"İklim değişikliğini durdurabiliriz"

-
Aa
+
a
a
a

Onarım Çağı'nda Suda Sim Meriç, Tuna Emren ve Özdeş Özbay, iklim krizine karşı çözümün yalnızca emisyonları azaltmak değil, aynı zamanda milyonlarca yeni ve nitelikli istihdam yaratmak olduğunu savunan yazar ve aktivist Jonathan Neale ile iklim işleri kavramını, fosil yakıtlardan çıkışın ekonomik ve toplumsal boyutlarını, sendikaların dönüşümdeki rolünü ve Türkiye'de olası bir iklim istihdamı kampanyasının nasıl başlayabileceğini ele alıyorlar.

""
Jonathan Neale: "İklim değişikliğini durdurabiliriz"
 

Jonathan Neale: "İklim değişikliğini durdurabiliriz"

podcast servisi: iTunes / RSS

Suda Sim Meriç: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı programına hoşgeldiniz! Ben Suda Sim Meriç.

Özdeş Özbay: Ben Özdeş Özbay.

Tuna Emren: Ben Tuna Emren.

S.S.M.: Ve teknik masada da Feryal Kabil bize destek veriyor.

T.E.: Bugünkü programımızda, neredeyse son 3-4 programdır konuştuğumuz, Söndür Ateşi Türkçe başlıklı Fight the Fire: Green New Deals and Global Climate Jobs orijinal başlıklı kitabın yazarı, aynı zamanda Güney Afrika ile İngiltere'de sendikaların yürüttüğü One Million Climate Jobs kampanyası yani Bir Milyon İklim İstihdamı kampanyası öncü aktivistlerinden ve yazar Jonathan Neale ile bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Hoşgeldin Jonathan, bize katıldığın için teşekkürler.

Ö.Ö.: Merhaba, hoşgeldiniz.



T.E.: Hoşgeldiniz. Şöyle başlayabiliriz: Bu kavramı pek bilmeyen dinleyicilerimiz için, “iklim işleri” derken neyi kastediyorsunuz ve bu terimi kullandığımızda ne tür işlerden bahsediyoruz?

Jonathan Neale: Fosil yakıtlardan kaynaklanan tüm iklim emisyonlarını durdurmaya yönelik hükümet programlarından bahsediyoruz ve bu da pek çok farklı iş türü anlamına geliyor. Ancak en önemli işler, yenilenebilir enerji ve yenilenebilir elektrik üretimine yönelik işlerdir.

Her ülkeyi rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi ve güneş gücüyle donatmalı, dağıtım ve paylaşım için şebekeler ve piller kurmalıyız; böylece yenilenebilir enerjiyle üretilmiş elektriğin ülkenin her yerine ulaşmasını sağlayabiliriz. Mevcut tüm elektrik kullanımları, ulaşım, konut ısıtması ve endüstrideki tüm ısıtma malzemeleri için yeterli miktarda rüzgâr ve güneş enerjisinden yenilenebilir elektrik üretmeliyiz. Bunu yapabilirsek, kömür, petrol ve doğalgaz kaynaklı iklim değişikliği emisyonlarının büyük çoğunluğunu durdurmuş oluruz. 

Şimdi, bu noktada fosil yakıtları durdurmuş olduk. Bu, herhangi bir ülkede ortalama 15 ila 20 yıl sürer ve bu sürenin sonunda, fosil yakıt kullanımından tamamen çıkarız ve onları yasaklarız. Bu bir hükümet programı olmalıdır çünkü sadece hükümetin parası vardır ve siyasi açıdan da bunu ancak hükümet yapabilir. Son 30 yıldır şirketlerin ve piyasanın bunu yapmasını bekliyoruz ama onlar bunu yapmadılar. 

Peki, bu alanda istihdam edilmiş insanlar için ne tür işler olabilir? Bunlar — bu işlerin yarısından fazlası — endüstriyel işler, fabrika işleri olacak. Rüzgâr enerjisi ve güneş enerjisi alanındaki işlerin çoğu makine imalatından ibarettir. Rüzgâr türbinleri ve fotovoltaik paneller imal edilir. Dolayısıyla işlerin yarısından fazlası fabrika işleri olacak. Bir o kadarı ise inşaat işleri olacak; rüzgâr santrallerini ve güneş enerjisi santrallerini fiilen kurmak ve şebekeyi, yani şebeke kablolarını döşemek gibi işler. Yani bunlar çoğunlukla mavi yakalı işler, işçi sınıfı işleri olacak. Ayrıca kadınların da bu işlere erişimde adil bir şansa sahip olmalarını sağlamalıyız.

Muhtemelen en yaygın iki uzmanlık türü, vasıflı işçiler ve elektrikçiler olacaktır. Çok fazla elektrikçiye ve vasıflı mühendise ihtiyacımız olacak. Ve tüm bu adımları takip edip, tüm bu işleri tamamladığımızda, bu süreci uyguladığımız herhangi bir ülkedeki iklim değişikliğine yol açan emisyonları durdurabiliriz. Ve bunu her ülkede yaparsak, iklim değişikliğini tamamen durdurabiliriz.

Ö.Ö.: Evet, hatta demiryolu üretimi, pil üretimi ve bir tür otobüs ya da tramvay gibi toplu taşımanın elektrikli olması da önemli.

J.N.: Evet, asıl kilit nokta, otobüsleri ve kamyonları hareket ettirmek ve arabalar ile trenlerin hepsini elektrikli hale getirmek ve o zaman aslında, bence otobüs şirketlerine ve otomobil şirketlerine şöyle diyebilirsiniz: 2030’dan, 2035’ten itibaren artık “elektrikli arabalar” diye bir ayrım olmayacak. Petrol ile çalışan arabalar, petrol ile çalışan kamyonlar ve petrol ile çalışan otobüsler olmayacak. Tüm yeni araçlar zaten elektrikli olmak zorunda.


S.S.M.: Peki, hazırladığımız bu yeni programın, Onarım Çağı'nın ilk bölümünde, kitabınızın genel çerçevesini tanıtmıştık. Kitabın adı Söndür Ateşi (Fight the Fire: Green New Deals and Global Climate Jobs). Kitabın ana tezlerinden biri, küresel karbon emisyonlarının azaltılmasının aynı zamanda çok sayıda iklim işini de yaratabileceğidir. Hatta Birleşik Krallık’ta yaklaşık 1 milyon, ABD'de ise 8 milyon iklim işi olacağına dair tahminlerde bulunuyorsunuz. Peki bu rakamlara nasıl ulaştınız? Bu hesaplamaların arkasında hangi metodoloji yatıyor? Yani bu rakamlar nasıl hesaplanıyor?

J.N.: Her şeyden önce, belirli bir ülke için hangi işlerin yapılması gerektiğini ve bunların nasıl yapılacağını siz belirliyorsunuz. Ardından iş teknik bir meseleye dönüşür. Birkaç farklı türde istatistiğe bakarsınız. Önce “aşağıdan yukarıya” istatistiklere bakarsınız; örneğin, büyük bir projede bu rüzgâr türbinlerinin inşasında kaç iş pozisyonu olduğunu nereden öğrenebilirsiniz? Burada kaç kişi istihdam ediliyor? Bazen tahminlere rastlarsınız.

Örneğin, herhangi bir ülkede Rüzgâr Enerjisi Endüstrisi Derneği’nin kaç işçi çalıştığı konusunda bir tahmini olur ve siz de bunu esas alırsınız. Bu rakamlar çok kesin değildir ancak elimizdeki en iyi veriler bunlardır. Ardından ulusal düzeyde “yukarıdan aşağıya” doğru bir değerlendirme yaparsınız. Mesela, önceki yıl bir ülkede kurulan yeni rüzgâr enerjisi jeneratörlerinin, yani rüzgâr türbinlerinin sayısına bakarsınız. Rüzgâr endüstrisindeki işçi sayısına bakarsınız ve bu rüzgâr türbinlerinin bakımını yapan kaç işçi olduğunu incelersiniz. Bunu birkaç farklı ülke için tekrar edersiniz, böylece olası rakamların aralığı hakkında bir fikir edinmeye başlarsınız.

Bu istatistikler de çok kesin değildir ancak kıyaslandığında daha iyidirler. Ardından farklı ülkelere bakarsınız, farklı ülkelerin ortalamasına bakarsınız. Üçüncü bir ülkede durumun nasıl olacağına dair daha iyi bir fikir edinmek istersiniz. Bunu yaptıktan sonra, rakamların ne olacağına dair ortalama bir tahmin edinirsiniz. Ancak Güney Afrika ve İngiltere için hesaplanmasına katkıda bulunduğum, Norveç için gördüğüm ve benzeri rakamlar… Bu rakamlar artık güncelliğini yitirmiş durumda. Yeni hesaplanacak iş sayısı hâlâ çok, çok daha fazla olurdu, ancak bu işler muhtemelen daha küçük ölçekli olurdu; özellikle de güneş enerjisi alanında çok büyük ilerlemeler kaydedildi.

Yani Türkiye için bu rakamı bulmak üzere bir hesaplama yapacaksanız, birinin bir ay boyunca uluslararası istatistikleri incelemesi, Türkiye’deki kişileri arayıp onlara sorular sorması vb. gerekecektir. Sonuç da yaklaşık bir rakam olacaktır. Ben bu işe başladığımda, bu tür çalışmaların bir parçası olduğumda, bu tahminleri yapan pek kimse yoktu. O yüzden elimden gelenin en iyisini yapıyordum. Artık bu tür pek çok farklı kuruluş var.

Ö.Ö.: Ama siz bunu sendikalar adına yaptınız, değil mi?

J.N.: Bunu, altı sendika ile ülkedeki başlıca iklim değişikliği kampanyası arasındaki bir ittifak adına yaptım. Yani sendikalar ve bir çevre kampanyası arasındaki bir ittifak. Ama artık birçok farklı kuruluş, istihdam raporları hazırlarken bu tahminleri yapıyor. Artık elimizde çok daha fazla bilgi var.



Ö.Ö.: Peki, o zaman. İklim işleri fikri, işçi hareketine, işçilerin kendi çıkarları açısından iklim krizine müdahale etme imkânı sunuyor. Şimdiye kadar dünya çapında ne tür iklim işleri kampanyaları geliştirildi? Size sormak istediğimiz şey bu aslında ve bunlardan hangileri somut başarılar elde etti ya da önemli kazanımlar sağlamış oldu?

S.S.M.: Ya da sağladılar mı?

J.N.: Bir bakıma evet, bir bakıma hayır. Başarılar var; çeşitli ülkelerde kampanyalar düzenlendi: İngiltere’deki kendi kampanyamız, Norveç’teki kampanya, Güney Afrika’daki kampanya ve ABD’de farklı bir şekilde yürütülen kampanya. Bu kampanyalar, fikrin yayılmasında önemli rol oynadı ve birçok sendikayı bu fikri kabul etmeye bu kampanyalar sayesinde ikna ettik.

Örneğin, iklim işleri İngiltere’deki sendika hareketinde çok iyi biliniyor. Özellikle de solun güçlü olduğu birçok ülkede insanlar daha aşina ancak bu bilinirlik sadece, insanların fikri kabul etmesini sağlamak, böylece insanların bu fikrin varlığından haberdar olmalarını sağlamaktır. Bu, dünyada gerçek bir başarı sayılmaz. Bazı ülkelerde başarı daha belirgin. Mesela Norveç’te yıllık bir konferans düzenleniyor, başbakanın katılmak zorunda olduğu bir konferans. Muhafazakar bir başbakan olsa bile ve bu fikri hiç sevmese bile, Başbakanın gelmesi gerekiyor. Bu hareketin böylesine bir etkisi var çünkü bu hareket Norveç’te sendikalar ve kilise tarafından destekleniyor; her ikisi de Norveç’te çok önemli sayılıyor. Ayrıca ABD'de de sahada önemli projeler var. 2015 yılında da ülkenin birçok yerinde sendikalardan çok güçlü bir destek almıştık.

Tabi bunların hiçbiri aslında bir zafer sayılmaz. Başarıya en çok yaklaştığımız iki yer var. İngiltere’de, 2019 seçimlerinde, seçimden hemen önce İşçi Partisi’ndeki gençler, partinin kongresinde iklimle ilgili istihdam ve büyük bir iklim istihdam programını kabul etmesini sağladılar. Sonra İşçi Partisi seçimi kaybetti.

Ö.Ö.: Muhtemelen bu yüzden değildir.

J.N.: Bu yüzden değil. Hayır, aksine bu program kampanyaya yardımcı olmuştu. 2020’de Filipinler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki adaydan biri, Filipinler’deki sendika liderleriyle, seçilmesi halinde bir iklim istihdam programı başlatacağı konusunda anlaştı. Bu, resmi seçim kampanyasında da yer aldı, ancak o da seçimi kaybetti.

Ö.Ö.: Kaçırılmış fırsatlar yani...

J.N.: Kaçırılan fırsatlar, evet. En fazla bu kadar yaklaşabildik ama bence şu anki durum 2-3 önemli açıdan o zamanlardan çok farklı. Birincisi, küresel iklim hareketi Donald Trump yüzünden çok kötü bir durumda. Ama aynı zamanda iklim hareketinin pek çok kesimi gerçekten kazanma umudunu yitirmiş durumda. Tüm büyük STK’lar, yerel çevreciler ve benzeri kesimler, aslında krizin gerçekleşeceğini kabul etmiş durumda. Bu da hareketimizin zayıf olduğu anlamına geliyor. İkinci nokta ise, iklim değişikliğinin beklediğimizden çok daha hızlı gerçekleşiyor olması. Beklediğimizden çok daha erken 1,5 dereceye ulaştık. Etkileri de beklediğimizden çok daha kötü.

Bazı ülkeler şimdiden gıda konusunda umutsuz sorunlarla karşı karşıya. Süreç çok hızlı ilerliyor. Dünyanın neresine gidersem gideyim, insanlar bana bu krizden bahsediyor çünkü havanın daha sıcak olduğunu görebiliyorlar. Dolayısıyla bu konuda bir şeyler yapma ihtiyacı çok hızlı bir şekilde artıyor. Bunun ekonomik etkileri de hızla artıyor. Sorun giderek büyüyor. Teknoloji ise giderek daha ucuz ve verimli hale geliyor. Bence stratejimizde ve taktiklerimizde bir değişiklik yapmamız gerekiyor. Bu önemli bir sorun, biz bir hareket olarak geçmişte bunu anlamaya ve anlatmaya çalışarak yol aldık hep, farkındalık yaratmak için. Ve bu konuda başarılı olduk. Artık dünya neler olup bittiğini biliyor. 

İkinci olarak, hükümetlerden harekete geçmelerini istedik. Ancak onlara ne yapmaları gerektiği konusunda somut bir talimat vermedik. Onların yaptığı şey, bize gelecekle ilgili sözler vermek ve sonra bu sözleri tutmamak. Greta’nın da dediği gibi, "boş laflar". Gelecekle ilgili yalan üstüne yalan söylüyorlar. Bunun piyasa tarafından çözüleceğini söylüyorlar ama biz 30 yıldır bunu bekliyoruz. Çözüm piyasalarda değil. O yüzden hükümetlerin bunu gerçekten yapmasına ihtiyacımız var.

Farkındalık ya da “bir şeyler yapın” diyen kampanyalar değil, özellikle iklim istihdamı diyen kampanyalara ihtiyacımız var. Kampanya yürüttüğümüz her ülke için bunun ne anlama geldiğine dair ayrıntılı bir açıklamamız var. Ve bunu yapacak hükümetler arıyoruz. Kampanya yürütmenin ve örgütlenmenin yollarını arıyoruz ve elimizden geldiğince, bunu yapacak siyasi partiler arıyoruz. Bazı ülkelerde halihazırda var olan ve ciddiye alınan siyasi partiler olabiliyor. Bazı ülkelerde ise yeni siyasi partiler olacaktır. Yeni siyasi partiler ortaya çıkıyor.

Bir diğer husus da, Donald Trump’ın her cephede yenilgiye uğruyor olması. Her şeyden önce, Donald Trump, Jeffrey Epstein tarafından istismara uğrayan kadınlar tarafından köşeye sıkıştırıldı. Bu kadınlar gerçeği öğrenmek istiyorlar ve mücadeleyi kazanıyorlar ve bu, Donald Trump’ı mahvedecek. İran konusunda zaten çoktan kaybetti. Grönland konusunda da çoktan kaybetti. Kontrolünü kaybediyor, bunu belirgin bir şekilde görebilirsiniz. Bu, dünyada muazzam bir siyasi alan açacak ve iklim konusunda da bir alan yaratacak. Bu yüzden bence şimdi somut olmanın, belirli bir talep listesi için mücadele etmenin ve hükümetlerin bunları yerine getirmesini beklemenin tam zamanı. Anlatabildim mi?


Ö.Ö.: Evet ve bu bağlamda sadece iki kampanya görüyoruz: Bunlardan biri, daha önce bahsettiğimiz gibi İklim İşleri Kampanyası, diğeri ise Enerji Demokrasisi için Sendikalar (TUED). Kitabınızda da bunlardan bahsetmiştiniz. Önümüzdeki haftalarda Sean Sweeney’i de davet etmek istiyoruz. Onunla birkaç hafta önce İstanbul’da tanışmıştık. Bildiğiniz gibi, bu yıl COP 31 Antalya’da düzenlenecek.

J.N.: Harika.

Ö.Ö.: Ve şimdi TUED, Alternatif Zirve yani Halkın İklim Zirvesi kapsamında üç günlük bir sendikalar meclisi düzenlemeye karar verdi yani bu, en azından Türkiye’de bir ilk olacak.

J.N.: Bu da harika.

Ö.Ö.: Evet, Türkiye’deki sendikalar da bu kampanyaya katılabilecek. Dolayısıyla enerji demokrasisi hakkında konuşacağız ve umarız biz de orada oluruz. Ayrıca iklim işleri hakkında da konuşmayı umuyoruz; sendikalar için somut talepler de gündeme gelecek bu toplantıda. Merak ediyorum da, iklim işleri ile enerji demokrasisi kampanyaları arasındaki ilişki nedir? Yani, bu kampanyalar arasında herhangi bir bağlantı var mı?

J.N.: Her ülkede kişisel ilişkiler vardır ve Sean Sweeney çok iyi bir insan ve işine çok bağlı. Tabii, bu iki hareket paralel ilerliyor. Birbiriyle ilişkili şeyler yapıyorlar ama aynı şey değiller. TUED’in yaptığı şey, kamu enerjisi için kampanya yürütmek. Ve bu amaçla enerji sektöründeki sendikaları bir araya getiriyor; bu kesinlikle çok önemli. Bunu başaramazsak iklim değişikliğini durduramayız. Ama bu, iklim değişikliğini durdurmakla aynı şey değil.

İklim İstihdamı’nın (Climate Jobs Campaign) yaklaşımı ise farklı. Bu hareket, hem sendikacı hem de çevreci olan kişiler tarafından farklı ülkelerde başlatıldı. Ama bizim amacımız sadece enerji sektöründeki sendikaları örgütlemek değil, elimizden geldiğince tüm sendikaları, öğrencileri, çiftçileri, meslek odalarını, kısacası elimizden geldiğince herkesi örgütlemek.

S.S.M.: Daha kapsayıcı olmak çünkü bu herkes için bir mücadele.

J.N.: Daha fazla güce sahip olmak için. Daha kapsayıcı olursak, daha fazla güce sahip oluruz. Bu o kadar büyük bir mesele ki, halkın çoğunluğunun desteğine ihtiyacımız olacak.



T.E.: Tabi ki de. Ayrıca COP31’den bahsetmişken, bu yıl Antalya’da gerçekleşmesi bekleniyor. Özellikle bu yıl bizim için önemli. Bu konuda bir kampanya başlatacak olursak, bugün Türkiye’de bir İklim İstihdamı kampanyası sizce nereden başlamalı? Hangi talepler, hangi sektörler ya da öncelikler bu konuda odaklanmak için önemli olurdu?

J.N.: Peki. Öncelikle, bu yıl bir kampanya düzenlenmesi fikrine evet, evet, evet, evet, defalarca kez evet. Bu harika olur. Ben de COP31’de orada olacağım.


Nereye odaklanmalı? Ben bu kampanyada yenilenebilir enerji, ulusal elektrik şebekesi, piller ve diğer depolama türlerini kurmakla görevli bir devlet kurumuna odaklanırdım. Ve bunun mümkün olduğunca çabuk başlaması için bunu ele alırdım çünkü istihdamın ve işlerin çoğu burada. Türkiye’de şu anda elektriğe harcadığınız enerjinin dört katı kadar enerjiye ihtiyacınız olacak. Yani elektrik alanında muazzam bir genişleme söz konusu olacak. Ve bunların hepsi yenilenebilir olacak. 


Ayrıca bu değişimi insanlara açıklamak, tüm farklı iş türlerini açıklamaktan daha kolay. Asıl farkı yaratacak olan bu alandaki işler olacak. İnsanlar bu argümanı çok basit bir şekilde anlayabilir, siz de bunu çok basit bir şekilde ifade edebilirsiniz; üstelik herkes, hükümetin istese bunu yapabileceğini biliyor. Hangi hükümetten bahsettiğimi söylemiyorum, ne demek istediğimi anlıyor musunuz?


Ö.Ö.: Ama burada siyasi olarak sorunumuz var.

J.N.: Aman Tanrım, evet. Bu sorun her ülkede var.

Ö.Ö.: Elbette. Mesele şu ki, şu anda hükümet bazı özel şirketlerin yeni güneş enerjisi fabrikaları ve pil fabrikaları açmasını destekliyor, ama bunlar hükümete ait değiller, kamusal şirketler değiller yani sonuçta özel şirketler. Yani yaptıkları şey, hükümetin söylediği şey bu. 

J.N.: Hükümetin söylediği bu. Son iki gündür istatistiklere bakıyordum. Daha önce yapılanlara kıyasla çok çok daha büyük bir sayılar var yenilenebilir enerjide. Yapılması gerekenlere kıyasla ise çok çok yetersiz. Ayrıca bu durum, paranın Türkiye dışına çıkmasına da neden oluyor.

Yenilenebilir enerji konusunda en önemli nokta, rüzgâr türbinlerini ülkede üretmektir. Güneş panellerini de ülkede üretmektir çünkü şu anda olan şey, fosil yakıtları başka yerlerden, başka ülkelerden almak için paranın Türkiye dışına çıkıyor olması. Bunu tersine çevirerek istihdamı Türkiye’ye kazandırabiliriz. Ve bu da hükümetin yaptıklarıyla ve rakamlarla ilgili bir tartışma. Eğer size yardımcı olacaksa bu konuda daha fazla araştırma yapabilirim ancak Türkçe okuyamıyorum ama rakamlarla ilgili sorunun nerede olduğunu size gösterebilirim ve bence bu argümanı ortaya koymak çok önemli.

Bitirirken değinmek istediğim diğer bir konu da hangi sektörlere odaklanılabileceği konusu. Bence mesele sadece sektörlerle sınırlı değil; sendikalara gidip, insanların destekleyebileceği, örgütlerin oylayıp “Bunu destekleyeceğiz” diyebileceği bir öneri sunmak da önemli yani bu öneriyi alıp sendikalara, meslek odalarına, üniversitelere ve okullara, öğrencilere, yerel toplantılara götürmek, destek oluşturmak ve fikri yaymak için gidebileceğin her yere götürebilmek.

Benim sendikalar, sol hareket ve savaş karşıtı hareketlerden gelen bir geçmişim var ve çoğu zaman bu hareketlerde yaptığımız şey bir talebimiz olmasıdır ancak bu talebi gerçekten kazanabileceğimizi düşünmüyoruz. İklim değişikliği konusunda ise bunu kazanmak zorundayız. Bu yüzden çok büyük düşünmeliyiz.

Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, bu Türkiye’deki insanlar için daha fazla iş imkânı anlamına gelecektir. Biz, size nelerden vazgeçmeniz gerektiğini veya nelerden mahrum kalmanız gerektiğini söyleyen çevreciler değiliz; biz, bunun size daha iyi bir yaşam standardı sağlayabileceğini söyleyen çevrecileriz ama aynı zamanda her seferinde şunu da belirtmeliyiz: Bunu sadece Türkiye ya da İngiltere için değil, tüm dünya için yapıyoruz ve insanlığın geleceğini kurtarmaya çalışıyoruz. Yapmaya çalıştığımız şey işte bu kadar büyük ve bu program, bunu başaracak. Hem de hemen başlıyor ve nerede bir atılım yaparsak, nerede önem kazanırsak, ister İngiltere’de, ister Türkiye’de, ister ABD'de olsun, ister Hindistan’da olsun, nerede olursa olsun; bir ülkede atılım yaptığımızda, bir sonraki ülkede atılım yapmak çok daha kolay hale gelir.

Ö.Ö.: Aynen öyle. Jonathan, bu röportaj için teşekkürler. Umarım COP 31’de görüşürüz.

S.S.M.: Evet, irtibatta kalacağız.

J.N.: İletişimde kalalım.

T.E: Görüşmek üzere. Evet, Söndür Ateşi kitabının yazarı Jonathan Neale ile yaptığımız bu söyleşinin ardından Onarım Çağı programının sonuna geldik. Haftaya Salı saat 16:00'da yeniden görüşmek üzere, hoşçakalın.