Asıl Kandırılan Biziz

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Trump'a ve destekçilerine yönelik alaycı saldırılara sığınmak, faşizmin daha da kökleşmesini besliyor.

""
Alay Konusu Biziz / İllustrasyon: Mr. Fish

Sahte bilimleri, ahmaklıkları, şiddete olan düşkünlükleri ve grotesk hiper-erkeklik anlayışlarıyla faşizmi örgütleyen soytarılar hiciv için son derece elverişli hedeflerdir. Gece programı komedyenlerinin yaptığı gibi — ve Berlin'deki kabarelerin Nazilere yaptığı gibi — iktidarı elinde tutan, faşist nefret kusan bu zorbaları, uyumsuzları ve vasatları alaya almak kolaydır. Ancak bu tür bir hiciv, karşıtlarının faşizmin yıkıcı gücünü ve ölümcül özünü görmesini engeller. Gerçek güç merkezlerini göz ardı eder. Direnişi teşvik etmez. Aksine küçümsemeyi ve sinizmi besler. Bizi, yani “aydınlanmış” ve “eğitimli” seçkinleri, onlardan; hor görülen ve alay konusu yapılan kitlelerden ayıran toplumsal ve siyasi bölünmeyi daha da derinleştirir.

Hicvin iki biçimi vardır. Ticari medyada egemen olan, eğitimli seçkinlerin hicvi; Trump'ın ve talihsiz destekçilerinin zaaflarını ve kendilerini olduğundan büyük gösterme çabalarını alaya alır. Bu tür hiciv şirketleri ya da savaş endüstrisini hedef almaz. Trump'ı yaratan Demokrat Parti de dahil olmak üzere siyasi kurumlarımızdaki çürüme ve yozlaşmayı görmezden gelir. Demokrasi içinde yaşıyormuşuz gibi davranır. Direniş değil, sinizm üretir. İğrenç bir ahlaki ve entelektüel üstünlük duygusu ile alt sınıfları acımasızca küçümsemesiyle karakterize edilir. Faşizmi besleyen toplumsal bölünmeleri ve yabancılaşmayı derinleştirir.

Antonio Gramsci, seçkinci hicvin ters etki yarattığı konusunda uyarıda bulunmuştu. Bunun yerine, iktidarın mekanizmalarını hedef alan “tutkulu bir alaycılık” çağrısında bulunuyordu. Gramsci'ye göre hiciv, kapitalizmi ve faşizmi ayakta tutan egemen mitleri ve ideolojileri acımasızca teşhir etmelidir. Yalnızca faşizmin ahlaki ve entelektüel iflasını ortaya koymakla kalmamalı, aynı zamanda onun etkisi altına giren insanların meşru şikâyetlerini de kabul etmelidir. Adaletsizliği ve toplumsal eşitsizliği sürdüren kurumları hedef almalı ve dikkatini onların üzerine yoğunlaştırmalıdır.

Nate Bear şöyle yazıyor: “Trump, aynı zamanda sahte ilericileri, Trump karşıtı liberal emperyalistleri de teşhir etmek açısından gerekli oldu. İran'la yapılan anlaşmaya karşı çıkarken, onlar ancak savaş çığırtkanı emperyal psikopatlar gibi görünebiliyorlar. Sosyal medyada teslimiyetle ilgili meme'ler paylaşanlardan, anlaşmayı eleştiren Demokratlara ve CNN yorumcularına, Trump'ı ABD'nin İran'dan çaldığı parayı geri vermekle suçlayarak alaya alan Jimmy Fallon'a kadar hiç kimse İran'ın sürekli bombalanmasına alternatif bir yaklaşım ortaya koyamıyor. Liberallerden, ölen İranlılar için, emperyal devlet için, Siyonizm için ya da bu şiddeti mümkün kılan yerleşik ölüm makinesi için herhangi bir öfke duymuyoruz. Hayır, onlar sadece imparatorluk adına utanıyorlar. Ve o imparatorluğun sınırlarını kabul etmek istemiyorlar.”

Seçkinci hiciv — ister Saturday Night Live'da ister diğer gece kuşağı programlarında olsun — aşağıyı hedef alır. Liberalleri, iktidarı ele geçiren zorbaların ve sahtekârların ayakta kalamayacak kadar aptal ve beceriksiz olduklarına inandırarak baştan çıkarır. Kendi ülkelerini bugün yöneten bu kişileri bir zamanlar sadece bir şaka olarak gören milyonlarca siyasi sürgün, bu kendini kandırmanın ve faşistleri ciddiye almamanın faşizmin en büyük kolaylaştırıcısı olduğunu çok iyi bilir. Onlar da bir zamanlar bugün ülkelerini yöneten bu kabadayıları birer şaka olarak görüp küçümsemişlerdi.

Recep Tayyip Erdoğan rejimi nedeniyle sürgüne gitmek zorunda kalan Türk yazar Ece Temelkuran, “Ev, Birgün, Yeniden” (Nation of Strangers: Rebuilding Home in the 21st Century) adlı kitabında bu tanıdık örüntüyü şöyle anlatıyor:

“Her şey toplumu ikiye bölen bir hareketle başlar: ‘gerçek halk’ ve ‘yozlaşmış seçkinler’. Ardından yalnızca kendisinin ‘gerçek halkı’ temsil ettiğini iddia eden bir lider ortaya çıkar. Sonraki adım, hakikatin çözülmesi ve dürüstlüğün yerine sadakatin geçirilmesidir. Daha sonra utanç duygusu ortadan kaldırılır. Lider, uzun yıllardır süregelen siyasi ve ahlaki uzlaşmayı benzeri görülmemiş bir ısrarla yıkmaya başlar. İktidarda kaldığı süre uzadıkça kabul edilebilir olanın sınırları genişler. Bir zamanlar düşünülemez ya da iğrenç görünen şeyler giderek normalleşir. Demokrasiyi ayakta tutan kurumlar sessizce içleri boşaltılarak etkisizleştirilirken ve demokrasinin tanımı yalnızca çoğunluğun yönetimi olarak yeniden yazılırken, insan onuru ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin yerini saldırgan bir milliyetçilik, mağduriyetle övünme hali ve tarihin yeniden yazılması alır. Acımasızlık ve merhametsizlik yalnızca siyasetin en üst kademelerinde değil, gündelik yaşamda da meşru görülmeye başlanır. ‘Biz’ olarak kabul edilenlerin çemberi giderek daralırken, milyonlarca yurttaş kalıcı şüpheliler olarak yeniden tanımlanır.”

Temelkuran'ın uyardığı gibi, daha önce bu yoldan geçmiş diğer ülkelerdeki insanlar gibi Amerikalılar da korkularını yatıştırmak için aynı yanılsamayı tekrar ediyorlar: “Kurumlar ayakta kalacaktır.” Henüz gelecekte yaşayacakları ülkeyi tanımaya cesaret edemiyorlar. Ancak çok geçmeden, Trump'ın Amerika'sındaki yeni kurallara uymazlarsa, kendileri de artık o ülkenin vatandaşları olarak kabul edilmeyecekler.

Jimmy Kimmel gibi komedyenler, Nazizm döneminde faaliyet gösteren kabare yıldızı Fritz Grünbaum ile benzer bir rol oynuyorlar. Grünbaum, bir gösteri sırasında elektrikler kesildiğinde şu espriyi yapmıştı: “Hiçbir şey göremiyorum, tek bir şey bile; herhalde Nasyonal Sosyalist kültürün içine düşmüş olmalıyım.” Ancak Grünbaum'un sonu trajik oldu. Diğer oyuncular, sanatçılar ve hicivcilerle birlikte Dachau Konsantrasyon Kampına gönderildi ve burada verem nedeniyle hayatını kaybetti.

Naziler, Nazi denetimine boyun eğmeyen diğer tüm kurumlarla birlikte kabareleri de hızla kapattılar ve onların yerine içerikten yoksun, sıradan eğlence programları koydular. Trump'ın yaptığı gibi, onlar da alay edilmekten ve hicvedilmekten nefret ediyorlardı. Trump, Stephen Colbert'in son programının ardından Colbert'in “işinin bittiğini” söyleyerek onunla alay etti ve kendisini “tam bir ahmak” olarak nitelendirdi. Ayrıca yapay zekâ ile üretilmiş, Colbert'i bir çöp konteynerine attığını, kapağını kapattığını ve ardından dans ettiğini gösteren bir video da paylaştı. Trump, Colbert'in ekranlara veda etmesinin diğer gece kuşağı sunucuları için de “sonun başlangıcı” olduğunu yazdı.

Totaliter rejimlerde diktatörler hakkında yapılan şakalar cezai suç sayılır. Faşist devletlerde hicve yalnızca siyasi rakipleri ve şeytanlaştırılmış azınlıkları hedef aldığında izin verilir. İktidar merkezlerini hedef aldığında ise kabul edilmez. Gramsci'nin işaret ettiği gibi, faşistlerin iktidarlarını pekiştirebilmeleri için önce “kültürel savaşı” kazanmaları gerekir. Bunu da kamusal söylemi kontrol altına alarak, dili — hiciv dâhil — denetleyerek ve toplumsal, kültürel ve siyasi normları yeniden tanımlayarak gerçekleştirirler.

Seçkinci hiciv bir tür basınç tahliye vanası işlevi görür. Ancak Trump başkanlığından çok önce ortaya çıkan siyasi, toplumsal ve kültürel çürümenin kökleriyle yüzleşmeyi reddettiği için, yıkmaya çalıştığı faşist projeyi aslında daha da sağlamlaştırır. Felaketi, Trump'ın etrafındaki palyaço gösterisine indirger: yağcı kabine üyelerine, “ICE Barbie”ye ya da Robert F. Kennedy Jr.'ın tıp bilimine karşı yürüttüğü tuhaf savaşa. Başarısız olmuş demokratik kurumlarımızı — akademiyi, seçim sistemini, mahkemeleri, Kongreyi ya da medyayı — sorgulamaz. Dikkati, düzenlemeleri ortadan kaldıran, kemer sıkma politikalarını ve sanayisizleşmeyi dayatan, ekonomik ve siyasi sistemi ABD tarihindeki en büyük servet transferini yukarıya doğru gerçekleştirecek şekilde çarpıtan milyarderlerden ve şirketlerden uzaklaştırır. Ölümcül savaş endüstrisini ya da bizi insanlık tarihindeki en çok izlenen, gözetlenen, takip edilen ve görüntülenen nüfus haline getiren iç güvenlik aygıtını da hedef almaz.

Bu seçkinci hiciv, ortadan kaldırmamız gereken karmaşık toplumsal, ekonomik ve siyasi güçleri basitleştirir. Trump'ı ortaya çıkaran derin ve görünmez dinamikleri ya görmezden gelir ya da onlara saygı gösterir. Gramsci'nin sözünü ettiği “tutkulu alaycılık” ise CBS gibi medya tekellerinde yayınlanamayacak kadar devrimci ve gerçeğe sadıktır.

İlahiyatçı Reinhold Niebuhr, Humor and Faith adlı eserinde şöyle yazar: “Kahkaha, anlık çelişkiler ile bizi özümüzde etkilemeyen uyumsuzluklar karşısındaki tepkimizdir. İnanç ise, yaşamımızın anlamını tehdit eden varoluşun nihai çelişkilerine verilebilecek tek olası yanıttır.”

Niebuhr sözlerine şöyle devam eder: “Kutsalların kutsalında kahkaha yoktur. Orada kahkaha duanın içinde erir gider ve mizah, ancak inançla tamamlanır.”

Hiciv bir son durak haline geldiğinde zararlı olur. Yaklaşmakta olanı gizler. Niebuhr'un işaret ettiği gibi, bir varış noktası değil, bir başlangıç noktası olmalıdır. Gramsci'nin de kavradığı üzere, bizi ancak tiranlıktan kurtarabilecek olan derin bir analize ve kitlesel hareketlerin örgütlenmesine yöneltmelidir. Birbirini kurtarılamaz düşmanlar olarak gören kutuplaşmış bir toplumun oyununa gelmekten vazgeçmelidir. Ve önümüzde duran tehlikenin büyüklüğü karşısında, yalnızca kahkahanın yeterli olmadığını kabul etmelidir.


* Chris Hedges'in 'The Joke is on Us' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.