Basından derlediğimiz çeşitli yazılar.

OHAL'in 3. kez uzatıldığı ve TBMM'nin Anayasa değişikliğini tartışmaya başladığı günlerde ülkemiz için hayati önemde olan bu konuda basından derlediğimiz yazılar.
Basından derlediğimiz çeşitli yazılar.

OHAL'in 3. kez uzatıldığı ve TBMM'nin Anayasa değişikliğini tartışmaya başladığı günlerde ülkemiz için hayati önemde olan bu konuda basından derlediğimiz yazılar.
Son zamanlarda özgürlük, barış ve demokrasi için savaşımı veren saygıdeğer aydınlarımız daha sık bir araya gelmekte ve rejim sorunlarını tartışmaktadırlar. Yayınladıkları bildirilerde devlete egemen güçlerin demokrasi dışına düştüğünü, erkler ayrılığının işlemediğini, parlamentonun işlevsizleştiğini, yargının baskı aracı olarak kullanıldığını veciz ifadelerle eleştirmektedirler.
Türkiye, terörizm suçlamalarının ceza hukukundaki kullanımı bakımından çifte bir hukuki-siyasi kriz yaşıyor. Herkesin bir gün “terörist” olarak kolaylıkla yargılanabileceği tuhaf bir “terör hukuku” uygulaması sadece yurttaşları, avukatları, sivil toplum çalışmaları yapan iş adamlarını değil aynı zamanda gelmiş geçmiş tüm kurucularını/kullanıcılarını da yutan ve yutacak bir “kara delik” haline gelmiş durumda.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın okuma hakkı tanımayacağını söylediği öğrencilerden dokuzu sulh ceza hâkimliklerince tutuklandı. Hâkimliğe göre tutuklama kararı “ölçülü”ymüş, çünkü öğrencilerin yaptığı eylem “toplumda oluşan refleks ve infial durumu dikkate alındığında ceza miktarının üst sınıra yaklaşılabileceğini” gösteriyormuş.
Nasıl ama?
Koşulsuz diyorum, çünkü memlekette koşullu demokrattan geçilmiyor, belli koşullar dahilinde herkes demokrat.
Ne demek koşullu demokrat olmak?
Birkaç gün önce çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 37. maddesine eklenen: “Resmî bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmî bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır,” ibaresi, ülkeye dayatılmaya çalışılan rejimin niteliğini açıkça değiştiren, niceliği niteliksel dönüşüme sıçratan adımdır.
“Cezasızlık” yani devletin suç işleyen kamu görevlilerine kol kanat germesi, Türkiye’de her zaman insan haklarını kemiren ve içini boşaltan bir kurt oldu. Bunun yol açtığı insan hakları ihlallerini birçok AİHM kararında görmek olanağı var. Ancak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra cezasızlık yeni boyutlar kazandı.
Bizler içeride ya da dışarıda aynaya baktığında gözünü kendinden kaçırmayan, geceleri uykuları bilinçaltına işlemiş suçluluk duygularıyla bölünmeyenlerdeniz...
İşadamı Osman Kavala, herkesin bildiği ve çok rahatlıkla ulaşabileceği, Türkiye’de de, dünyada da demokrasiye, Anadolu kültürüne, barış çabasına verdiği katkılardan dolayı takdir edilen, tanınan, sevilen bir kişi. İktidardan da, kendisini çok iyi tanıyanlar, bilenler var. Peki ne oldu da, Kavala bir anda karanlık işler yapan biri olarak sunulmaya başlandı?
Bu sabah sivil toplumcu, işadamı, Osman Kavala’nın gözaltına alındığını öğrenerek uyandım. Onunla ilgili birçok şeyi biliyorsunuz zaten, ben bilmediklerinizden bahsedeyim.
'Yeter ki Kürt bir yere hakim olmasın' kronik hastalığı, aslında söyleyen için Kürtler arasında tersi yönde çok güçlü bir etki oluşturuyor.
Şimdi bir ülke hayal edin... Manevi, dini değerlerin içi dindarlık kisvesi altında boşaltılmış... Dünyada pek çok dostu varken, bugün neredeyse hiç dostu kalmamış... Her alanda yasakçı ve çatışmacı bir zihniyet egemen olmuş...
Bu işleri yapan ve azimle sürdüren kişiye normal bir ülkede toplumun kültürüne, barışına, halkların kardeşliğine hizmet ödülü verilir olsa olsa.