Mafya Devleti

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Önce mafya düzeninde bir ekonomi kuruldu. Ardından bir mafya devleti oluştu. Ya egemen suç sınıfından kurtulacağız ya da onun kurbanları olacağız.

""
Yüzüğü Öp / İllüstrasyon Mr. Fish

Yüzüğü öp. Baba’nın önünde eğil. Ona haraç ver, ganimetten payını sun. Eğer o ve ailesi zenginleşirse, sen de zenginleşirsin. Çekirdek kadroya gir, onun ‘yeminli’ adamlarından ya da kadınlarından biri ol — ve artık kurallara uymak, yasaya itaat etmek zorunda kalmazsın. Devletin işleyişini içten içe söküp dağıtabilirsin. Bizi ve doğal dünyayı, tükenene ya da çökene kadar sömürülecek metalar hâline getirebilirsin. Cezasızca suç işleyebilirsin. Demokratik normlarla ve toplumsal sorumlulukla alay edebilirsin. İhanet ilk başta son derece kârlıdır. Ama uzun vadede bu, kolektif bir intihardır.

Amerika artık tam anlamıyla bir kleptokrasidir. Trump’tan çok önce başlayan toplumsal ve siyasal yapının yıkımı, çok ama çok az kişiyi aşırı derecede zenginleştirirken, geri kalan herkesi yoksullaştırmaktadır.  Mafya kapitalizmi her zaman bir mafya devletine varır. İktidardaki iki parti bize ilkini sundu. Şimdi ikincisini yaşıyoruz. Bizden alınan yalnızca servetimiz değil; özgürlüğümüzdür.

Donald Trump’ın seçilmesinden bu yana, bugün 394 milyar dolar servete sahip olan Elon Musk’ın serveti 170 milyar dolar arttı. 254 milyar dolar serveti bulunan Mark Zuckerberg’in net varlığı ise yaklaşık 41 milyar dolar yükseldi.

Moloch’un önünde diz çökmenin karşılığı epey ‘tatlı’ meblağlar.

The New York Times’ın yaptığı bir incelemeye göre, Trump yönetiminin ‘yakıp yıkma’ (slash and burn) kampanyasından etkilenen en az 11 federal kurumun, Musk’ın altı şirketi hakkında devam eden soruşturmalar, bekleyen şikâyetler ya da yaptırım/denetim işlemleri kapsamında toplam 32’yi aşkın dosyası bulunuyor.

Mafya devleti hukuki sınırları ve düzenlemeleri yok sayar. Ne dış denetime ne de iç denetime tabidir. Ekosistem dâhil olmak üzere her şeyi yiyip bitirir; geriye yalnızca bir çoraklık kalana kadar. Gerçekle yanılsama arasındaki farkı ayırt edemez; bu da derin bir beceriksizliği hem gizler hem de ağırlaştırır.Ve sonunda, içi boşaltılmış bu yapı çöker; ardında nükleer silahlara sahip, kabuktan ibaret bir ülke bırakır. Roma ve Sümer imparatorlukları bu şekilde çöktü. Mayalar da öyle. Fransız monarkı XVI. Louis’nin kaskatılaşmış iktidarı da aynı kaderi paylaştı.

Tüm imparatorlukların çürümenin son evrelerinde, yöneticiler yalnızca kişisel zenginleşmeye odaklanır; kendi Versailles’larına ya da Yasak Şehirlerine kapanmış hâlde, giderek daha fazla baskı altına alınan ve yoksullaştırılan bir halktan ve talan edilmiş bir çevreden son kâr damlalarını sıkarlar.

Eşi görülmemiş servet, eşi görülmemiş yoksulluktan ayrı düşünülemez.

Hayat ne kadar aşırı hâle gelirse, ideolojiler de o kadar aşırılaşır. Umutsuzluğu ve karanlığı içselleştiremeyen nüfusun geniş kesimleri, gerçekliğe dayalı bir evrenden kopar. Teselliyi büyülü düşüncede, çarpık bir kıyametçi inanç içinde bulur — bizde bunun karşılığı Hristiyanlaştırılmış bir faşizmdir. Bu anlayış, dolandırıcıları, ahmakları, suçluları, sahtekârları, gangsterleri ve düzenbazları peygamber mertebesine yükseltirken; yağmayı ve yolsuzluğu teşhir edenleri hain ilan eder. Kendini yakmaya doğru bu koşu, entelektüel ve ahlaki felci hızlandırır.

Mafya devleti, ortak iyiliği savunuyormuş gibi yapma zahmetine bile girmez. Trump, Musk ve onların yardakçıları; sağlık, çevre ve iş güvenliği düzenlemelerine, gıda yardımlarına ve Head Start gibi çocuk bakım programlarına ilişkin başkanlık kararnamelerini hızla yürürlükten kaldırıyor. İptal edilen borçlar, mali tazminatlar ve diğer tüketici destekleri sayesinde Amerikalılara 21 milyar dolardan fazla geri ödeme yapılmasını sağlayan Tüketici Finansal Koruma Bürosunun dağıtılmasını durduran mahkeme kararını aşmaya çalışıyorlar. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı (USAID) ortadan kaldırıyorlar. Yoksullara hukuki temsil sağlayan federal savunmanlık ofislerini kapatıyorlar. Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin bütçesinden milyarlarca doları keserek biyomedikal araştırmaları ve klinik deneyleri tehlikeye atıyorlar. Özel arazilerdeki projeler için gerekli onaylar da dâhil olmak üzere güneş ve rüzgâr enerjisi projelerinin izinlerini donduruyorlar. Nükleer cephaneliğimizi yöneten Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi’nde 300’den fazla çalışanı işten çıkardılar. Orman Servisi, Arazi Yönetimi Bürosu, Ulusal Park Servisi, Balık ve Yaban Hayatı Servisi ile ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun iş gücünü adeta içini boşaltırcasına tasfiye ediyorlar.

Taslağı Project 2025’te açıkça görülen mafya devleti; aşırı toplumsal eşitsizlik, siyasal çözülme, pervasız ekolojik yağma ve hukukun üstünlüğünün içinin boşaltılması konusunda tarihin verdiği ağır dersleri yok sayıyor.

Elbette bizler özgürlüğe doğal olarak yazgılı varlıklar değiliz. Antik Yunan’da — büyük ölçüde Atina’nın bir imparatorluğa dönüşmesi nedeniyle — demokrasinin çöküşünden sonra Avrupa’da yeniden ortaya çıkması iki bin yılı buldu. Geleceğin dalgası demokrasiler değil, mafya devleti olabilir: Dünyanın en zengin yüzde 1’i küresel mali varlıkların yaklaşık yüzde 43’üne sahipken — yani insanlığın yüzde 95’inden fazlasının payından daha fazlasına — gezegen nüfusunun yüzde 44’ü Dünya Bankası’nın günde 6,85 doların altı olarak tanımladığı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu katılaşıp taşlaşmış rejimler, yalnızca acımasız iç denetim mekanizmaları, topyekûn gözetim ve sivil özgürlüklerin sistematik biçimde budanması sayesinde ayakta kalabiliyor.

Aynı anda, morina, köpekbalığı, halibut, lagos, ton balığı, kılıç balığı ve marlin gibi büyük balık türlerinin yüzde 90’ını yok ettik; gezegenin akciğerleri olan olgun tropikal ormanların ise üçte ikisini tahrip ettik ya da tamamen ortadan kaldırdık. Güvenli içme suyuna erişimin olmaması ve bunun yol açtığı bulaşıcı hastalıkların yayılması, Dünya Bankası’na göre her yıl en az 1,4 milyon insanın — günde 3.836 kişinin — ölümüne neden oluyor ve küresel yetersiz beslenmenin yüzde 50’sine katkıda bulunuyor. 150 ila 200 milyon çocuk yetersiz beslenme nedeniyle kalıcı zarargörüyor. Atmosferdeki karbondioksit seviyesi, çoğu iklim bilimcinin bildiğimiz anlamda yaşamın sürdürülebilmesi için üst sınır olarak uyardığı 350 parçacık/milyon (ppm) düzeyinin çok üzerinde. Bu yılın Mayıs ayına gelindiğinde atmosferdeki CO₂ yoğunluğunun 429,6 ppm’e ulaşması bekleniyor — bu, iki milyon yılı aşkın süredir kaydedilen en yüksek seviye. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), bu değerin 2100 yılına kadar 541 ile 970 ppm arasında bir düzeye çıkabileceğini öngörüyor.

Bu noktada, yüksek nüfus yoğunluğu, kuraklık, toprak erozyonu, olağanüstü fırtınalar, devasa mahsul kayıpları ve yükselen deniz seviyeleri ile kuşatılmış gezegenin çok büyük bölümleri insan yaşamı için elverişsiz hâle gelecektir. 

Paskalya Adası uygarlığının geç dönemlerinde klanlar, atalarını onurlandırmak için giderek daha büyük yontulmuş taş heykeller inşa etme yarışına girdi. Bu heykeller, adadaki son kereste, ip ve insan gücü kalıntılarını da tüketti. 1400 yılına gelindiğinde ormanlar tamamen yok olmuştu. Toprak erozyona uğramış, denize sürüklenmişti. Ada halkı eski kereste parçaları için birbirine girmeye başladı; önce köpeklerini, ardından yuva yapan tüm kuşları yemek zorunda kaldılar.

Çaresizlik içindeki ada sakinleri, dikilmiş taş tanrıların — moai’lerin — canlanarak kendilerini felaketten kurtaracağına dair büyülü bir inanç sistemi geliştirdi. 

Hristiyan milliyetçilerin, İncil’de yer almayan ‘rapture’ (inançlıların kıyamet öncesinde bedenleriyle birlikte göğe alınacağına dair ‘kaçırılma’ inancı) fikrine olan inancı, en az onun kadar fantastiktir. Trump tarafından atanan isimlerde vücut bulan bu Hristiyan faşistler — Trump’ın Bütçe ve Yönetim Ofisi’nin başındaki Russell Vought, Başkan Yardımcısı JD Vance, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve İsrail büyükelçiliğine aday gösterilen Mike Huckabee gibi — okulları ve üniversiteleri, medyayı, yargıyı ve federal hükümeti ideolojik telkin yürütmek ve itaat dayatmak için birer platform olarak kullanmayı amaçlamaktadır.

Bu hareketin takipçileri, Tanrı tarafından meshedildiğine inandıkları bir lidere itaat eder. Zamanın sonunda ‘doğru olanların’ kurtulacağına; çıplak bedenleriyle göğe doğru süzülerek cennete alınacaklarına ve nefret ettikleri sekülerlerin yok olacağına dair bir yanılsamayı benimserler. Tüm totaliter hareketlerin temelini oluşturan bu büyülü düşünceye geri çekilme, çektikleri acıyı açıklama işlevi görür. Umutsuzluk ve kaygıyla baş etmelerine yardımcı olur. Onlara bir güvenlik yanılsaması sunar. Aynı zamanda da uzun bir ‘düşmanlar listesine’ karşı intikamı garanti eder: Liberaller, entelektüeller, eşcinseller, göçmenler, ‘derin devlet’ — ekonomik ve toplumsal sefaletlerinden sorumlu tuttukları herkes.

Bizim milenyarizmimiz; Paskalya Adasındaki moai inancının, Peru’da İspanyol istilacılara karşı başarısızlığa mahkûm Taki Onqoy isyanının, 1530’lardaki Aztek kehanetlerinin ve Kızılderililerin, bizon sürülerinin geri döneceğine ve öldürülmüş savaşçıların toprağın içinden dirilip beyaz sömürgecileri alt edeceğine inandıkları Hayalet Dansı’nın güncellenmiş bir versiyonudur.

Gerçeklik artık katlanılamayacak kadar karardığında fanteziye sığınmak kaçınılmaz olur. Trump’ın cazibesi de buradan gelir. Elbette bu kez ‘farklı’ olacağı söylenir. Ama bu kez çökerken tüm gezegen de bizimle birlikte çökecek. Yağmalanacak yeni topraklar, sömürülecek yeni halklar olmayacak. Küresel bir ölüm kapanında yok olacağız.

Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm adlı eserinde, bir toplum piyasanın buyruklarına teslim olduğunda; mafya ekonomisi bir mafya devletine dönüştüğünde; onun ‘şeytani değirmenin yıkıcı etkileri’ diye adlandırdığı sürece boyun eğdiğinde, bunun kaçınılmaz olarak ‘toplumun yıkımına’ yol açtığını yazar.

Mafya devleti reforme edilemez. Zincirlerimizi tek tek kırmak için örgütlenmeliyiz; grevin gücünü kullanarak devlet aygıtını felç etmeliyiz. Yeni bir vizyon ve yeni bir toplumsal yapı sunan militan bir radikalizmi benimsemeliyiz. Ahlaki buyruklara sıkı sıkıya bağlı kalmalıyız. Konut kredisi ve öğrenci borçlarını silmeliyiz. Evrensel sağlık hizmetini hayata geçirmeli ve tekelleri parçalamalıyız. Asgari ücreti yükseltmeli; imparatorluğu ve savaş sanayisini ayakta tutmak için kaynakların ve kamu fonlarının savurganca harcanmasına son vermeliyiz. Ülkenin çökmekte olan altyapısını yeniden inşa etmek için ülke çapında bir istihdam programı oluşturmalıyız. Bankaları, ilaç şirketlerini, askeri müteahhitleri ve ulaşım sektörünü kamulaştırmalı; çevresel açıdan sürdürülebilir enerji kaynaklarını benimsemeliyiz.

Bunların hiçbiri, biz direnmeden gerçekleşmeyecek.

Mafya devleti, ayaklanan herkese karşı acımasız olacaktır. Eduardo Galeano’nun yazdığı gibi, kapitalistler ortaklaşmacı kültürleri ‘düşman kültürler’ olarak görür. Milyarder sınıf, geçmişte militan sendikalar kurmak için ayağa kalkan radikallere ne yaptıysa, bize de aynısını yapacaktır. Sanayileşmiş dünya içinde en kanlı emek savaşlarını biz yaşadık. Yüzlerce Amerikalı işçi öldürüldü; on binlercesi dövüldü, yaralandı, hapse atıldı ve kara listeye alındı. Sendikalar içine sızıldı, kapatıldı ve yasadışı ilan edildi. Saf olamayız. Bu mücadele zor, bedeli ağır ve acı verici olacak. Ama bu yüzleşme bizim tek umudumuzdur. Aksi takdirde, hem biz hem de bizi ayakta tutan gezegen mahvolmaya mahkûmuz.


* Chris Hedges'ın 'The Mafia State' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.