"İklim adaleti yalnızca bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir ekonomi, sağlık ve gelecek meselesi"

-
Aa
+
a
a
a

İklim Kuşağı Konuşuyor’da Atlas Sarrafoğlu, Uluslararası Adalet Divanı sonrası Birleşmiş Milletler’deki iklim müzakerelerini, aşırı sıcakların kahve üretimine etkisini ve mikroplastik bulgularını ele alarak iklim krizinin hukuk, ekonomi ve ekosistemlere uzanan etkilerini değerlendiriyor.

""
"İklim adaleti yalnızca bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir ekonomi, sağlık ve gelecek meselesi"
 

"İklim adaleti yalnızca bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir ekonomi, sağlık ve gelecek meselesi"

podcast servisi: iTunes / RSS

Merhaba, İklim Kuşağı Konuşuyor’a hoşgeldiniz. Bugün dünyanın farklı köşelerinden gelen ama aynı gerçeğe işaret eden gelişmelere bakacağız. Uluslararası hukukta tarihi bir eşikten, sabah fincanımıza uzanan iklim etkilerine; tarım alanlarından göl tortullarına kadar uzanan bir tablo var karşımızda. Hepsi bize şunu hatırlatıyor: İklim krizi yalnızca geleceğe dair bir senaryo değil, bugünün siyasetini, ekonomisini ve gündelik hayatını şekillendiren çok katmanlı bir gerçeklik.

Bu hukuki dönüm noktasının ardından şimdi gözler, çerçevenin siyasi iradeye dönüşüp dönüşmeyeceğini belirleyecek olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na çevrilmiş durumda.

Vanuatu öncülüğünde hazırlanan ve müzakereleri süren “sıfır taslak” yani ilk taslak karar metni, devletlerin mevcut iklim yükümlülüklerini kolektif biçimde hayata geçirmesini amaçlıyor. Metin; iyi niyetli iş birliğinin güçlendirilmesini, adil bir geçişin desteklenmesini ve giderek artan kayıp ve zararların ele alınmasını öngörüyor. Özellikle Pasifik ada devletleri, “Mavi Pasifik Kıtası”ndan yaptıkları çağrıyla hükümetleri en güçlü ve bağlayıcı içeriğe sahip kararın kabulü için birlikte çalışmaya davet ediyor.

Hatırlanacağı üzere UAD’nin Danışma Görüşü, devletlerin iklim krizine karşı harekete geçme yükümlülüklerini uluslararası hukuk çerçevesinde netleştirmişti. Şimdi Genel Kurul’da ele alınacak karar, bu hukuki çerçevenin somut ve kolektif uygulamaya dönüşmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Devletlerin bu sorumluluğu ne kadar ciddiye alacağı ise müzakerelerin seyrinde netleşecek.

İklim adaleti talep eden topluluklar için bu süreç yalnızca diplomatik bir müzakere değil; aynı zamanda tarihi bir sorumluluk anı. Küresel ölçekte alınan ya da alınmayan kararların etkisi ise yalnızca diplomasi masalarında kalmıyor. İklim krizinin sonuçları, günlük yaşamın en sıradan alışkanlıklarına kadar uzanıyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de kahve üretiminde yaşananlar.

The Guardian’dan aldığım başka bir habere bakalım: İklim krizinin etkileri, sabah rutininin vazgeçilmezi olan kahveyi de tehdit ediyor. Yeni bir analiz, kahve çekirdeklerinin yetiştirildiği ülkelerde sıcaklıkların üretim için fazla yükseldiğini ortaya koyuyor.

İklim krizi üzerine araştırmalar yapan Climate Central’ın bulgularına göre, dünya kahve arzının yüzde 75’ini sağlayan ilk beş üretici ülke, her yıl ortalama 57 gün fazladan “kahveye zarar veren aşırı sıcak” yaşıyor. Artan sıcaklıklar, özellikle arabica gibi hassas türlerde verim kaybına ve kalite düşüşüne yol açıyor.

Kahvenin anavatanı Etiyopya’da ise tablo daha da çarpıcı. Ülkede 4 milyondan fazla hane geçimini doğrudan kahveden sağlıyor. Kahve, Etiyopya’nın ihracat gelirlerinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Ancak aşırı sıcaklar, kuraklık ve düzensiz yağışlar üretimi belirsizliğe sürüklüyor. Oromia Kahve Çiftçileri Kooperatifleri Birliği Genel Müdürü Dejene Dadi, çiftçilerin aşırı sıcakların etkisini şimdiden hissettiğini belirtiyor.

Dünya genelinde her gün yaklaşık 2 milyar fincan kahve tüketiliyor. Ancak sektör ciddi bir baskı altında. Dünya Bankası verilerine göre, arabica ve robusta kahve çekirdeklerinin fiyatı 2023 ile 2025 arasında neredeyse iki katına çıktı. Şubat 2025’te ise kahve fiyatları tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Uzmanlara göre bu artış yalnızca piyasa dalgalanmalarının değil, aynı zamanda iklim krizinin üretim üzerindeki doğrudan etkilerinin bir sonucu. İklim adaleti tartışmaları sürerken, kahve üreticisi ülkelerde yaşanan bu gelişmeler, küresel gıda sisteminin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Kahve üreticisi ülkelerde artan aşırı sıcaklar, milyonlarca insanın geçim kaynağını ve küresel gıda sistemini tehdit ediyor. Fiyatlardaki artış da bu kırılganlığın ekonomik yansıması. Yani iklim krizi, hem çiftçinin tarlasında hem de tüketicinin cebinde hissediliyor.

Ancak kriz tarım üretiminde olduğu kadar, gezegenin en temel ekosistemlerinde de iz bırakıyor. Üstelik bu izler, sandığımızdan çok daha eskiye uzanıyor.

Yeni bir araştırma, mikroplastiklerin insanlığın plastiği icat etmesinden yüzyıllar öncesine tarihlenen tortul katmanlarda bile bulunduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, plastik kirliliğinin sanılandan çok daha karmaşık ve yaygın olabileceğine işaret ediyor.

Avrupa’daki araştırmacılar, Letonya’daki göl tortullarını inceledi ve 1700’lü yılların başına işaret eden, modern insan etkisinden uzak olduğu düşünülen katmanlarda mikroplastik izlerine rastladı. Bulgular, bilim dünyasının saygın dergilerinden Science Advances’ta yayımlandı. Çalışma, mikroplastiklerin Antroposen Çağının başlangıcını işaretlemek için güvenilir bir gösterge olup olmadığına dair tartışmaları da yeniden alevlendirdi.

Bugün mikroplastikler yalnızca okyanuslarda ya da toprakta değil; soluduğumuz havada, Antarktika’nın karlarında ve hatta insan vücudunda bile tespit ediliyor. Uzmanlara göre bu parçacıkların atmosfer yoluyla uzun mesafeler kat edebildiği ve küresel ölçekte dolaşıma girdiği anlaşılıyor.

Bilim insanları şimdi iki temel soruya odaklanmış durumda: Bu parçacıklar çevrede nasıl taşınıyor ve insan sağlığı üzerindeki etkileri neler? Ayrıca mikroplastikleri ortamdan temizlemenin mümkün olup olmadığı da araştırılıyor. Deneysel filtre sistemlerinden, kirlenmiş toprağı temizlemeye yardımcı olabilecek bitki temelli çözümlere kadar çeşitli yöntemler test ediliyor.

Plastik kirliliği, geçmişin tortularına kadar sızmış bir çevre krizi olarak karşımızda duruyor. Mücadele ise daha yeni başlıyor. 

Bugün konuştuğumuz başlıklar birbirinden uzak gibi görünebilir. Bir yanda Birleşmiş Milletler’de süren müzakereler, diğer yanda Etiyopya’daki kahve üreticileri, bir başka yerde Letonya’daki göl tortulları… Ama aslında sizin için derlediğim haftanın haberlerinin hepsi aynı hikâyenin parçaları.

Uluslararası hukuk, devletlerin sorumluluğunu netleştiriyor. İklim krizi, çiftçinin üretimini ve tüketicinin cebini etkiliyor. Mikroplastikler ise insanlığın gezegen üzerindeki izinin sandığımızdan daha derin ve daha kalıcı olduğunu gösteriyor. Karar alma süreçlerinden gündelik alışkanlıklarımıza kadar her düzeyde birbirine bağlı bir sistemin içindeyiz.

İklim adaleti tam da bu yüzden yalnızca bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir ekonomi, sağlık ve gelecek meselesi. Hukuki çerçeveler önemli, bilimsel bulgular önemli; ama en az onlar kadar önemli olan, bu bilgilerin siyasi iradeye ve toplumsal dönüşüme dönüşüp dönüşmeyeceği.

İklim Kuşağı Konuşuyor programında bu soruların peşini bırakmıyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Haftaya Cuma günü 18:00'de yeniden buluşana dek kendinize, sevdiklerinize ve gezegenimize lütfen iyi bakın.