı karar olarak bulduğunu da düşünüyorum. Tabii bu süreç boyunca biz bu kararı verdikten sonra... şey olmadı işte... güllük gülistanlık geçmedi. Bize "3 Şubat Cuma günü çıkacaksınız" dendi. 6 Şubat'ta biz onlarla bir toplantı daha aldık yönetimle. Bu aldığımız toplantıda bize bir ek süre verileceği söylendi. 7 Şubat Cumartesi günü gece 2'de kampüse girişler kapatıldı, bunu zaten bayağı şey oldu, kampüse girişler kapatıldı ve sabah 6'da tüm atölyedeki eşyalar ve Müzik Kulübü'nün de eşyaları taşındı. Yani bir de böyle bir şey var: Cumartesi günü sabah 2'de kampüsü kapatıp, öğrenci alımını kapatıp zorla taşıtmak gibi bir durum var. Bir de üstüne üstlük bir yalan ile; yani "ek süre vereceğiz" yalanı ile. Bu da apayrı bir durum tabii.
İ. M: Şüphesiz, evet burada da apayrı etik bir başka boyut var. Çokça tartışmaya çalışıyoruz zaten Boğaziçi Üniversitesi'nin değerli akademisyenlerinin, öğrencilerinin ortaya koyduğu iradeyi izlemeye çalışırken de... Çoğunlukla referans vermeye çalıştığımız etiğin yokluğunda alınmış bir yaptırım var burada şüphesiz. Peki burada kayıplar oldu mu eşyalar taşınırken?
E. V: Evet. Bu konu çok ilginç bir konu çünkü herhangi bir kayıp olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü göremiyoruz. Şu an girip o koridoru görme şansımız da yok yani binaya da giremiyoruz. En son işte bundan birkaç hafta önce denemiştik ve yok, almıyorlar bizi içeri. İçeri almadıkları için eşya sayımı yapamıyoruz. Şunu biliyoruz: Taşınma esnasında bizim bir konsolumuz vardı ve bu konsol kırıldı. Onu biliyoruz. Oyun konsolu değil; eski odun konsollardan, üstünde bir televizyon duruyordu. O kırıldı, onu biliyoruz çünkü oradaydık. Ama onun dışında mesela şu an kampüste bizim hangi eşyalarımız var vesaire... Hani şöyle düşünün, akrilik boya almak için gidiyoruz ve akrilik boya vermiyorlar. Akrilik boyamızı alamıyoruz. Hiçbir eşya sayımı yapamıyoruz. O açıdan kaybımız var mı, varsa ne kadar var bunların da sayımının yapılması lazım ve ona bile yapmamıza izin verilmiyor yani.
İ. M: Evet. Yani bunu tabii özellikle soruyorum çünkü... bir yandan etkinliklere de devam ediyorsunuz, buradan da şunu çıkarıyorum tabii ki: O zaman yeni etkinlikleri yapmak için ne gerekiyorsa bunu da siz derleyip topladınız, bir yere getirdiniz. Yanlış mı anlıyorum?
E. V: Doğru anlıyorsunuz. Bu çok büyük oranda bizim inisiyatifimizle ilerleyen bir durum. Yani kendimiz... işte hem başka arkadaşlarımız olsun hem biz olalım, kendimiz bu süreci yürütmeye çalışıyoruz. Etkinlik yapacağımız zaman da kendimiz şey yapmaya çalışıyoruz. Tabii bu daha ne kadar sürecek onu da bilmiyoruz. Bu bizim çok şikayet ettiğimiz bir durum. Kendi boyalarımızı kullanamamak... bir sanat grubu, bir güzel sanatlar grubu olarak çok vahim bir durum. Ve bunu daha ne kadar sürdürecekler? Bize ne zaman o odaları kullanma... Hani bir de "kullanma izni vermeleri" lazım, bir de öyle bir komiklik var. Ne zaman kullanma izni verecekler gibi bir cümle kurdurtuyor bize şu anki durum. Ve yani bu cümle bile bence tek başına aslında çok şey bir resim çiziyor; nasıl bir durumda olduğumuzun resmini çiziyor. Yani biz sonra bu Cumartesi günü sonrası 9 ve 11 Şubat'ta eylemler yapıldı okulda. Ve bu eylemlerde de hiç çekinmediler kampüse polis sokup şiddet uygulamaktan. Yine aynı şekilde, maalesef. Ve hatırlatırım bu böyle "tırnak içerisinde" insanların çoğunun çok siyasi göreceği bir durum değil. İki tane sanat kulübü var; Müzik Kulübü ve Güzel Sanatlar Kulübü. Bu iki kulübün odasına el konuluyor. Öğrenciler de "Lütfen koymayın" dendiği zaman şiddete uğruyorlar. Bu böyle yani.
İ. M: Evet, bunu da bütün olağan gerçekliğiyle hakikaten konuşmak, yansıtmak gerekiyor diye düşünüyorum bir tepki oluşabilmesi için. Yine de siz sürdürüyorsunuz Güney Kampüs Meydanı'nda buluşmaları. Bu şiddet ortamına rağmen devam ediyor. Hatta işte birlikte üretme ruhundan da uzak değilsiniz. Geçen hafta 20 civarı kulübün katılımıyla mesela bir şenlik yapıldığını biliyoruz. Neydi adı? Gürültü Panayırı olduğunu öğrendim.
E. V: Gürültü Panayırı, evet. Onu da işte özellikle Güzel Sanatlar Kulübü ve Müzik Kulübü gibi o kulüpler başta olmak üzere biz böyle bir şenlik düzenledik. Çok da güzel oldu bence. İnsanlardan da aldığımız tepki buydu. Biz şöyle düşünüyoruz: Bizim için atölyemiz sadece içerisi değil, aynı zamanda dışarısı da bizim atölyemiz. O odanın dış kısmı da bizim atölyemiz ve biz oraları da bırakmayı düşünmüyoruz. Oralarda hem Müzik Kulübü olsun hem Güzel Sanatlar Kulübü olsun etkinliklerimizi yapmaya devam ediyoruz. Orada resim çizmeye devam ediyoruz. Orada buluşup sohbet etmeye devam ediyoruz. Neticede o atölye bizim için sadece bir öğretim alanı değil, aynı zamanda sizin de söylediğiniz gibi bir sosyalleşme alanıydı. Biz bu iki fonksiyonu da orada bırakmamayı planlıyoruz. Ayrıca önümüzde iki tane sergi var. Biri 13 Mart Cuma günü. O da... başka kulüplerle yaptığımız bir şey, dayanışma sergisi olacak. Bu süreçte yaşanan şeyleri vesaire özellikle göstermeye çalışacağız.
İ. M: Bunun dışında farklı üniversiteler... Yani bu son ihraç sürecine ilişkin süreci mi yansıtmaya çalışacaksınız, netleştirmek için soruyorum?
E. V: Evet, evet. Hem o ihraç sürecinin özellikle böyle bir alevlendirdiği dayanışma... "Biz gruplar olarak dayanışıyoruz" gibi bir fikrimiz var. Ayrıca bu, atölyemiz elimizden alındıktan sonra yapacağımız ilk sergi olacak. Onun dışında... daha detaylarını tam açıklamadığımız bir sergi daha var işte; konuşuyoruz başka üniversitedeki sanat gruplarıyla. Onlarla "Gürültü ve Sınırlar" temalı bir sergi yapmayı düşünüyoruz. Evet, Gürültü ve Sınırlar. Biz yaşanılan şeyin ne kadar dramatik ve kötü olsa da bir sanat konusu olabileceğini düşünüyoruz. Her dramatik ve kötü konu gibi sanat konusu olabilir. Ve biz sadece sözümüzle veya etkinlikler yaparak değil, aynı zamanda sanatımızla da bize yapılan tabiri caizse zorbalığın iyice dışa vurumunu göstermeyi planlıyoruz.
İ. M: Evet, bir sanat kulübü olarak sanatla ifade edeceksiniz direnişinizi. Hem olup biteni hem de şu an içinde bulunduğumuz durumu "Gürültü ve Sınırlar" başlıklı bir ikinci sergi de olacak. Bu hafta sonu kampüste olacağını anladığım ilk sergiden ayrı. Bildiğim kadarıyla en az beş üniversite de destek verecekmiş size. Belki sayıları da artar. Önemli değil ama sayı 5, 4, 6... oraya da hani çok takılmayalım ama burada aslında üniversitelerin yan yana gelmesinin çok daha önemli olduğunu düşünüyorum ben sayı vermektense.
E. V: Evet, ben de aynı şekilde. Çünkü evet, hani ben bugün buraya mesela Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü olarak geldim vesaire ama aslında bizim yaşadığımız şeyler tüm Türkiye'de üniversitelerin yaşadığı bir durum. Tabii. Bu sadece bize özgü değil. Bugün bizim derdimiz olabilir çünkü en gündemde olan şey bize oldu yakın tarihte. Ama bu her kulübün başına gelebilir. Her üniversitedeki her kulübün başına gelebilir. Bu genel bir politika olarak sürdürülen bir süreç bizce.
İ. M: Doğru. Doğru, çok haklısınız. Peki dinleyenler, ilgililer size nasıl ulaşabilirler sergiler için?
E. V: Bizim Instagram hesabımız var, oradan ulaşabilirler. Özellikle orayı çok sık kullanıyoruz. Yaptığımız her şeyi, Panayır'dan tutun ürettiğimiz sanat eserlerine kadar orada paylaşıyoruz.
İ. M: Nedir sayfanın ismi, handle'ı?
E. V: Sayfanın ismi, hemen söyleyeyim: "gskbogazici". Aynen, gskbogazici.
İ. M: gskbogazici olarak irtibatlanabilirler sizinle.
E. V: Evet. Bizim bu süreçte ayrıca yaptığımız şeylerden biri sanat kurumlarına ve sanatçılara ulaşmak oldu. Özellikle onların yardımını bekliyoruz. Herkes bizi anlar ama özellikle onların bizi anlamasını bekliyoruz. Onların yardımlarıyla da bir sürü şey yapmayı düşünüyoruz; bu sergiler vesaire gibi şeyler... Bunlar sadece "Atölyemiz elimizden alındı, hadi bir hızlıca bunu yapalım" tarzı değil. Biz bir kulüp olarak faaliyet sürdürmeye devam edeceğiz ne olursa olsun.
İ. M: Evet burada tabii ki dayanışmanın çok boyutu var şüphesiz ve ihtiyaçlar da sürekli değişiyordur diye düşünüyorum. Siz bir plan program yapıyorsunuz tabii ki kendi sanatsal ve estetik anlayışınızla, bir yandan da büyüyor tabii ki buradaki dayanışma. İhtiyaçlar da ortaya çıkıyor. Bunu da söylemek lazım. Bu manada da malzeme tedarikinden tutun farklı ihtiyaçları karşılamak için de bir dayanışmanın zamanıdır diye düşünüyorum. Siz açıkça söylemediniz ama eğer öyleyse de lütfen bundan net bir şekilde konuşmuş olalım.
E. V: Tabii, evet. Her zaman, özellikle bu az önce bahsettiğim eşyalarımıza erişememe durumu bizi zorluyor. Her zaman, özellikle bugün, dayanışmaya çok açık bir gün diye düşünüyorum ben de aynı şekilde. Her türlü yardıma, her türlü dayanışmaya, her türlü desteğe her zaman açığız.
İ. M: Evet, gskbogazici sayfasından Instagram'ayrıntılara dileyenler ulaşabilirler. Hem bu cuma gerçekleşecek sergiye dair de daha fazla bilgi orada bulunmakta. Mekanlara ilişkin hem de önümüzdeki süreçte olup bitecekleri de günbegün oradan takip edebilir ilgililer ve dinleyicilerimiz. Ayrıca az evvel Erk'in de söylediği gibi ekibe de buradan ulaşıp buradaki dayanışmaya, imeceye dahil olabilirler şahit dilerlerse. Evet, Erk Vargez'le birlikteydik. Boğaziçi Üniversitesi Güzel Sanatlar Kulübü'nün yönetim kurulu üyesi ve aktif bir üyesi aynı zamanda. Ekibin sesi oldu diyelim. Çok kalabalık olduğunuzu, sayınızın çok olduğunu da biliyoruz Erk Vargez. Var mı son eklemek istediğiniz?
E. V: Çok teşekkürler bizi çağırdığınız için. Özellikle bugünlerde sesimizi duyurmak çok büyük bir isteğimiz. Yardımcı olduğunuz için çok teşekkürler. Çok sağ olun.
İ. M: Şu an bize de çok umut veren bir manzara çizdiniz aslında. Evet, baskı var, moral bozucu, en hafif tabirle moral bozucu. Ama GSK buna kolektif bir cevap üretme uğraşıyla harıl harıl çalışmakta. Bunu duymak da bana çok moral verdi. Daha fazlasını yapmak isteyenler de sizinle irtibata geçebilirler. İyi ki geldiniz, görüşmek dileğiyle diyelim.


