"Toplum şu anda sessiz ve şiddetsiz bir isyan yaşıyor"

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik’te Ali Bilge, İran savaşı ekseninde küresel gerilimi, Trump’ın Türkiye’ye yönelik açıklamalarını, petrol şokunun ekonomik etkilerini ve Türkiye’de kriz politikalarının eksikliğini değerlendiriyor; artan enerji maliyetleri, örtük ticaret iddiaları ve savaşın derinleşmesi halinde ortaya çıkabilecek ekonomik ve jeopolitik riskleri ele alıyor.

""
Ekonomi Politik: 30 Mart 2026
 

Ekonomi Politik: 30 Mart 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.B.: Herkese iyi haftalar!

Ö.M.: Son derece hareketli bir dünya: Bir yanda savaş, dünyanın dört bir yanında giderek yoğunlaşan saldırılar ve iç savaş belirtileri; diğer yanda ise büyük gösteriler var. “No Kings” (Krallara Hayır) protestolarının tarihte görülmüş en yüksek katılıma ulaştığı, ABD’de milyonları çekerek ülke tarihinin en büyük gösterileri arasında yer aldığı belirtiliyor. Britanya’da da kültürler arası büyük bir gösteri dalgası vardı; Londra’daki eylemlere 500 binin üzerinde, hatta daha fazla kişinin katıldığı söyleniyordu. Bu gösterilerin bir kısmını Türkiye’deki eylemlerle birlikte ele almaya çalıştık. Sizin değerlendirmeniz nasıl olur? İran’daki durumla devam edelim isterseniz.

A.B.: ABD’de ‘Krallara Hayır’ gösterileri bayağı etkin bir şekilde gerçekleşti. ABD ve İsrail’in İran saldırısı söylediğiniz gibi, ABD dışındaki ülkelerde de protesto ediliyor ama Türkiye’de ‘böylesi bir gösteri yok’ galiba değil mi? Türkiye’de ABD ve İsrail’in İran saldırısına ilişkin böylesi bir organizasyon bildiğim kadarıyla gerçekleşmedi. Öncelikle buna dikkat çekelim.

Ö.M.: Evet, Filistin ve İran’la ilgili...

A.B.: Ağırlıklı olarak Filistin’le ilgili gösteriler aylardır devam ediyordu ama üzerinden bir ay geçmesine rağmen, münhasıran ABD’nin İran saldırısına yönelik bildiğim bir gösteri olmadı.

Önemle dikkat çekilmesi gereken diğer bir husus da Donald Trump’ın önceki gün Türkiye’ye yönelik açıklamasıydı. Trump, “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider” dedi.

Türkiye harikaydı, istediğimiz şeylerin dışında kaldılar” vurgusunun epey konuşulması gerekiyor. Türkiye’nin harika olmasının sebepleri nedir? Neden Türkiye harika? Bu övgüyü neden hak etti Türkiye? Bu sözlerin arkasında neler var? Bunlar sorulması, sorgulanması gereken, merak edilen hususlar.

Türkiye daha önce 12 Arap ülkesiyle birlikte İran’ı kınamasıyla safını belli etmişti.

Trump’ın, ‘yaklaşımı’, ‘şahaneydi, harikaydı’ ifadesi ile Türkiye’nin desteğini vurgulaması geçiştirilecek gibi değil.Bu harikalığın sebepleri neler?Trump; Körfez’in ve Türkiye’nin verdiği desteği ABD iç kamuoyundan bile bulamıyor. İç kamuoyunda gittikçe azalan bir destek görüyoruz.

Gelecek aylarda ve yıllarda Trump’ın, ‘Türkiye harikaydı’ ifadesinin ardındaki gerçeği, kamuoyu ve medya öğrenmeye çalışacaktır. Ayrıca Türkiye’nin ABD’ye sağladığı desteğin olumsuz etkilerini önümüzdeki dönemlerde uluslararası konjonktürdeki gelişmelerde ve diğer ülke ilişkilerinde göreceğini düşünüyorum. Kara harekatı başlayacağı ifade ediliyor, savaşın da birinci ayı dolmuş durumda.

Ö.M.: Oraya geçmeden ben de bahsettiğiniz konuyla ilgili bir soru dile getirmek isterim müsaade ederseniz: ABD Başkanı Donald Trump, “Şahaneydiler, istediğimiz şeylerin dışında kaldılar,” diyor Türkiye için ve ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da harika bir lider olarak nitelendirmiş. Konuşmasının devamında da Orta Doğu’nun dönüştürüleceğini ve bölgenin geleceğinin hiç bu kadar parlak görünmediğini de iddia etmiş T24 haberine göre.

Ö.Ö.: Herkes, ‘Bölgesel bir savaş dünya savaşına evrilecek mi?’ endişesi taşırken “Bölgenin geleceği çok parlak” demiş!

Ö.M.: Orta Doğu’nun da dönüştürüleceğini söylüyor. Peki! Şöyle bir soru geliyor insanın aklına; tüm dünyada nefret ve korku nesnesi, bir imparator, Roma İmparatorluğu’nun en kötüsü Neron gibi, Caligula gibi görülen Donald Trump’ın Türkiye ve Erdoğan’a bu methüsenası yani göklere çıkarması Türkiye ve Erdoğan’ın lehine mi yoksa fena halde aleyhine mi olacak?

Ö.Ö.: Bu arada hemen bir şey hatırlatayım; bu konuşma Miami’de gerçekleşen Gelecek Yatırım Girişimi Zirvesi’nde oldu ve zirveyi Suudi Arabistan düzenliyordu. Suudi Arabistan prensine de akıl almaz şeyler söyledi, “İran’a saldırdığım için benim popomu öpmeliler” falan dedi - alenen bu cümleyi kurdu. Bugün Türkiye’yi ve cumhurbaşkanını övüyor ama yarın böyle şeyler de söyleyebilir.

A.B.: Gayet tabii. Aptal olma, mal varlığını açıklarım” kime dedi daha önce? Onları unutmadıkABD'de, Erdoğan ve ailesinin mal varlığının araştırılmasını da içeren yaptırımlar gündeme gelmedi mi? Bunları kim söyledi?

Körfez ülkeleri, ABD’debir sene önce 1,4 trilyon dolarlık yatırım yapacaklarını Trump’a beyan etmişlerdi. Savaş esnasında da bundan caymadıklarını efendilerine durumu beyan etmelerine karşın ‘popomu öptürme’ ile ‘harika ve hayranlık uyandırıcı şeyler yaptılar’ yan yana geldi. Trump böyle biri; hem hayranlık duyuyor, hem de poposunu öptürüyor. ‘Harika şeyleri sorgulamaya başladığımızda hemen üsler meselesi aklımıza geliyor, acaba bilmediğimiz örtülü destekler mi var? ‘Açıktan değil ama örtük destekler mi var?’ diye düşünüyorsunuz.

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısından etkilenen ülkelerin başında Çin ve Rusya geliyor ve elbette saldırılan ülke İran. Son yaşananlardan sonra bu üç ülke ile Türkiye ilişkileri çok önemli. Türkiye, İran ile komşu bir ülke!

Trump’ın Türkiye’ye ve liderine övgü dolu ifadelerin bir nedeni vardır, bir de bedeli vardır; bunları anlamaya çalışacağız. Övgülerin nedenlerini tahmin ediyoruz, anlamaya da çalışıyoruz ama asıl muhatabına sorulması gerekir. Demokratik bir ülkede olsaydık, bu soru direkt Erdoğan’a ve Türkiye yönetimine sorulurdu ama şu ana kadar kendisine böyle bir soru sorulmadı çünkü soru soracak insanlar hapishanelere tıkılıyor! İşte böyle bir durumdayız.

Kara harekatına ilişkin tonlarca yorumlar oluyor; yapılması ve yapılamaması üzerine yayınlar ayrıntılarla ekranlarda dinlemeye tahammül edemediğimiz bir şekilde yer alıyor. Ancak kara harekatı bana şunu hatırlattı; 1979’da İran’da Şah’a karşı ayaklanma başladı. Şah, ABD’ye kaçtı. Kısa bir süre sonra ayaklanma İslam devrimine dönüşmeye başladı, Tahran’daki Amerikan büyükelçiliğini ve personeli İslamcı militanlarca rehin alındı ve aylarca sürecek ‘rehineler krizi’ başladı. Rehin alınanların serbest bırakılması için öncelikle ABD’ye kabul edilen Şah’ın geri gönderilmesi, ABD’den çıkarılması isteniyordu.ABD boyun eğdi ve Şah hatırladığım kadarıyla Meksika’ya gitti, daha sonra hastalandı ve ABD’de tedavi görürken öldü, sonra da Mısır’a gömüldü.

İran’ın yurt dışı varlıklarına da el konulmuştu. Rehine krizi ve Şah’ın ABD’ den çıkarılması aynı zamanda varlıkların da iade edilmesi nedeniyleydi.Şah ölmüştü ama varlıklar iade edilmemişti. ABD’de Carter başkandı, seçimler de yaklaşıyordu. 1980’de Reagan ile rakiptiler. Carter yönetiminin rehine krizi ile girdiği pazarlıklar sonuç vermedi, sonuçta rehineleri kurtarmak için İran’a bir harekat düzenlendi. Bu ufak çapta bir kara harekatıydı. Körfez’den kalkan helikopterler rehineleri kurtarmak için İran’ın derinliklerine girdiler. Ancak bu helikopterler kum fırtınasında yakalandılar, helikopterlerdeki tüm personel öldü veçok büyük bir fiyasko yaşandı. Carter’ın amacı rehineleri kurtarıp seçimi kazanmaktı! Sonrasında ABD varlıklara konulan ambargoyu kaldırıp iade edince rehineler serbest bırakıldı, müdahale olmaksızın rehineler serbest bırakıldı ama Carter bu şekilde olsa da onların ülkeye gelmesini bekliyordu. Rehinelerin gelişi çeşitli nedenlerle gecikti, seçimler oldu ve Carter kaybetmişti.Rehineler gecikince onları Washington Hava Limanı’nda karşılamak Reagan’a nasip oldu!

Bu işler hiç öyle kolay değil, düşünülenin ötesinde ters gidebiliyor, İran çok derin bir ülke. ABD’nin Vietnam’dan bu yana yaptığı kara harekatlarının hepsi fiyaskoyla sonuçlandı. Bu savaşlardan silah ve petrol şirketleri kazandı. Dick Cheney, Halliburton, Bush’ların vb. şirketleri kazançlı çıktı. Binlerce Amerikalı öldü, milyonlarca insan öldü. Vietnam’daki durum belli, Kamboçya’daki durum belli, Afganistan’da, İran’da, Irak’ta durum belli. Elbette ABD ile halvet olmanın, hayranlık uyandırıcı ilişkileri geliştirmenin de bir bedeli oluyor. 2003’teki tezkere meselesine tekrar değinmek istemiyorum.

Savaşın üstünden bir ay geçmesine karşın İran büyük bir dayanıklılık gösteriyor: Hem ülkenin alt yapısıyla, hem maliyetle ilgili bir dayanıklılık, hem de moral olarak dayanıklılık. Her iki taraf için geçerli bu; silah, altyapı ve moral dayanıklılığı gibi karşılıklı bir duruma şahit oluyoruz. ABD ve İsrail için istenilen şekilde bir sonuç elde edilmemiş görünüyor.

ABD’de önümüzdeki aylarda üst düzeyde pek çok kişinin görevden alınmasına ve ayrılmasına tanık olabileceğimizi düşünüyorum çünkü ABD’nin devletin kurumsal kapasitesinde, ülke içindeki kurumlar arası ilişkilerde çok ciddi bir yıpranma ve hasar olduğu gözüküyor.

Önümüzdeki günlerde savaşın ne kadar derinleşeceğine ilişkin çok çeşitli tahminlerde bulunuluyor. Adalarla sınırlı kalmak, boğazın kapatılması gibi durumların savaşan ülkelere, bölgeye ve dünyaya büyük bir bedeli var. İran göçer ama dünya da göçer. Hürmüz Boğazı’nın iptal olmasının, petrol ve gaz sevkiyatının engellenmesinin çok büyük bedeli olacak. Savaşın birinci ayında bile yaşadığımız bedeller var; ABD’de ve tüm dünyada pompa fiyatları yükseldi.

Türkiye bundan inanılmaz etkilenen bir ülke; bir ay geçmesine karşın iktidardan, ekonomi yönetiminden yaşanan petrol şokuna karşı ekonomide tedbirler bütünü ortaya koyduklarını göremiyoruz maalesef. Sadece Merkez Bankası faizleri düşürmedi, bir de borsada açığa satış vb. önlemler bugün uzatıldı. Türkiye böyle büyük bir petrol şoku yaşıyor, bunun etkileri bugün bitse bile yıllara sari olacak ama henüz önlemler paketi, kriz politikası açıklanmış değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bakanlar kurulu, ekonomi bakanı tarafından ülke nezdinde açıklanmış politika ve önlemler seti yok.

Ülkelere baktım: Avrupa Birliği, Asya, herkes tedbirler alıyor, almaya çalışıyor. Yangını söndürmeye çalışıyor, şokun toplumsal kesimlere olan etkilerini azaltacak sübvansiyonlar vermeye çalışıyor, önlemleri devreye sokuyor. Asya ülkelerinde karne sistemine geçmeler de başladı. Türkiye üstüne üstlük petrol ve enerji ithalatçısı bir ülke, 60 milyar dolarlık bir ithalatımız var; gazın ve petrolün 1 dolar artmasının yüksek bedelleri oluyor. Bir ay içinde fiyatlar yarı yarıya arttı, petrolün fiyatı 120 dolara çıkmış vaziyette. Sanki biz İskandinav ülkesiyiz, Norveç’iz, petrolümüz var, muazzam bir varlık fonumuz var da bu kaynaklardan ülkemizin insanlarını destekliyormuşcasına bir rahatlık içerisindeyiz.Herhalde bu rahatlık, Trump’ın Türkiye’ye duyduğu hayranlıktan olsa gerek! Yoksa yapılması gereken çok ciddi bir kriz politikası inşa etmektir.

Ülkelerin varlık fonları böylesine kriz zamanlarında devreye girer. Biliyorsunuz, ‘Türkiye varlık fonu’ diye bir fon var ancak zengin bir fon değil, züğürt bir fon, sadece varlıkları topladığınız bir fon ki zaten Türkiye petrol ihracatçısı bir ülke değil. Dolayısıyla Türkiye bütçe fazlası da vermiyor, petrol ve enerji gelirleri de yok, tasarruf oranları çok düşük, tasarruf da edemiyor, bütçesi bir transfer bütçesi ve bu işleri yapmaya yetmiyor.

Normalde zor duruma düşen insanlarınızı bütçe ve varlık fonu üzerinden desteklersiniz. Bütçeleriniz ve fonlarınız sefil olan insanları sübvanse etmeye, onları desteklemeye değil; gereksiz yatırımlara ve kamu özel işbirliklerine, yolsuzluklara, servet transferleri ile yeni zenginler yaratmak üzere ayrılmış bütçeler halinde ise bunları yapamıyorsunuz.

Türkiye açısından asıl acı tablo, Trump’ın bize hayranlık duymasından çok savaşın birinci ayı dolarken Türkiye toplumunun yaşadığı ve yaşayacağı krizin etkilerini azaltmaya dönük bir planın, programın, yöntemin, politikanın açıklanmamış olmasıdır.

İktidar neye güveniliyor? Trump’a mı güveniyor? Rusya’dan gaz almaya devam edeceğiz, başka ülkelerden de alıyoruz; önümüz yaz ama ekonominin en önemli girdisi olan enerjinin fiyatının anormal yükselmesinin doğuracağı sonuçlar hesap edildiğinde - en geç iki sene sonra seçimlerin olacağını varsaydığımızda - Trump’ın iktidara ve liderine hayranlık beslemesi ile bu zorlu dönem aşılabilir mi? Güvenilir mi? Bilemiyorum.

Ö.M.: Bir de ayrı ama bununla yakından bağlantılı bir konu var: Türkiye’nin İsrail’le ticaretinin kesildiği iddiasına rağmen, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in önemli bir iddiası oldu. Emir, İsrail Merkez İstatistik Bürosu’nun verilerine dayanarak Türkiye ile İsrail arasında ticaretin sürdüğünü öne sürüyor. Oldukça yüksek bir rakam da telaffuz ediyor; sanırım sadece Şubat ayında 94 milyon dolarlık ihracat yapıldığı iddiasında bulunmuş. “Dış ticaret istatistik verilerini paylaştık; kestik dedikleri ticaret, İsrail Gazze’yi bombalarken de sürdü, İran savaşında da sürüyor,” diyor Emir. Buna göre, Türkiye’den İsrail’e ihracat Şubat ayında 94 milyon dolar, Ocak-Şubat toplamında ise 176 milyon dolar. Bakanlık ise bu iddiaları yalanlamış durumda. Peki bunu nasıl yorumluyorsunuz?

A.B.: Bu tür ticari ilişkilerin devam ettiği, Türkiye makamları yalanlasa da örtük bir şekilde devam ettiği biliniyor.

Ö.Ö.: O haberde ilginç bir nokta da var ki bizim daha önce dikkatimizi çekmemişti. Bahsettiğiniz gibi, CHP milletvekili İsrail Merkez İstatistik Kurumu’nun istatistiklerine başvuruyor ama bu siteye Türkiye’den erişim engellenmiş; İsrail İstatistik Kurumu’na Türkiye’den giremiyormuşuz. Ben de bu ayrıntıyı hiç fark etmemiştim.

Ö.M.: Bu çok çarpıcı bir gelişme aslında.

A.B.: Evet, bu durum içinde bulunduğumuz karanlığın ne kadar koyu olduğunu gösteriyor. Türkiye hukuk güvenliğinin olmadığı bir ülke, hukuk güvenliğinin olmadığı bir ülkede veri ve bilgi güvenliği olmaz. Türkiye’deki rakamlara güvenemiyorsunuz; bunları uluslararası kuruluşlardan alıyorsunuz ya da başka hesaplamalar ve tekniklerle ortaya çıkarabiliyorsunuz. Altını çizelim; otokrasideyiz ve bir petrol şoku yaşıyoruz.

Ö.M.: Yalanlamakla da bitecek gibi değil çünkü net olarak Murat Emir, X hesabından belirtmiş bu 94 milyon dolarlık ihracatı. Sıradan ürün de değil, sanayinin ana damarları olarak makine ve ekipman, baz metaller, tekstil, çimento, cam ve plastik gibi çok yüksek miktarda... Sadece plastik için 15,5 milyon dolarlık bir hesap veriyor. Çok ilginç.

A.B.: Çok önceki programlarda İsrail’le ihracatın nasıl yapıldığına ilişkin örnekleri anlatmıştık. Türkiye’den gönderilen mallar, Batı Şeria’da bir Filistinli iş adamına satılmış gibi görünüyor ama limanda bu mal İsrailli bir firmaya komisyon karşılığı geçiveriyor. Bu işlerin pek çok yöntemi var. Uzun vadeli kontratları kesemiyorlar ve onları da örtük şekilde yapmak durumunda kalıyorlar. İstatistikler bizde görünmüyor; ülkemizde veriler ve bilgiler manipüle edilebiliyor ama karşı taraf daha doğru tutuyor ya da bilgiyi oradan görebiliyorsunuz.

Türkiye’de insanlar İran saldırısı nedeniyle yaşanan petrol şokuna inanılmaz güç ekonomik koşullarda yakalandılar; yoksulluk ve açlık, asgari ücretin durumu, sefalet belli, yüksek enflasyon her şeyi eritti bitirdi ve buna petrol şoku da eklendi. Bakın, İran’da savaşın ortasında asgari ücrete %60 zam yapıldı.

Bizde sefalet daha da artıyor ve kötüleşiyor. Aslında Türkiye toplumu şu anda sessiz ve şiddetsiz bir isyan yaşıyor. Bunu saray da duyuyor ama duymamazlıktan geliyor.

Toplumunuzun büyük kısmı için gıda temini problem haline gelmeye başlamışsa ve siz de hükümet olarak telafi edecek önlem alamıyorsanız; kaynakları insanların isyanına, açlığına çözüm olarak sunmuyorsanız durum vahim ötesine gidiyor demektir.

Yıllardır izlerim; böyle zamanlarda derme çatma da olsa, bütünlüklü de olsa hükümetler, başbakanlar, devlet başkanı, ‘Krize karşı şu, şu önlemleri alıyoruz’ der. Böyle bir çalışma gelmedi önümüze. Bakanlar kurulu toplandı ve ‘tarım, sanayi için, sektörler için şu önlemleri alıyoruz, önümüz turizm mevsimi onun için şunları geliştirdik, zor durumda kalan sınıflar için, işsizlik için, yoksulluk için şu kadar kaynak ayırıyoruz’ diyen var mı? Bunların hiç biri yok.

Şimdi ‘köye dönüş’ projesi başlattılar; Türkiye, tarım ve hayvancılıkta muazzam gerilemiş durumda. Daha önceki petrol şoklarında Türkiye kendi kendine yeterli bir ülkeydi; gıdada, tarımda yetiyordu. 1978’de olmalı: Afganistan’a buğday bağışında bile bulunuyordu Türkiye. Şimdi buğday açığı olan bir ülke halindeyiz. Yaraların genişleyeceği bir döneme girmiş durumdayız, şokun vahameti artıyor, çok maliyetli, kapanması çok zor. İnsanlar yoksulluğun isyanını yaşıyorlar, bunu neyle önleyebiliyorsunuz - ancak baskı yöntemiyle, susturabilmeyle ve engellemeyle imkanınız oluyor.

Böylesi kriz durumlarında içinde bulunduğumuz adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen arkaik sistemin de çalışmadığını görüyoruz. Depremlerde de görmedik mi? Bunu da vurgulamakta fayda var. Birinci ayda petrolün varil fiyatı 70 dolardan 120 dolara çıktı. Etkileri yaşanıyor, yaşanmaya devam edecek. Peki, bu savaş daha da derinleşirse, 3- 6 ay daha uzarsa, Hark adası biterse, Hürmüz tamamen kapatılır ve sevkiyat olmazsa bu durum kalıcı hale dönüşecek. İçinde bulunduğumuz pozisyonu tasvir etmekte, anlatmakta zorlanıyorum doğrusu.

Ö.M.: Ben de ufak bir ekleme yapayım izninizle: “Savaş devam eder ve uzarsa sonuçları ne olur?” dediniz; ben de buraya bağlamak istedim; #ekoIQ’da yer alan bir haberde, yeni bir analiz, savaşların gezegeni çok daha sıcak ve istikrarsız hâle getireceğini belirtiyor. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttükleri savaşın iklim açısından felaket sonuçlar doğurduğu şimdiden ortaya konmuş durumda.

Savaşın ilk ayı geride kalırken, küresel karbon bütçesinin 84 ülkenin toplamından daha hızlı tüketildiği ortaya çıkmış. Yıkılan binaların tahmini karbon maliyetinin en büyük kalemi oluşturduğu, milyonlarca litrelik yakıtın alev almasının ise ayrı bir tartışma konusu olduğu belirtiliyor. Çatışma ilerledikçe emisyonların ve salımların hızla artmaya devam edeceği ifade ediliyor. Başlıca nedenlerden birinin de, sizin az önce söylediğiniz gibi, petrol tesislerinin hedef alınması olduğu vurgulanıyor. #ekoIQ’dan aktarılan bu çalışmanın başyazarı, Gana Doğal Kaynaklar Üniversitesi’nden Fred Otu-Larbi, “Çatışma ilerledikçe emisyonların ve salımların hızla artmasını bekliyoruz. Bunun başlıca nedeni, petrol tesislerinin alarm verici bir hızla hedef alınması,” demiş. Hiç iç açıcı sayılmaz.

A.B.: Savaşın bu iki ada ve üstündeki tesisler üzerinde devam etmesi halinde vaziyet daha da derinleşecek, işin içinden çıkılması çok güç. Kızıldeniz tarafı da eklendi, etkilendi. Akdeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Aden Denizi yani tüm denizler ve dünyanın atmosferi olumsuz bir şekilde etkilenmiş durumda; biz bu havaları soluyoruz. Ancak en fazla etkilendiğim “Savaş bize de fırsatlar çıkartır” cümlesi, görünce çıldırmamak mümkün değil.

Ö.Ö.: Bir koyup üç alırız belki!

A.B.:Krize karşı önlem alınmamasının arkasında Türkiye’ye hayranlık duyulması mı yatıyor?Duyulan bu hayranlığa mı güveniliyor? Türkiye topraklarında NATO varlığı daha da arttırılacakmış haberini gördüm. NATO zirvesi bu yıl Temmuz ayında Ankara’da olacak, NATO’yu sürekli şikayet eden Trump’ın Türkiye’ye duyduğu hayranlık bir araya geldiğinde neler olacağını göreceğiz.

Ö.M.: Bu konuya epey devam edeceğiz ama süreyi bitirdik maalesef.

A.B.: Bu arada belki gözünüzden kaçmıştır; 2025 yılında dünyada nükleer silah sayısı da artmış.

Ö.M.: Çok korkunç. Peki, çok teşekkür ederiz Ali Bey.

A.B.: Görüşürüz, hoşçakalın!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.