"Biz önem verdikçe, güzelleştirdikçe buranın değerini artırmış olacağız"

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar'da Derya Tolgay, Yüksek Mimar Zeynep Çoban Keleşmehmet ile Büyükada'nın kültürel mirasını, kent belleğini ve hafıza mekânları odağında geliştirilen kültür rotası çalışmasını konuşuyor.

""
Bir kültür rotası çalışması
 

Bir kültür rotası çalışması

podcast servisi: iTunes / RSS

Derya Tolgay: Herkese merhaba. Dünya Mirası Adalar programında yeniden birlikteyiz. Ben Derya Tolgay. Bugün yalnızım, Nevin yok. Öncelikle programımızın deşifrelerini yapan Nermin Sungur’a teşekkür etmek istiyorum. Destekçimiz Dilay Güney’e ve teknik masadaki Andrei Gritcu’ya da çok teşekkürler.   

Bugün Büyükada'nın kültürel mirasını kent belleği üzerinden hafıza mekanları odaklı bir kültür rotası çalışmasını Adana'nın geçmişi, bugünü ve gelecekteki korunma potansiyelini Yüksek Mimar Zeynep Çoban Keleşmehmet ile konuşacağız. Zeynepciğim hoşgeldin. 

Zeynep Çoban Keleşmehmet: Merhaba, hoşbuldum Derya Hanım. 

D.T.: Zeynep Ankara'dan bağlanıyor ama gerçek bir Ada sevdalısı diyebiliriz senin için değil mi? 

Z.Ç.K.: Evet, biraz öyle.  

D.T.: Çünkü tez çalışmanı Büyükada üzerine yaptın. Bunun için Büyükada'da kültürel mirası temsil eden tarihi hafıza mekanlarını gezdin. Okuyarak, literatür çalışarak akademik yayınları inceleyerek ve yoğun bir saha çalışması deneyimleyerek tezini geliştirdin.  

Yaklaşık 3-4 sene önce birlikte rota buluşmalarımız oldu. Bu nedenle mekanların korunması ve yeniden canlandırılmasını murat ettiğini çok iyi biliyorum. 

Bir kültür rotası önerisi şeklinde olan bu çalışmanın temel hedefi, Ada’nın kolektif belleğini görünür kılmak ve sürdürülebilir şekilde yaşatmak. Bunun için biz sana çok teşekkür ediyoruz, emeklerine sağlık. Bizler için de çok önemli bu çalışmalar.  

Sen yüksek lisans sürecinde akademik üretimin de oldu. Makaleler yayımladın. Şimdi istersen önce kısacık seni dinleyicilerimize tanıtayım: Lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümünde, yüksek lisansını ise Eskişehir Teknik Üniversitesi Mimari Koruma Alanı'nda tamamladın. Akademik çalışmalarında özellikle Büyükada üzerine yoğunlaştın. Hafıza mekanları ve kültür rotaları üzerine, biraz önce de söylediğim gibi, makaleler de yayınladın ve tezini bu alanda tamamladın. Bu süreçte Büyükada'yı hem araştırmacı kimliğinle, hem de bireysel olarak deneyimleme fırsatı buldun. Şu anda Ankara'da yüksek mimar olarak çalışıyorsun. Aynı zamanda Toddler Design adlı bir tasarım atölyesi ve Locus isimli bir mimarlık girişiminde de üretimine devam ediyorsun. Yeniden hoşgeldin. 



Klasik ve merak edilen bir soruyla başlayayım istersen: Büyükada üzerine çalışmaya seni yönlendiren neydi? Bu yerin senin için özel bir anlamı var mı? 

Z.Ç.K.: Aslında ben Büyükada ile 2006-2007 yıllarında bir dizi aracılığıyla tanıştım. İsmini söylememizde bir sakınca yoktur diye düşünüyorum. 

D.T.: Yok, hayır. 

Z.Ç.K.: Adayı ilk kez Hatırla Sevgili adlı dizide gördüm ve çok merak ettim. Araştırmaya başladım. 3-4 yıl sonrasında fiziksel olarak da tanışma fırsatı buldum. İlk gördüğümde hem mimarisi, hem doğası, hem de Ada kültürü kavramı beni çok etkilemişti. O günden sonra fırsat buldukça gidiyorum. Ankara'da yaşadığım için sürekli gidemiyorum maalesef. Ama her seferinde daha fazla bağ kurmaya çalışıp, en güzel anlarımı orada gerçekleştirmek için hep bir çaba harcadım diyebilirim. 

D.T.: Şahane. Biz her programın sonunda 'Adalar Hepimizin!' diyoruz ya, sen bunun gerçek bir örneğisin. Bu çalışmada başlık rota ve hafıza mekanı kavramı üzerinden gidiyor. İstersen bu kavramı açarak başlayalım. Bir yapıyı hafıza mekanı yapan temel özellikler neler sence? Sonrasında da çalışırken nasıl bir yöntem uyguladığını anlatırsın. 

D.Ç.K.: Çalışmalarımıza başlarken Ada’nın mimari zenginliğini tabii ki biliyorduk fakat bu yapılar, bu mekanlar tek başına fiziksel olarak var olmanın ötesine geçemiyordu. Bu sebeple bizim bunu başka kavramlarla desteklememiz gerektiğini düşündük ve mekanların hikayesi, hafızası olma noktasında araştırmalarımıza başladık. 

Aslında toplumsal ve kolektif belleğin gerçekleştiği ve iz bıraktığı yerlerin hafıza mekanları olduğu düşüncesinden hareketle bunlar üzerinde durmaya başladık. Hafıza Mekanları ve Büyükada dediğimizde de güzel bir eşleşme oldu çünkü Ada’nın somut kültürel mirasının yanında çok fazla somut olmayan kültürel miras değerleri de vardı. Bunu aslında biz mekanlar üzerinden gözlemleyebiliyorduk. Bu sebeple aslında hikayesi olanı arama arayışımız başlamış oldu. Bunu da rota kavramıyla bir araya getirme noktasında bu kavramları bütüncül bir şekilde ele alıp koruma yöntemini de bu şekilde sunabiliyor olmamız gerekiyordu. 

Hem Büyükada, hem de bu yaklaşım fikri için bir kültür rotası oluşturma yöntemi de en iyi yöntemlerden birisiydi çünkü bu rota üzerinde konumlandırmanın ötesinde onların hikayelerini de aktarabilmeyi hedefledik. Sadece mimari yapıları değil; bir meydanı, bir sokağı ya da o meydanda daha öncelerinde gerçekleştirilmiş geleneksel ritüelleri de ifade edebilecektik. O yüzden de bu çalışma rota kavramıyla böylece bir araya gelmiş oldu.  

D.T.: Nasıl bir yöntem uygulandı? 

Z.Ç.K.: Aslında çok fazla yapı ve çok fazla yapış yolu vardı. Elimizde bir veri tabanı ve envanter çalışmalar vardı. Ama Adalar mirası veri tabanıyla benim literatürde yaptığım araştırmalar arasında bazı tutarsızlıklar çıkabiliyordu. Bu sebeple en fazla yapı stoğuna ulaşabildiğim iki kaynak veri tabanıyla, Pars Tuğlacı’nın kitabını esas alarak ilerlemeye çalıştım. Sentezlediğim bu iki ayrı kaynaktan belli sayıda yapılar çıktı. Bu yapıları birbiriyle kontrol ederek aslında ortak yapıları ortaya çıkartmış olduk. Daha sonrasında da bu yapıları dini yapılar, kamusal ve sosyal yapılar, otel yapıları olarak işlevlerine göre gruplandırmak kolay oldu çünkü onların sayısı zaten çok fazla değildi. Bu sebeple de zaten çalışma kapsamında varolan ve yok olmuş bütün bu işlevdeki yapıları ele almaya çalıştık. Fakat konut yapılarında o şekilde değildi çünkü çok fazla konut yapısı vardı. 

Hacopulo Köşkü

Bu iki kaynaktan sentezlediğimde 190 yapı olduğu konusunda hemfikir olmuştum. Bu yapıların, hafıza mekanı değeri taşıyıp taşımadığını analiz etmeye çalıştık. Tabii bu analiz yöntemi bir noktada öznel bir yöntem oluyor çünkü biz bu araştırmaları yaparken sizin de bahsettiğiniz gibi saha çalışması yapıyoruz, literatür tarıyoruz. Orada görüşüp konuşabildiğimiz, sizin gibi iletişim kurabildiğim birilerinden edindiğim bilgilerle bir havuz oluşturuyorum. Bu sebeple her yapının hikayesine ulaşmak mümkün olmadı benim için. Bu nedenle 87 tane konut yapısının hafıza mekanı olduğu düşünülerek çalışmaya eklendi. Tabii ki bu diğer yapıların bir hikayesi yok demek değil, mutlaka vardır ama bunlar bizim ulaşabildiğimiz.  

D.T.: Sen 87 taneyi seçtin. 

Z.Ç.K.:  Evet, bu 87 konut yapısını seçtim. Burada baktığımız şu oldu: Bu konut eskiden önemli bir kişi ya da kişilere tanıtlık etmiş mi? Benzer şekilde bir yangın geçirmiş olması da dahil, tarihi bir olaya tanıklık etmiş mi? Bütün bunlar bizim için bu yapının hikayesi olduğuna dair bir gösterge oluyordu. Böylece o yapıyla alakalı anlatabileceğimiz bir şey vardı. Böyle bir sentezlemeyle 87 yapıya kadar düştük. Daha sonra bunları harita üzerinde yerleştirmeye başladık ama tabii bunu sadece mevcut yapısı stoğunun ötesinde kentsel ve kültürel birleşenlerle de desteklemeye çalıştık. 

Video file

Örneğin, o zaman daha yeni açılmıştı Edebiyat Kütüphanesi, Taş Mektep, Adalar Vakfı, Ada Müzesi. Bunların hepsini dahil etmeye çalıştık. Sonrasında zaten hep üzerinde de durmaya çalıştığımız doğal miras alanlarını bir katman olarak ekledik. Mekanlar, meydanlar, sokaklar, tepeler bunlar da bizim için bir veri oluşturdu. Onu da bir katman olarak bir araya getirdik. Günün sonunda aslında pek çok katmanın üst üste gelmesiyle bir harita oluşturmuş olduk. 

Sonrasında da bu veri üzerinden biz bir rota kurgulamaya çalıştık. Bu rotayı kurgularken de bir temamız olması gerekiyordu. Aslında ilk temamız bütün turizm anında sık kullanılan Nizam Caddesi'ydi yani mimari yönden de zengin olduğunu düşündüğümüz bir rota ağıydı bu cadde. İkinci rota olarak da metruk, yok olmuş yapıları daha fazla gözlemleyebileceğimiz Kadıyoran Caddesi'ni belirledik. Böylece iki ayrı rota önermiş olduk. Bir de tabii bir alternatif rotamız vardı. Bu alternatif rota da aslında daha çok Büyük Tur Yolu olarak da bildiğimiz daha doğa içerisinde olan doğal miraslarımızı gözlemleyebileceğimiz bir oldu. 
Bu rotaları oluşturduktan sonra biraz daha içine girmeye başladık çünkü bu rotadan ne elde edebiliriz ve kullanıcıya ne sunabiliriz diye düşünmeye başladık. Bu mimari yapıları hafıza mekanı olarak sunmanın ötesine geçmemiz gerekiyordu. Bu sebeple de aslında biz bu yol ağı üzerinde bazı toplanma noktaları, kesişme noktaları ya da karşılaşma noktaları gibi bazı alanlar tanımladık. Bunlar bazen diğer farklı rotalarla kesiştiği noktalar oldu; bazen de Lunapark Meydanı gibi, Çankaya Meydanı gibi önemli olan ve bir aradalığın vurgulanabileceği noktalardı. 

Bununla beraber hem dolaylı, hem de doğrudan hikaye noktaları kurguladık. Bunlar da rota üzerinde doğrudan temas edebildiğimiz yapıların hikaye noktası olmasıydı. Bir de bunun yanında kılcal yollardan ulaşabildiğimiz noktalar, hafıza mekanları vardı. Adanın çok engebeli bir yapısı olduğu için maalesef her yere çok kolay bir şekilde ulaşamıyoruz. Evet, bir yerde bu gerçekten oranın kendi kendine kalabilmesini sağlıyor ama bir yerde de bazı değerleri de böyle göremiyor olabiliyoruz. O sebeple de aslında bir yokuşun aşağısında ya da yukarısında ne olduğunu bilmek de istemiştik.  

D.T.: Keşif, katmanlı ve heyecan verici olan da zaten bu. Her şeyini sana göstermiyor. Lafını kestim ama özellikle şunu ekleyelim istiyorum; Adalar tarih boyunca farklı kültürlerin bir arada yaşadığı çok katmanlı kimliği, zengin mimari mirası ve güçlü sosyokültürel yapısıyla da seni cezbediyor zaten. Bu çalışmayı o nedenle de yapıyorsun. İstanbul'un en özgün bölgelerinden biri olmasına rağmen, bu potansiyelin de yeterince görünür kılınmadığı bir coğrafya. Yani görünür olanların da görmezden gelinme durumu da var. Bahsettiğin konunun yanına ben bunu da eklemek isterim çünkü çalışmanın çok kıymetli bir yerinde özellikle metruk yapıları bir rotada işliyorsun. 

Adalar, İstanbul'un en yoğun terk edilmiş yapı stoklarından birine sahip. Burada fiziksel eskiliğin yanısıra aynı zamanda geçmişte yaşanan yerinden edilme, mülkiyet değişim, sosyo-kültürel kırılmaların da o yapıya yansımasını görebiliyoruz. Bu nedenle söz konusu metruk yapıların kültür rotasına dahil edilmesini ben son derece önemli ve anlamlı buluyorum çünkü bu yapılar yalnızca kaybolmaya yüz tutmuş mimari örnekler değil; aynı zamanda Ada’nın kolektif hafızasını taşıyan, geçmişin izlerini bugüne aktaran sessiz tanıklar. Bu yönüyle Adalar için zamana karşı direnen bir açık hava arşivi niteliğinde diyebiliriz. Kentin kaybolan hafızasını hala korunabilir kılan nadir alanlardan biri olarak da Son İstanbul diye adlandırıyoruz. 

Evet, lütfen devam et. Ben seni bölmüş oldum ama önemli bulduğum bir şeydi çünkü sen de bu önemden dolayı çalışmana kattın bunu. 

Troçki Evi

Z.Ç.K.: Yani o Kadıyoran Caddesi’ni rota kapsamında almamız bu sebepten kaynaklandı. Benzer şekilde mesela bir yokuşun aşağısında oldukça metruk durumda Troçki Evi var. Benim en çok ilgimi çeken yapılardan biri. Çoğu zaman hiçbir şekilde temas etmeden önünde geçiyoruz. Ben araştırdığım için belki biliyorum ama bir ziyaretçi olarak burada böyle bir metruk yapının olduğunu, bu metruk yapının hikayesinin ne olduğunu oraya ziyaret etmesem de bilmek isterdim diye düşünüyordum. Bu sebeple dolaylı hikaye noktalarını oluşturmak istedik. Buradaki amaç belki o insanları oraya yönlendirme ya da o yapıyı kullanıma açmanın ötesinde burada böyle bir hikayesi olan bir mekan olduğunu sunabiliyor olmak bizim için önemliydi. 

D.T.: Seninle program öncesinde konuşmuştuk: Adaların kültürel mirasının karşı karşıya olduğu riskler, tehditler var.  Bir yönetim planına, işaretlendirmeye dair hiçbir şey yok. Demin dediğin gibi, nerede ne var insanlar bilemiyorlar.  Oysa bir yönetim planıyla insanlar iskeleden çıkışta rahatlıkla, hem de azmanbüslere binerek değil, yürünebilir, rahat, sakin sakin, bütün ayrıntılarına bakarak keyifle dolaşabilir. Bu konu hakkında neler söylersin?  

Z.Ç.K.: Ben üç sene önce tezimi tamamladım. Tezimi yazdığım dönemde bazı aktif çalışmalar vardı ve bunu özellikle belirtmiştim. Sonrasında sizinle bu programı yapmaya karar verdiğimizde acaba bu planlamada bir gelişme var mı diye baktığımda göremedim. Buna biraz üzülmüştüm ve hatta sizinle de paylaşmıştım. Gerçekten kaybolmaya yüz tutmuş pek çok yapı var. O sebeple ben de bunu bir tehdit olarak görüyorum. Bu olayın fiziksel tarafı. Onun dışında bahsettiğiniz gibi bir yaya olarak özgürce yürüyebiliyor olmanın kaybolma noktasında olması. Bu konuda yapılan çalışmaları takip etmeye çalışıyorum ama net bir sonuca ulaşılamadığının da farkındayım. Bu da bir tehdit oluşturuyor. 

Yelkencizade Köşkü

Ada’ya dönem dönem yoğun bir şekilde turist gelmeye başlıyor. Maalesef Ada’nın gerçek potansiyelini ve değerini o kullanıcılara aktaramadığınızda onlar da bunun farkında olmayarak ve buradaki değeri göremeyerek herhangi bir sokakta yürüyormuş gibi davranabiliyor diye düşünüyorum. O sebeple de Ada sokakları ve yapılarıyla ilgili bilgilendirmeler, yönlendirmeler olduğu zaman insanlar da, ‘Şu anda kıymetli bir sokaktan geçiyorum ya da bir kıymetli bir yapının önündeyim şu anda’ gibi bir farkındalık yaratılabilir diye düşünüyorum ve bu da belki bu yok olma tehlikesinin önüne geçebilir. Biz önem verdikçe, güzelleştirdikçe buranın değerini arttırmış olacağız. Belki de o zaman burayı daha korunabilir hale getireceğiz diye düşünüyorum. 

D.T.: Aslında burada çok önemli bir yere de değindin: Bu tür rotalar Adalıların da kendi kent belleğiyle yeniden bağ kurmasını sağlayabilir diye düşünüyor ve umut ediyorum. Sen bunu sadece turistler için yapmadın. Belki de ilk önce Adalılar'ın kendi belleğiyle biraz daha haşır neşir olması gerekiyor. Çünkü hakikaten sahada da görüyoruz; Adalıların bir kısmı da gerçekten Adalar’a zarar veriyor. Önce bunun birazcık bağını kurulması çok önemli.  

Z.Ç.K.: Evet, önce kendi içimizde başlamalıyız gibi bir noktadan aslında değerlendirmek gerekiyor. Biz ne kadar korursak, ne kadar farkındalığını ortaya çıkartmaya çalışıp ona değer verirsek, gelen turist de, ziyaretçi de ona göre davranacaktır diye düşünüyorum. Ama ben mesela turist olarak geldiğimdeki senaryoları da söyleyeyim: Bazen sizin de dediğiniz gibi yani yerel orada yaşayan insanların bile gereken önemi vermediği böyle anlarla karşılaşabiliyoruz. Katman katman herkes gereken önemi verdikçe belki bir şeyler değişir diyelim.  

D.T.: Programımızın sonuna geliyoruz Zeynepciğim. Söylemek istediklerin varsa bir dakikamız daha var. Belki dinleyicilerimize Büyükada'yı gezerken özellikle dikkat etmelerini önerdiğin bir şeyler varsa ekleyebilirsin. Sen nasıl istersen öyle tamamlayalım programı. 

Z.Ç.K.: Teşekkür ederim beni davet ettiğiniz için. Ada için de şunu söyleyebilirim; ben bir Adalı değilim ama Adalı olmayı çok isterdim. O sebeple önce Adalılara, sonra da burayı deneyimleyen ziyaretçilerimizin hepsine buranın kıymetini bilmesi gerektiğini tavsiye edebilirim.  

D.T.: Bence sen Adalısın. Adalı olmak, burada doğmak, büyümek gibi bir şey değil. Bu, gerçekten içinden bunu sevgiyle, korumayla, yaşatmayla, geleceğe yönlendirmeyle alakalı bir durum herhalde. Onun için çok teşekkürler, iyi ki böyle bir çalışmayı yaptın. Senin yaptığın rota çalışmasını, haritayı da paylaştık. Belki diğer kişilere de ilham verir veya gezmek isteyenler de buradan bakabilirler. Tekrar teşekkürler. 

Z.Ç.K.: Ben teşekkür ederim. 

D.T.: Evet, bugün konuğumuz Büyükada'nın kültürel mirasını kent belleği üzerinden, hafıza mekanları odaklı kültür rotası çalışması yapan Yüksek Mimar Zeynep Çoban Keleşmehmet idi. Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Kapatırken hep beraber söyleyelim. Adalar Hepimizin!