İyiliğin ve Dayanışmanın Sesi: Diğerkâmlık Üzerine

-
Aa
+
a
a
a

23. Radyo Şenliği'nde Rauf Kösemen ve Damla Özlüer'le diğerkâmlık kavramının sadece bir "yardımseverlik" değil, bir "insan olma durumu" ve toplumsal sorumluluk olduğunu konuşuyoruz.

""
23. Radyo Şenliği: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen
 

23. Radyo Şenliği: Damla Özlüer ve Rauf Kösemen

podcast servisi: iTunes / RSS

E. S.: Dinleyici Destek Projesi özel yayını devam ediyor. Şu anda saat 16.54, canlı yayındayız ve 74 kişi olduk. 74’e varırken kimler vardı? Az önce stüdyoda inanılmaz bir kalabalık vardı ve bir anda burada büyülü bir şekilde her şey değişti. Komşiler grubu; Türkiye, Yunanistan, Doğu Akdeniz ve Balkan halk müziğinin zengin tınaları arasında gezinerek sizlerden destek istedik. Siz de desteklerinizi verdiniz, çok teşekkür ederiz. Bu şekilde 74 kişi olduk. Şu anda ilk destek gelecek, ilk destekle gün hedefini yaralamış olacağız. Ama tabii ki zaman çok ilerliyor. Aslında özel yayının yoğun destek istenen kısmının artık son bloklarına girmeye başladık. Şu dakikadan itibaren işleri karşılıklı olarak çok sıkı tutmamız gerekiyor. Şükürler olsun ki yalnız değilim. Şu anda stüdyonun içerisinde "Diğerkâm: Sosyal Fayda Dünyasından Haberler" programından Damla Özlüer ve Rauf Kösemen var. Hoş geldiniz.

D. Ö.: Hoş bulduk, sevgiler Eraslan.

R. K.: Hoş bulduk.

E. S.: Nasılsınız?

R. K.: İyiyiz ama bizden önce çıta bayağı yukarı konulmuş; yani bu kadar eğlendirebilecek miyiz insanları bilmiyorum.

E. S.: Elbette, her zaman için. Çünkü dışarıda güneş altında yeterince enerji depolayarak girdiniz buraya. Evet, ben artık konuşulamaz hale geçtim bile yayının içerisinde. Peki, hemen Diğerkâm’la başlamak istiyorum. Diğerkâm, benim çok zevkle takip ettiğim, çok iyi bir fikir olduğunu düşündüğüm bir program. Ama biliyorum ki bu da kendi içinde evrildi; başladığı noktadan geldiği noktaya kadar... Bu süreci biraz anlatır mısınız?

D. Ö.: Ben başlayayım mı? Aslında Diğerkâm, "Hemzemin" olarak başlamıştı; bir uluslararası sosyal fayda konferansının programıydı. Ondan sonra Diğerkâm’a doğru evrildik ve bu evrilme sırasında sanırım Açık Radyo’nun da ruhuna çok uygun bir şekilde aslında genişledik. İlk başlarda daha çok iletişim üzerine odaklanıyorduk; sosyal fayda projelerinin iletişimlerini, kampanyalarını vesaire ve altındaki teoriyi konuşuyorduk. Şimdi ise hayatımıza, ortak geleceğimize değen herkesi ağırladığımız bir hale büründü Diğerkâm. Yani bir başkasını düşünerek, bir başkasına temas ederek, ortak bir gelecek için çalışarak var olan herkesin el ele tutuştuğu bir program haline geldi diyeceğim. Zaten programın romantizasyonu hep bende, Rauf.

E. S.: Bir sakıncası yok böyle bir romantizasyonda bence. Evet Rauf?

R. K.: Diğerkâm aslında hiç yabancı olmadığımız bir konuya odaklanıyor: Sosyal sorumluluk, sosyal fayda, sosyal etki ve toplumsal hayatın içinde karşılaştığımız sorunların çözümü. Aslında şöyle bir şeyle karşı karşıyayız: Toplum sürekli olarak genişliyor ve yeni ihtiyaçlar üretiyor. Bu ihtiyaçlar, toplumun içinde var olan önderlikler ya da devlet tarafından görülmediği, anlaşılamadığı veya zamana bırakılarak ancak belli bir süreden sonra fark edildiği bir gerçeklikte yaşadığımız için, her tür sosyal ihtiyacı toplum önce kendi içinden çözmek zorunda kalıyor. Ya da bunu bir şekilde yukarıya bilgi verecek şekilde yapılandırıyor.

Yani "Bizim özgür bir radyoya ihtiyacımız var" deyince özel radyolar çıkmaya başladı memlekette mesela. Bu sadece bir girişim, sermayedarların yeni yayın alanları araması değildi; toplumun bir ihtiyacına tekabül ediyordu. Dolayısıyla onun karşılığında da Açık Radyo gibi veya yerelde rastlanan ODTÜ Radyo gibi örnekler çıkmaya başladı. Bizim anlattığımız şeyler de biraz böyle. Toplum önceden bir şeyin farkına varıyor. "Biz bu kız çocuklarını yeterince okutamıyoruz" diyor. Devlet bunu toplumun fark ettiği kadar derin fark etmiyor, meseleyi mekanik görüyor. Ama toplum onun yakıcı sonuçlarının içinde yaşayan bir organizma ve biz o organizmanın sesi olmaya çalışıyoruz aslında. Düşük ücretler, ekonomi, kız çocuklarının erken evlendirilmesi... Günlük hayatta sosyal sorun olarak ne varsa bunların organizasyonları var. Bu organizasyonlar kimi zaman bir dernek veya vakıf olarak, kimi zaman da taban örgütlenmeleri olarak ortaya çıkıyor. Bir talebin etrafında organize oluyorlar. Mesela zeytinliklerin korunması bir talep; onun bir derneği önceden yok, ama o zeytinliklerin yok olmasına yönelik hamleler ortaya çıktığında birileri de bunun için çalışmaya başlıyor. Biz de bunları haber yapıyoruz, daha fazla insana ulaşmasını sağlıyoruz.

D. Ö.: Burada küçük bir şey ekleyebilirim. Bu organizasyonlar her zaman bir STK ya da kurum olarak değil, bazen inisiyatifler olarak çıkıyor. Hayat çok hızlı akıyor, acımasız ve zorlaştı. O sırada biz başkalarının yaşadığı meseleleri fark edemeyebiliyoruz. O yüzden bu türden küçük inisiyatiflerin geliştirdiği çözümleri buraya taşımanın önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela otizmli bireylerin yaşadıkları, onlara sunulan çözümler ve bu süreçte dilin dönüşmesi bir örnek. Diğerkâm'ın varlığını bu yüzden kritik buluyorum; belki bir sonraki programda henüz toplumsal olarak konuşulmayan ama orada bir yara olarak duran bir mesele gündeme gelecek, farkındalık oluşacak ve oradan ilerleyecek. Sadece mesele tespiti değil, birbirimizden haberdar olmak için de önemli.

R. K.: Biçimler de önemli tabii. Sadece meselelere odaklanmıyoruz; o meseleleri çözmek için dünyanın başka yerlerinde bulunmuş yöntemleri de konuşuyoruz. Mesela birileri bir meseleyi gündeme getirmek için "pop-up dükkân" diye bir şey icat etmişse, biz o icadı da programımıza konu ediyoruz ki bu tür deneyimler başka problemlerin çözümü için de kullanılabilsin. Yani Diğerkâm; bir mesele odaklıdır, iki kazı yapar, üç ise farklı iş yapma ve örgütlenme biçimlerini toplumun gündemine getirir.

E. S.: Cumartesi günü bu özel yayına başladığımızdan beri "diğerkâmlık" kavramı üzerinden kulaklarınızı çınlattık. Başkası için bir şey yapmak, kendini başkasının yerine koymak... Aslında program adınız Apaçık Radyo’nun durduğu yerle ve bu Dinleyici Destek Projesi ile birebir ilgili. Dinleyicilerimizin hiçbir zorunluluğu yokken, sırf radyonun sürdürülebilirliği adına destek olmaları en sıkı diğerkâmlık örneklerinden biri. Ama bence işiniz her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Dünyanın ve ülkenin durumu, yaşanan savaş çığlıkları... Yarın ne olacağını bilemiyoruz. Bu süreçte Afganistan'daki (Kabil) patlamadan bahsettiğimizde, bunun ilk kurbanı ilkokulda okuyan kız çocukları oldu ve 160’tan fazla çocuk can verdi.

R. K.: Üstelik bunun çok bilinçli yapıldığı da anlaşıldı. Okulu terk ettikten sonra, bulundukları yere ikinci bir bombayla saldırıldı.

E. S.: Elbette, bu "şeytanlığın" zirve yapmış halidir. Siz "kız çocukları okusun" diyorsunuz ama dünyanın gittiği noktada çok daha kitlesel problemlerle karşılaşacağımızı öngörmek için siyaset bilimi okumaya gerek yok. Bu anlamda Diğerkâm’ı da başka şeyler bekliyor. Ne düşünüyorsunuz?

D. Ö.: Yaptığımız işle ilgili küçük bir not: Bunun "yüce gönüllülük" olduğunu düşünmüyorum Eraslan. Bu bir zorunluluk ve sorumluluk gibi geliyor. Çünkü hep birlikte yaşıyoruz ve birbirimizi düşünmeye ihtiyacımız var. İşimiz zorlaşıyor olabilir ama bir o kadar da hayati önem kazanıyor. Bu dönemlerde dayanışma ve kolektivite ihtiyacı çok kritik olacak. Gramsci’nin dediği gibi bir "canavarlar çağı"ndayız ama yeni bir çağ doğacak. Keşke diğerkâmlığın küçük topluluklarla yapılmak zorunda kalmadığı, sistemsel bir yapıya dönüştüğü bir dünyada yaşasak; ama o güne kadar bunu yapmaya devam etmek zorundayız.

R. K.: Bu diğerkâmlık meselesine biraz geniş bakıyorum. Dostumuz Hakan Altınay’ın global civic, küresel yurttaşlık diye tanımladığı bir davranış var. Çok kabaca; dünyanın bir başka yerindeki bakkaldan elma aldığınızda "Bu Ruslar elmaya zehir katmış mıdır?" diye düşünmezsiniz. İnsanın içinde doğal olarak kendi türüne bir güvenme var. Bunun adı sadece dayanışma değil, "insanlık durumu"dur. Diğerkâmlık da böyle; yaptığın her şeyi bir başkasının da bu dünyada yaşadığını bilerek, "öteki" kavramına sahip olmadan yapmaktır. Yani birine yardım etmekten öte, doğrudan doğruya "insan olmak"tır. Kelime kökeni Farsça "diğer" ve "gam" yani başkasının derdiyle dertlenmek kelimelerinden gelse de kapsadığı anlam çok daha geniştir. Biz bugün insanlığımıza sahip çıkarak bu meseleyi savunuyoruz. Dünya "insanlık dışılık" ile işgal edilmiş durumda, biz insanlığı tercih ediyoruz.

D. Ö.: Hatta gelecek dönemlerde Diğerkâm'da "Bir Toplumsal Sözleşme Biçimi Olarak Diğerkâmlık" üzerine bir seri yapmayı planlıyoruz.

E. S.: Aslında bu anlattıklarınız insanlık tarihinde olan şeyler. Batı medeniyeti geliştikçe galiba diğerkâmlığı kaybetmeye başladık.

R. K.: Evet, çünkü ne kadar sistem kurarsanız o kadar mekanizmaya ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu yapılar bir süre sonra o içsel insanlık enerjisini işgal etmeye başlıyor. Bir dengeye ihtiyaç var. Uygarlığın bize kazandırdığı güzel şeyler de var ama Doğu ve Batı henüz yeterince kaynaşmadı. Mesela Batı’da "nepotizm" dediğimiz şey, Doğu’da bazen "kendinden çıkanı korumak" olarak görülür. Bir diğer örnek; "Homeless" kavramının bizdeki kültürel karşılığı "kimsesiz"dir. Çünkü bizde kimsesi olan sokakta kalmaz. Birini sokakta görünce "Kimin kimsen yok mu?" diye sorarız. Eğer yoksa, biz onun kimsesi oluruz. Bu normaldir. Ama Batı toplumunun ortalamasında bunu göremezsiniz. Bunların birbirlerinden öğreneceği çok şey var ama sistem çatışmayı koşulluyor. İnşallah dünya bu arada iklim krizinden veya nükleerden yıkılmaz da bu dengeyi kuracak zamanımız olur.

E. S.: Biraz ehlileşmelerimizi sorgulamamız gereken bir çağdayız. Sohbet çok güzel ama süremiz doldu. Ancak güzel bir haberle bitirelim: 75 kişi olduk, yolu yarıladık! Sayenizde 75. destek geldi. Rauf, senin istediğin o parçayı dinleyerek 100 hedefine doğru yol alalım. Ne dinliyoruz?

R. K.: The Bambir'den "Grapes of Snail". Bir Ermeni rock grubu, oldukça sevdiğim bir şarkıdır.

E. S.: Çok teşekkür ederiz. Damla Özlüer ve Rauf Kösemen ile Diğerkâm programı ve radyonun destek projesi üzerine sohbet ettik. Şimdi destek zamanı, 100’e doğru ilerliyoruz: 0212 343 41 41.