Kes / Biç #07: Toz ve Töz

Kes / Biç
-
Aa
+
a
a
a
""

Toz, çoğu zaman ancak ışık onu görünür kıldığında fark ettiğimiz bir şey. Bir pencerenin önünde. Eski bir kitabın kapağında. Pikabın iğnesine yapışmış hâlde. Sabah ilk güneşin vurduğu odanın havasında... Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız, tozun yalnızca eskiyen eşyaların ve terk edilmiş yerlerin üzerine değil, her an ve her yere yağdığını da bilirsiniz. Şehir sürekli yeniden inşa edilirken, aynı anda biraz daha ufalanıyor sanki.

Ben Kadıköy'de bir giriş katta oturuyorum. Son aylarda evimin bulunduğu sokakta dört bina aynı anda kentsel dönüşüme girdi. Her sabah inşaat sesleriyle uyanıyorum. Ama bir süre sonra fark ettim ki beni asıl meşgul eden şey gürültünün kendisi değil, geride bıraktıkları.

Tozun kendisi sessiz olabilir. Ama onu fark ettiğiniz anda etrafındaki sesleri de duymaya başlıyorsunuz sanki. Tabii, böyle şeylere yeterince kafayı takan biriyseniz. Tozların arasında dolaşırken aklımda başka bir kelime beliriyor. Yalnızca iki nokta uzaklıkta duran bir kelime: töz.

Töz, değişen bütün görünüşlerin altında kaldığı düşünülen şey. Toz ise tam tersi. Sürekli yer değiştiren, sonra bir anda duran ve garip bir şekilde zamanı görünür kılan parçacıklar. Biri kalıcılığı, diğeri geçiciliği düşündürüyor. Ama ikisi de dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor: Bir şeyden geriye ne kalıyor?

Hoop, yine atlıyoruz. Psikolojide buna apofeni deniyor. Birbiriyle ilgisiz gönen şeyler arasında bağlantılar kurma eğilimi. Kimileri buna zihnin hatası diyor. Ben ise uzun zamandır bunu yaşam biçimi olarak deniyorum. Kes / Biç de bunun işitsel örneklerinden biri, ehem. Her an başka bir yöne savrulmaya başlamadan önce, bir kez daha toza ve töze dönüyorum.



Elbette bu çağrışım beni Toz ve Toz grubuna da götürüyor. Kasetlerinden birkaç kesit alıyorum. Asıl hedefim ise O Gittiğin Galaksi. Tozdan galaksilere uzanan bir yol açılacağına emin olduğum için bu kez bilimkurgu arşivlerine dalıyorum. Stalker'ın rüya sekansı, Battlestar Galactica'nın unutulmaz yüzleşmelerinden biri ve pek tabii Blade Runner'daki Roy Batty monoloğu bu yolculuğa eşlik ediyor.

Sample’ları kestikten sonra programa başlamak için elimi önce Melancholia'ya atıyorum. William Basinski'nin, en çok bilinen işi The Disintegration Loops'un hemen ardından 2003'te yayımladığı bu albümün tohumu aslında yirmi yıl önce atılmıştı. Basinski, 1980'lerde kaydettiği kısa manyetik bant döngülerini yıllar sonra yeniden dinlediğinde, kayıtların artık aynı olmadığını fark etti. Zaman, kimseye haber vermeden bestelerine ortak olmuştu sanki. Melancholia II biraz da bu ortaklığın kaydı gibi gelir bana. Bu yüzden, toz fikrinin peşine düşmek için daha iyi bir başlangıç düşünemedim.

Tozun beraberinde getirdiği küçük sesleri de bölümün üzerine baharat gibi serpiştiriyorum: plak oluklarındaki hışırtıyı, o tozları bana taşıyan rüzgârın tıngırdattığı rüzgâr çanlarını, Jakuzi'nin malum parçasından kısa bir alıntıyı, yerleri süpürürken çıkan sesi, sabahın erken saatlerinde sokağı temizleyen aracı... Elimi korkak alıştırmıyorum.

Zamanla mekân arasında dolaşırken aklıma en sık gelen isimlerden biri Bowie oluyor. Kendisi bunu hayatı boyunca en az üç beş kere yaptığı için olacak... David Bowie, "Subterraneans" ile 1977'de yerin altını resmen üstüne getirmiş. Bu parça, Thin White Duke personasından çıkıp bambaşka bir yere evrildiği eşiğe denk geliyor. Belki de en düz, en 77 dünyasına ait gibi duyulan müziği de yine bu dönemde geliyor. Ama onu bile uzak bir ucundan tutmayı başarıyor.

Bu bölümde bir yerlerde, Nina Simone'un da söylediği "Wild Is the Wind"i duyacaksınız mesela. Bu kez Tyreek McDole yorumuyla ama yine bir yerlerden Bowie'ye göz kırparak. Ardından Mark Hollis bize bir şeyler fısıldayacak, Yellow Magic Orchestra ise görünmeyen hava akımlarını müziğin içine taşıyacak.

Finali, Sadi Güran'la ilgili pek bilinmeyen bir gerçekle yapmak istiyorum. Onu çoğumuz çizgileriyle tanıyoruz. Oysa yalnızca güzel canı istediği için yaptığı küçük bir mashup arşivi de var. Bu edit'ler hiçbir albüme ait değiller. Birileri istediği için değil; kimsenin istemesine gerek olmadığı için varlar.

Sanırım en sevdiğim üretim biçimi bu.

Seslerle damar yolu açma konusunda maharetli Sadi Güran'ın, dEUS ile David Bowie'yi buluşturduğu bu beklenmedik karşılaşmayla dosyayı kapatıyorum.

İddialı bir çıkarım yapmam gerekirse; toz, belki de zamanı görünür kılan en küçük şeylerden biri. Töz ise, bütün tozlar dağıldığında geriye kaldığını hayal ettiğimiz şeydir. Muhtemelen.

İçinden geçen parçalar:

William Basinski – "Melancholia II"
Matthew Shipp Quartet – "First Step"
David Bowie – "Subterraneans"
Flock – "Expand"
Erik Friedlander – "Night White"
Amanda Whiting – "It Could Be"
Tom Skinner – "Kaleidoscopic Visions"
Mark Hollis – "The Gift"
Yellow Magic Orchestra – "Tong Poo"
Gianluigi Trovesi – "Baghèt"
Tyreek McDole – "Wild is the Wind"
Richard Spaven – "Sustain"
Sadi Güran – "Nothing Really Control (George Kaplan Conspiracy Theory × dEUS × David Bowie Edit)"

Kırpılmış diğer sesler:

Toz ve Toz – O Gittiğin Galaksi
Jakuzi – Toz
Stalker (1979): Rüya sekansı
Rüzgâr ve rüzgâr çanları
Blade Runner (1982): "Rachel's Song" (Vangelis)
Alerjik hapşırık
Battlestar Galactica (2003): John'ın Ellen'la yüzleşmesi
Yer süpürme sesleri
Blade Runner (1982): "Enhance"
Çeşitli kuşlar
Uzakta gök gürültüsü
Polen toplayan arı
Blade Runner (1982): Roy Batty'nin son monoloğu
Plak temizleme sesi (plak tozu)
Kadife Sokak sabah temizliği (sokak temizleme aracı)