Trump’ın İran Kâbusu

Editörden
-
Aa
+
a
a
a

Donald Trump’ın İran konusunda yaptığı felaket boyutundaki yanlış hesap ve yenilginin kaçınılmazlığını kabul etmeyi reddetmesi, dünyayı küresel bir ekonomik bunalıma doğru sürüklüyor; aynı zamanda milyonlarca insanın daha fazla yoksulluk ve ağır insani koşullarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

""
Çünkü Biz Öyle Diyoruz / İllustrasyon: Mr. Fish

ABD'nin Orta Doğu’daki en yeni çıkmazı, bölgedeki önceki çıkmazlardan farklı değil. Tıpkı Afganistan ve Irak savaşlarında olduğu gibi, bu süreç de karşı tarafın yanlış okunmasına, emperyal gücün sınırlarının kavranamamasına ve ortada belirgin bir stratejinin bulunmamasına dayanıyor. Bu tablo, savaş endüstrisinin kârlarını büyütürkenmilyarlarca dolarlık kamu kaynağının da boşa harcanmasına yol açıyor; aynı zamanda ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerini zedeliyor ve ülkenin küresel güç ile prestijini aşındırıyor.

Çöküş sürecindeki imparatorluklar, yolsuzlukla iç içe geçmiş ve beceriksiz yönetimler tarafından idare edilir; militarizm ve kibir tarafından körleştirilir. Çevrelerinde olup biteni sağlıklı biçimde okuyamazlar. Tıpkı Irak’ta, Afganistan’da ve daha önce Vietnam’da olduğu gibi, kendilerini çıkışı olmayan yollara sürüklerler; askeri maceracılık da kendi yarattıkları yıkımı daha da hızlandırır.

İran’a karşı yürütülen savaş, hızlanan ve sonunda yıkıcı sonuçlar doğuracak gerileyişimizin yeni bir halkasını oluşturuyor.

İran’a yönelik savaşın başlamasından 40 gün sonra, Pakistanlı arabulucuların girişimiyle hazırlanan ve ABD’ye sunulan Tahran’ın 10 maddelik geçici ateşkes önerisi, fiilen bir teslimiyet anlaşmasının şartlarını andırıyor. Öneri; ABD ve İsrail’in saldırılarının sona erdirilmesini, buna Lübnan’daki saldırıların da dahil edilmesini talep ediyor. Ayrıca ABD’nin bölgedeki askeri üs ve tesislerini çekmesini öngörüyor. Metin, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirirken uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçilmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra yaptırımların kaldırılması, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran karşıtı kararlarının sonlandırılması çağrısında bulunuyor. Yaklaşık 100 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve ABD ile İsrail saldırıları nedeniyle tazminat ödenmesi de talepler arasında yer alıyor.

Bu, ABD ve İsrail’in kabul etmekte zorlanacağı kadar ağır bir aşağılanma olarak görülüyor. 

İran’ın önerisinin sunulmasından yalnızca saatler sonra, olası bir anlaşmayı sabote etmeye kararlı olan İsrail, Lübnan’a yönelik yıkıcı bir hava saldırısı başlattı. Yaklaşık 10 dakika süren saldırıda Beyrut’un merkezi de bombalandı. Operasyonda 50 savaş uçağı kullanıldı; 108 hava saldırısıyla yaklaşık 160 bomba bırakıldı. Saldırılarda 350 kişi hayatını kaybederken, yaklaşık 1000 kişi yaralandı. “Kara Çarşamba” olarak anılan bu ani ve gerekçesiz katliam, İsrail’in savaşın sona ermesine izin verme niyetinde olmadığını güçlü biçimde ortaya koyuyor. ABD’nin yenilgiyi kabul etmeye yanaşmaması ve İsrail’in saldırgan tutumu, önümüzde son derece çalkantılı bir sürecin bulunduğuna işaret ediyor.

İran geçen hafta güncellenmiş bir teklif sundu ancak Donald Trump bu öneriyi “tamamen kabul edilemez” olarak nitelendirdi.

Ancak İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik hakimiyeti sayesinde bekleme lüksüne sahip. Dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran, deniz taşımacılığı üzerindeki ablukasını ne kadar uzun süre sürdürürse, küresel ekonomi üzerinde yaratacağı baskı ve maliyet de o kadar büyüyor.

ABD açısından iyi bir sonuca işaret eden herhangi bir senaryo görünmüyor.

Trump yönetiminin uzlaşmaz tutumu ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatma kararlılığı, küresel ekonominin ağır bir ekonomik bunalıma doğru sürüklenmesini kaçınılmaz hale getiriyor. 

Dünya Bankası, savaşın sürmesi halinde Körfez bölgesinde üretilen ve Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan azot bazlı gübrelerin maliyetinin bu yıl yüzde 31 artacağını öngörüyor. Bu durumun, dünya genelinde gıda fiyatlarında ciddi bir yükselişe yol açması bekleniyor.

Yaşanan tedarik sıkıntıları şimdiden küresel üretim ve imalat süreçlerini durma noktasına getirmeye başladı. Birbirine bağımlı ve kırılgan yapıdaki küresel tedarik zincirleri giderek kilitleniyor.

İran’ın da gösterdiği gibi, bu ekonomik düzeni yıkmak oldukça kolay. Ancak bir kez dağıldığında, onu yeniden ayağa kaldırmak ve eski işleyişine kavuşturmak son derece zor olacak.

İran, savaş boyunca sivil altyapısı ve ekonomisi üzerinde yıkıcı darbeler aldı. Konut alanları, okullar, sağlık merkezleri, polis karakolları, kiliseler ve sinagogların yanı sıra enerji tesisleri, tuzdan arındırma tesisleri, çelik ve ilaç üretim merkezleri de saldırıların hedefi oldu. Ülkenin donanması, hava kuvvetleri ve füze fırlatma kapasitesinin bazı bölümleri de dahil olmak üzere askeri varlıkları ciddi zarar gördü. Savaşın ilk aşamalarında İran’ın üst düzey siyasi ve askeriliderlerine yönelik “başsız bırakma saldırıları” düzenlendi. Bu saldırılarda, İslam Devrimi Lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran Savunma Konseyi Sekreteri Ali Şemhani ve İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi’nin de aralarında bulunduğu isimlerin öldürüldüğü belirtildi.

Buna rağmen ABD ve İsrail’in hedeflediği amaçların hiçbirine ulaşılmış değil.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu merkezli yeni İran yönetimi, önceki yönetime kıyasla çok daha sert, meydan okuyan ve tavizsiz bir çizgi izliyor.

İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürüyor. Boğazdan geçen her petrol tankerinden 2 milyon dolara kadar ücret talep ediyor. İran’ın savaş tazminatı taleplerinin bir parçası olarak yürürlüğe koyduğu bu tarifelerin, Çin para birimiyle ödenmesi gerekiyor. Bu adım, İran, Çin ve Rusya’nın ABD dolarının küresel hakimiyetinikırmaya yönelik girişimlerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. İran ayrıca önemli miktarda füze, insansız hava aracı ve zenginleştirilmiş uranyum stokunu elinde tutmayı sürdürüyor. Tahran yönetimi, yeniden saldırıya uğraması halinde uranyum zenginleştirme oranını yüzde 90 saflığa çıkaracağı uyarısında bulunuyor.

İran, Destansı Öfke Operasyonu/Operation Epic Fury’nin açık ara galibi olarak görülüyor. Donald Trump ise bu sürecin en büyük kaybedeni konumunda. Sorun şu ki Trump’ın kendi gerçekliğini yaratma eğilimi, yaptığı büyük hatayı kabul etmesini ve ortaya çıkardığı bu yıkıcı tablodan çıkış yolu aramasını büyük ölçüde engelliyor.

Trump’ın, Kongre onayı olmaksızın yürütülen savaş için Pentagon verilerine dayanan verilerine göre şimdiden en az 29 milyar doları harcadığı belirtiliyor ancak Stephen Semler tarafından Popular Information için yapılan analiz, gerçek maliyetin 72 milyar dolara daha yakın olabileceğini ortaya koyuyor.

İnsani bedel ise şimdiden son derece ağır. ABD ve İsrail saldırılarında, en az 221’i çocuk olmak üzere 3 bin 300’den fazla İranlı sivil hayatını kaybetti. Üç milyondan fazla İranlı yerinden edilirken, İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik süregelen bombardımanı ve etnik temizlik politikaları nedeniyle bir milyondan fazla Lübnanlı da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Aynı zamanda Gazze’deki soykırım nedeniyle yerinden edilen Filistinlilerin sayısı iki milyonu aşmış durumda. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise 1100 Filistinli öldürülürken yaklaşık 40 bin kişi daha zorla yerinden edildi.

Yakıt kıtlığı ve tedarik zincirindeki aksamalar, Asya’daki birçok ülkeyi ciddi biçimde sarsıyor, Tayland’da bazı akaryakıt istasyonlarında panik alımları ve yakıt kotaları uygulanmaya başlanmış durumda. Vietnam ile Güney Kore ise alternatif petrol ve yakıt kaynakları bulabilmek için yoğun çaba yürütüyor. Ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 95’i için Basra Körfezi’ne bağımlı olan Japonya ise savaşın Şubat ayında başlamasından bu yana iki kez stratejik petrol rezervlerine başvurmak zorunda kaldı.

Sıvılaştırılmış petrol gazı fiyatlarındaki artış, Hindistan’da ev tipi kullanım için mutfak yakıtı maliyetlerini yaklaşık yüzde 7 yükseltirken, ticari kullanımda bu artış yaklaşık yüzde 76’ya kadar fırladı. Bu durum, Hindistan’daki hazır giyim ve tekstil sektöründe üretim kesintilerine ve iş kayıplarına yol açtı. Benzer etkiler Bangladeş ve Kamboçya’da da hissedilmeye başladı.

Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan helyum, alüminyum ve nafta tedarikinde de ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Bu eksiklikler; mikroçip üreticileri, inşaat şirketleri ve plastik ambalaj sektörü dahil olmak üzere birçok alanda üretimin düşmesine neden oldu. Hindistan’dakiçelik fabrikaları ve Japonya’daki otomotiv üreticileri üretimlerini azaltmak zorunda kaldı. Dünya genelinde ise on binlerce kişi şimdiden işini kaybetmiş durumda.

Almanya, Türkiye ve Yunanistan’daki havayolu şirketleri de dahil olmak üzere Asya ve Avrupa’daki birçok hava yolu firması, jet yakıtı fiyatlarının iki katına çıkmasının ardından havalimanlarında fazladan yakıt yüklemeye başladı; uçuş sayılarını azaltıyor ve ek ücret uygulamalarını artırıyor. Birleşik Arap Emirlikleri ise, Wall Street Journal’ın aktardığına göre, füze saldırılarında zarar gören doğal gaz sahaları ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının durması sonrasında ABD’den “savaş dönemi finansal destek paketi” talebinde bulundu. Dünyanın en zengin devletlerinden biri olan BAE’nin egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 2 trilyon doları aşıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programına göre, savaş nedeniyle özellikle Asya ve Afrika’da milyonlarca insan ağır yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Net petrol ve doğal gaz ihracatçısı konumundaki ABD, küresel ekonomik sarsıntıdan görece daha sınırlı etkilenmiş durumda. Buna rağmen benzin fiyatları yaklaşık yüzde 40 artarak galon başına 4,50 doların üzerineçıktı. Dizel yakıt fiyatları ise ortalama yüzde 50’ye yakın yükselerek galon başına 5,60 doları aştı. Ancak küresel ekonomideki çözülmenin er ya da geç ABD’yi de ağır biçimde sarsması kaçınılmaz görünüyor.

Trump yönetimi, dünyayı büyük bir ekonomik çöküşün beraberinde getireceği toplumsal ve siyasal istikrarsızlıklarla birlikte küresel bir bunalıma doğru sürüklüyor.

Trump giderek daha da çaresiz bir görüntü veriyor. Sosyal medya paylaşımlarında İran’a küfürlü tehditler savuruyor; “O lanet Hürmüz Boğazı’nı açın, sizi çılgın herifler” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca ABD ordusunun İran askeri güçlerini yok ettiğini gösteren yapay zekâ üretimi görseller paylaşıyor. İranlıları “ait oldukları taş devrine geri bombalamakla” tehdit ederken, kendisini eleştirenleri de hain olmakla suçluyor. 

Trump, “Yalan haber medyası İran düşmanının bize karşı askeri açıdan iyi durumda olduğunu söylediğinde, bu neredeyse İHANET anlamına geliyor; çünkü bu tamamen yanlış ve hatta saçma bir iddia” ifadelerini kullandı. Truth Social platformundaki paylaşımında ise, “Düşmana yardım ve yataklık ediyorlar!” açıklamasında bulundu.

Bu paylaşımın ardından, Venezuela haritasının üzerine ABD bayrağının yerleştirildiği bir görsel yayımlandı. Görselin altında ise “51. Eyalet” ifadesi yer alıyordu.


 

Çin’e gitmeden önce Trump, “İran’ı büyük ölçüde kontrol altında tutuyoruz… Ya bir anlaşma yapacağız ya da tamamen yok olacaklar. Her iki durumda da kazanan biz oluruz” ifadelerini kullandı. 

Bu çıkışlar hem acınası hem de kontrolsüz bir görüntü veriyor. Ancak aynı zamanda son derece kaygı verici bir tabloyu da işaret ediyor. 

ABD, bölgedeki askeri varlığını giderek artırıyor. Yaklaşık 3 bin 500 denizci ve deniz piyadesinden oluşan 31. Deniz Piyade Sefer Birliği ile birlikte Tripoli Amfibi Hazır Görev Grubu bölgeye konuşlandırıldı. Buna ek olarak nakliye ve saldırı uçaklarıyla çeşitli taktik ve hücum unsurları da sevk edildi. ABD ayrıca, F-35B Lightning II hayalet savaş uçakları, MV-22B Osprey tiltrotor hava araçları ve saldırı helikopterleriyle donatılmış yaklaşık 2 bin 500 deniz piyadesini içeren 11. Deniz Piyade Sefer Birliğiyle birlikte Boxer Amfibi Hazır Görev Grubu’nu da bölgeye gönderdi. Bunun yanında yaklaşık 2 bin paraşütçü asker Basra Körfezi’ne sevk edildiği belirtilirken, bu kuvvetlere ilave olarak 10 bin askerin daha gönderilmesinin değerlendirildiği aktarılıyor.

Bombardımanların yeniden başlaması ve buna sınırlı da olsa bir kara harekâtının eşlik etmesi, uzun ve son derece maliyetli bir savaşın önünü açacaktır. Bu durum, İran’ı işlevsiz bir devlete dönüştürmeyi hedefleyen İsrail’in stratejik amaçlarına hizmet edebilir; ancak aynı zamanda ABD imparatorluğu için de ölümcül sonuçlar doğuracak yeni bir darbe anlamına gelecektir. 

İran kıyılarının yaklaşık 26 kilometre açığında bulunan ve ülkenin petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ının işlendiği ana depolama ve ihracat merkezi konumundaki Harg Adası’na yönelik bir kara saldırısı, küresel ekonomi üzerinde sarsıcı etkiler yaratacaktır. ABD askerlerinin İran topraklarını ele geçirmeye yönelik bir girişimde bulunması halinde ise İran; gemisavar seyir füzeleri, balistik füzeler, su altı insansız araçları ve mayınlardan oluşan askeri kapasitesini devreye sokacaktır. Bu da olası bir işgali son derece ölümcül ve sürdürülemez hale getirebilir.

Ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız.

Bu çatışmanın yönetimi, Trump yönetimi içindeki beceriksiz kadroların kapasitesinin çok ötesinde görünüyor. Yenilgiyi kabul etmek yerine küresel ölçekte yıkımı ve daha fazla kan dökülmesini göze alıyorlar. Kaçınılmaz gerçekle yüzleşecekleri noktaya geldiklerinde ise arkalarında sayısız ölüm ve büyük bir yıkım bırakmış olacaklar.

Asıl trajedi, imparatorluğun çöküyor olması değil. Asıl trajedi, bu çöküşün beraberinde sayısız masum insanı da yıkıma sürüklüyor olması.


* Chris Hedges'ın 'Trump’s Iranian Nightmare' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.