Sakatlar ve İklim Krizi

-
Aa
+
a
a
a

Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, konuğumuz Bursa Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu Başkan Yardımcısı Sıraç Erbek ile 2016’da Greta Thunberg’in İsveç’te başlattığı iklim aktivizmi ile tanışma şansı bulduğu ‘Küresel Isınma, İklim Değişikliği, İklim Krizi’ sürecini Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek COP31 Zirvesi perspektifi ve sakatlık alanı bağlamında ele alıyor.

""
Sakatlar ve İklim Krizi
 

Sakatlar ve İklim Krizi

podcast servisi: iTunes / RSS

Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo'ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 1 Temmuz 2026 Çarşamba. 

Bu hafta Bursa'dan bir konuğumuz var. Konuğumuz Sıraç Erbek. Sıraç hoşgeldin, nasılsın, iyi misin?

Sıraç Erbek: Hoşbulduk, teşekkürler. Sen nasılsın, iyi misin?

A.T.A.: Ben de iyiyim. Sıraç'la çok yeni tanıştık, detayını biraz sonra paylaşırız sizinle. Ama benim bir ilk sorum var. Sıraç da dinliyor programı, biliyor zaten: Sıraç Erbek kimdir? Bugüne kadar neler yapmıştır ve bir sakatlığın var mıdır?

S.E.: Tabi ki sakatlığım var. Total körüm. Bugüne kadar yaptıklarımı da şöyle anlatabilirim: Ben 2008'de sivil toplumla tanıştım. Türkiye Görme Engelliler Derneği'nde sivil topluma başladım. Daha sonrasında bulunduğum ilde şubemizin olmamasından dolayı farklı sivil toplum kuruluşlarıyla yine engellliik alanında çalışmalar yaptım. Şu anda da aktif bir şekilde Bursa'da bulunan Nülüfer ilçesine bağlı Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu'nda başkan yardımcılığı yapıyorum.

A.T.A.: Total kör ne demek? Onu bir açsana.

S.E.: Total kör hiçbir şekilde görmeyen kişilere denilen bir terim. Blind'dan gelir. B’dir yani hiç görmeyen kişiler.

A.T.A.: O zaman körlüğün frekansları var diye anlıyorum sen bunu söyleyince çünkü tanımayanlar bilmiyor ya, açalım diye bunu soruyorum sana aslında.

S.E.: İyi yapmışsın. Şöyle, şimdi B1 dediğimiz körler var yani total kör olabiliyorlar. İşte B2, B3 diye bunu derecelendiriyor Dünya Sağlık Örgütü. Sayı ilerledikçe görme artıyor B2, B3 gibi.

A.T.A.: Çünkü genelde algı şu: Kör deyince hiç görmüyor, sağır deyince hiç duymuyor, topal deyince hiç yürümüyor gibi algılanıyor. Bu öyle değil. Hepsinin frekansı, hepsinin çok farklı katmanları var aslında. Onu açmak için aslında bunu her seferinde ben açıyorum bir yandan da, sen de bu konuda bilgi vermiş oldun aslında dinleyicilerimize.

Şimdi şeyi de açayım, biz geçen hafta, hatta geçen hafta değil, biz şu an kaydı Cumartesi günü yapıyoruz, geçtiğimiz Pazar günü İstanbul'da bir toplantıdaydık. Orada tanıştık biz Sıraç'la aslında. Şu yüzden konuyu açtım.: Burada, Mersin'de bir arkadaşım var benim, bir  emekli biyoloji öğretmeni. Ona, “Bursa'dan kör arkadaşlar gelmişler,” dedim. Hemen o, “Ay ay, vay vay” oldu. “Abi,” dedim, “Kördüler ama hiçbir şikayetleri yoktu benim gördüğüm kadarıyla,” dedim. Onu da açalım. Yani kör olmak dünyanın en kötü şeyi mi sence? Onu açayım ben bir yandan da.

‘"Karanlık bir dünyamız yok çünkü Aydınlık ya da Karanlık Algımız Yok!"

S.E.: Ya tabii ki değil. Şöyle bir durum var: Tabii ki her engel grubunun kendi içinde avantajları ya da dezavantajları vardır. Öyle mi yorumlamak gerekir bilmiyorum ama öyle değil tabii ki.

Şöyle, aldığımız eğitimle alakalı. Bir de büyüdüğümüz çevre de tabii biraz bunları etkiliyor. İşte baktığınız zaman algı çok etkili. İnsanların algısı. Körlerde şöyle bir durum var. Aslında toplumda bazen en çaresiz grupmuşuz gibi görülüyor çünkü görmüyorsan her şey bitmiş gibi düşünülüyor. Mesela çok söylenir: 'Körlerin karanlık dünyası.' Yani kör birisi aydınlığı da karanlığı da bilmiyor ki. 'Karanlık dünyası' çıkışı atıl kalıyor.

Etrafımızda her şeyin karanlık olduğu sanılıyor ama öyle bir şey değil çünkü karanlığı da bilmez bir kör. Bu tabii dünyanın en kötü şeyi değil. Tabii ki zorlanılan noktalar var. Ama ben bunu şöyle yorumluyorum: Sakat olmayan birisinin de sanki zorlanmadığı şeyler yok mu? Ya da ne bileyim, her sağlam birisi pilot olamıyor, herkes doktor olamıyorsa; körler de bazı şeyleri iyi yapar, bazı şeyleri ise yapmak istemediği için yapmaz ya da ilgisi yoktur.

A.T.A.: Doğru. Ben mesela, sen dedin ya 'sağlam.' Ben de sağlam kelimesine karşıyım. Çünkü sağlam kim? Bence dünyada sağlam yok. Herkesin bir eksikliği, bir şeyi var. O yüzden ben sakat-sağlam diye değil, sakat-sakat olmayan diye ayırıyorum. Çünkü ben de, sen de, duymayanlar da, nörolojik durumu olanlar da sağlam olmayan insanlar değil. Bunlar sadece sakat insanlar.

Sağlamlık bambaşka bir şey. Çok derin bir boyuta girer, felsefi bir boyuta girer. Biz bunu şimdi konuşmayacağız ama belki daha sonra seni bir kez daha konuk alırız, bunu da seninle konuşuruz.

"Pazar günü toplantıdaydık," dedim. O toplantının detaylarını sen ver istersen, ben de araya girerim gerekirse.



Bursa Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu

S.E.: Aslında belki biraz süreci oraya getirmem gerekebilir; biz, Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu olarak başta Nilüfer'de olmak üzere Bursa'da ve tabii gücümüz yettiğince erişilebilirlik ve hak temelli alanda çalışmalar yapan bir ekibiz. Zaten toplantıya gelen arkadaşlarımızın çoğu, hatta hepsi, Engelli Hakları Çalışma Grubu'nun gönüllüleri olarak gelmişti.

Erişebiliyorsan Her Şey tabii çok eski bir yapı ve bizim için çok değerli bir oluşum. Kişisel olarak da ben öyle bakıyorum bu arada.

Biz tabii Bursa'da tanıştık, bir iki toplantıda karşılaştık. Sonra Engelliler Haftası'nda bir sunuma geldiler ve Erişebiliyorsan Varım Topluluğu'na dahil olduk. Toplantıya da biz o nedenle geldik. Artık aramızda böyle bir bağlantı kurulmuş oldu.

Ben mesela uzun zamandır engellilik alanında çalıştığımı düşünürken aslında hep körler alanında çalışmışım. Tabii toplantılarda ya da büyük etkinliklerde farklı engel gruplarıyla karşılaşıyordum. Hatta kapsayıcılık elbette bildiğim bir alandı ama bunu pratikte en çok o toplantıda gördüm.

Chris'in anlatımı özellikle çok etkileyiciydi, kendisine de selam gönderelim. Gerçekten çok iyiydi. Orada farklı engel gruplarının bir araya getiriliyor olması da çok güzel bir şeydi. Tabii seninle de yollarımız o toplantıda kesişmiş oldu. Daha önce programını dinliyordum tabii ki ama orada böyle bir tanışıklığımız oldu.

A.T.A.: Erişilebilir Her Şey, EHŞ diye ben de bir ek yapayım; bunun öncüsü oldu ama birçok başka aktivist de katıldı. Erişiyorsam Varım Topluluğu olarak biz de katıldık.

İkinci yüz yüze etkinlikti. Ben ilk kez katıldım, sen de ilk kez katıldın galiba çünkü ben Mersin'deyim, sen Bursa'dasın, onlar ise İstanbul'da. Samsun'dan gelen bir arkadaş, bir aile ve başka arkadaşlarımız da vardı.Ben EVAT diyorum kısaca - bu resmi kısaltma değil ama ben öyle söylemeyi seviyorum. EVAT'ın niyeti aslında tüm Türkiye'deki engelli örgütlerini, hatta aktivistleri diyeyim, bir araya getirmek, beraberce hakkımızı savunmak.

Bizim bu hafta konumuz tabii iklim değişikliği, iklim krizi; onu konuşacağız. Toplantıda sen bir şey demiştin. Herkes tek tek söz aldı, kendisini tanıttı. Sıra bana gelmeden önce Sıraç, ben Sıraç'ı falan tanımıyordum bile, kendisini anlattı. İşte “Bursa'dan geldim,” dedi, odur budur derken, “İklim benim öncelikli konum,” dedi.

Benim hemen tabii duyargalarım açıldı orada birdenbire çünkü ben de Yeşiller’de yıllarca aktif siyaset yapmış, ekoloji aktivisti olan bir insan olduğum için ve Açık Radyo’da, Apaçık Radyo'da programcı ve dinleyici olduğum için iklime ve ekolojiye çok önem veriyorum. Orada hemen ayaküstü konuştuk. “Böyle böyle bir konu yapalım, seni konuk alırız,” demiştim. Ama bunu müzik arasından sonra seninle detaylı olarak konuşalım Sıraç.

Ben müziği konuğa soruyorum. Senin var mı bir seçimin? Ne dinleyelim şimdi?

S.E.: Var. Aslında iki seçim arasında kalmıştım. Burada savaşlar biliyorsunuz, maalesef iklim krizinin de en büyük tetikleyicilerinden biri. I. Dünya Savaşı'yla bağlantılı olarak, Maurice Ravel'in Paul Wittgenstein için bestelediği "Sol El Konçertosu"nu seçtim.

Hikâyesi de şu: Paul Wittgenstein, I. Dünya Savaşı'nda sağ elini kaybediyor. Maurice Ravel de bunu duyunca, "Piyanoyu bırakmaman gerekiyor," diyerek onun için Sol El Konçertosu'nu besteliyor ve hediye ediyor. Paul Wittgenstein da kariyerine bu eser sayesinde devam ediyor.

Ama tabii bu biraz uzun bir parça; yaklaşık 17-18 dakika sürüyor. Belki dinleyenler programdan sonra oturup dinleyebilirler. Tek elle çalınışındaki ahengi gerçekten çok seveceklerdir. Burada da ampüte olmuş bir sanatçı üzerinden iklimi, sanatı ve savaşı bir araya getirmek istedim sizler için.

A.T.A.: Daha önce bu parçayı çalmıştık, hatta süresini kısaltarak kullanmıştık. Ben bayramlarda ara ara özel programlar yapıyorum. Bayram özel programında beş programcı arkadaşıma söz vermiştim. Buradan Hande Akkan'a da selam göndereyim; o da bu parçayı seçmiş, hikâyesini anlatarak paylaşmıştı.

Bir kez daha bu parçayı dinliyoruz. Çok güzel bir seçim, sağolasın.

A.T.A.:Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuğumuz Bursa Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu Başkan Yardımcısı Sıraç Erbek. 

‘Apaçık Radyo, ‘Küresel Isınma’ tabirinin ilk geçtiği yıl, 1998’

A.T.A.: Sıraç'la aslında iklim konuşacağız. Tabii Apaçık Radyo, iklimle ilgili konuşulacak en doğru yerlerden biri. Bunu dinleyenler de biliyor.

Geçen hafta Apaçık Radyo programcıları olarak Zoom üzerinden bir toplantı yaptık çünkü COP31 geliyor. COP zaten dünyanın en büyük iklim toplantılarından biri. Açılımı da Türkçede Taraflar Konferansı. Dünyanın dört bir yanından taraflar bir araya gelip bu konuları konuşuyor. Aslında birçok alanda COP'lar yapılıyor ama biz tabii iklim COP'undan bahsediyoruz.

Bu yıl 9-20 Kasım tarihleri arasında Türkiye'de, Antalya'da yapılacak. O yüzden Apaçık Radyo olarak buna özel önem veriyoruz ve bu toplantıda da "Ne yapabiliriz, nasıl katkı sunabiliriz?" diye konuştuk. Ben de orada, Sıraç'ın adını vermeden, "Bu hafta bu konuyu konuşacağım bir konuğum olacak," demiştim. Orada şunu da öğrendim Sıraç; Apaçık Radyo'nun yayın hayatına başladığı yıl olan 1998'de, "küresel ısınma" ifadesi ilk kez Açık Radyo'da kullanılmış. Düşünsene, 28 yıl önce bunu telaffuz etmiş Apaçık Radyo.

Hatırlıyorum, o zamanlar Ömer Madra, Ömer Abi sürekli iklim diyordu ve çoğu zaman alay konusu oluyordu çünkü insanlar bunu önemsemiyordu. "Böyle bir şey yok" diyenler vardı. Ama geçen süreçte maalesef Ömer Abinin haklı olduğu ortaya çıktı.

Ben şimdi topu sana atayım. Senin iklimle ilgili bu farkındalığın ve ilgin nereden geldi? Biraz bize onu anlatır mısın?

S.E.: Tabii. Ben de bu arada ilkokuldayken, üçüncü ya da dördüncü sınıfta yani 1999-2000 yıllarında, sınıf öğretmenimiz bize bunları anlatıyordu. "Etrafı temiz tutun, ileride küresel ısınma olacak. Bir-iki derecelik artışın bile çok büyük etkileri olacak," diyordu.Biz de tabii anlayamıyorduk. "Bir dereceden ne olacak ki?" diyordum. Sonuçta ilkokul öğrencisi aklıyla bakıyorduk. Ama zaman maalesef o uyarıları yapanları haklı çıkardı.

Benim iklim meselesine bakışım biraz farklı. Ben hayata hep politik bakan biriyim. Hatta birçok şeyin politik olduğunu düşünüyorum. İklim krizini de yaşadığımız vahşi kapitalizmin bize dayattığı bir sorun olarak görüyorum. Karl Marx'ın da buna benzer bir metaforu vardır. Kapitalistlerin, kâr hırsıyla buldukları ağacın gölgesini bile keseceklerini söyler. Bugün aslında tam da bunu yaşıyoruz.

İklim deyince çoğu insanın aklına sadece sıcaklık artışı geliyor. Oysa mesele bundan çok daha büyük. Bir anda aşırı sıcaklar yaşanabiliyor, ardından aşırı soğuklar gelebiliyor. Hava olayları çok daha sert ve öngörülemez hâle geliyor. Yani iklimde çok ciddi değişimler yaşanıyor.

Benim iklim konusuna ilgim ise şöyle başladı. Sanırım 2016 yılında, İsveçli ya da İsviçreli bir bilim insanının... Adını şu an tam hatırlayamıyorum.



‘Dünya’nın 6’da 1’inin de İklim’de Söz Hakkı Olmalı’

A.T.A.: Greta Thunberg.

S.E.: Greta Thunberg, evet. Asperger sendromlu olması lazım.

A.T.A.: Doğru.

S.E.: Onun bir yelkenliyle yola çıkma hikayesiyle başlamıştı aslında. Hem engelli bir kimliğinin olması, hem de bu konuya bu şekilde bakması ve gerçekten o dönemde gençler arasında da küresel bazda bir patlama yapmıştı

A.T.A.: Senin yaşın kaçtı 2016'da Sıraç?

S.E.: Ben 2016'da 26 yaşındaydım.

A.T.A.: Evet. Greta 16 yaşındaydı, ondan 10 yaş büyükmüşsün.

S.E.: Evet, o beni çok etkilemişti açıkçası. Ondan sonra tabii, kendim de görme engelli biri olarak bunun üzerimdeki etkilerini daha fazla fark etmeye başladım. Mesela çok sıcak havalarda ciddi göz ağrıları yaşıyorum. Hatta kendi kendime, "Ya arkadaş, işime yaramıyorsun, bari sorun çıkarma. Bir dur artık," diye söylendiğim bile oluyor.

Sonra bu konuyla ilgili haberler okumaya başladım. Neler oluyor, neler bitiyor diye takip ettim. Paris İklim Konferansı'nda birçok ülkenin taraf olduğunu gördüm. Türkiye de bu anlaşmaya taraf olan ülkelerden biri. Ama şunu fark ettim: Karbon emisyonu konuşuluyor, küresel ısınma konuşuluyor ama engellilik neredeyse hiç konuşulmuyor.

Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre her altı kişiden biri engelli ve bu da dünyada yaklaşık 1,3 milyar kişiye karşılık geliyor. Böylesine büyük bir topluluğun iklim politikalarının dışında bırakılması gerçekten düşündürücü ve ürkütücü. Üstelik bunun somut örnekleri de var. Mesela 2021 yılında Almanya'da yaşanan büyük sel felaketinde bir rehabilitasyon merkezindeki tekerlekli sandalye kullanan 11-12 kişi tahliye edilemediği için hayatını kaybediyor.

2023 yılında Kanada'da çok büyük orman yangınları yaşandı. Elektrik kesintileri nedeniyle solunum cihazına bağlı kişiler hayatını kaybetti. Solunum güçlüğü çekenler etkilendi. Belki yönünü bulmakta zorlanan görme engelliler de vardı ama buna ilişkin sağlıklı verilere ulaşamadım çünkü hükümetler, ne kadar gelişmiş olsalar da, bu konularda ayrıntılı veri paylaşmaktan kaçınabiliyorlar. Özellikle konu engellilik olduğunda bu bilgilere ulaşmak daha da zorlaşıyor. Mesela Kanada'daki yangın sadece Kanada'yı değil, çevresindeki ülkeleri de ciddi şekilde etkiledi ama engelli bireylerin nasıl etkilendiğine dair neredeyse hiçbir veri yoktu.

2024 yılında ise İspanya'nın Valencia kentinde yaşanan sel felaketinde 220 kişi hayatını kaybetti. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Geçen yıl da benim yaşadığım şehir olan Bursa'da büyük bir orman yangını çıktı. O zaman iklim krizinin etkisini ilk kez bu kadar somut hissettim. Yangının olduğu bölge bize uzak olmasına rağmen havayla birlikte küller balkonlarımıza, arabaların üzerine kadar geldi. Hava çok ağırlaşmıştı. Bunun çocuklar başta olmak üzere tüm kırılgan grupları etkilediğini o zaman çok net gördüm. Ben de "Bu konuda ben ne yapabilirim, nasıl bir yol izleyebilirim?" diye düşünmeye başladım.

Bu arada kendimi tanıtırken onu da atladım. Köşe yazarlığı da yapıyorum. Henüz yeniyim ama Bursa Muhalif Gazetesi'nde yazılar yazıyorum.

A.T.A.: Hangi gazeteydi? Bursa Muhalif Gazetesi değil mi?

S.E.:Bursa Muhalif'te yazıyorum. Bursa'da yayımlanan yerel bir gazete. Orada engellilik üzerine yazılar kaleme alıyorum. İklimle ilgili henüz yazmadım ama şimdi hazırlamayı düşünüyorum. Önce seninle bu konuyu konuşalım istedim.

Artık iklim meselesini işlerken kamu kurumlarını da harekete geçirecek, somut öneriler sunacak şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorum. Aslında belki de işe şu soruyla başlamak gerekiyor: Şehirler kimler için tasarlanıyor? Kimi düşünerek planlıyoruz ve hangi ihtiyaçları esas alıyoruz?

Sen iklimi düşünürken elbette mesele çok daha derinlere uzanıyor ama engellilik ile iklim krizinin kesiştiği noktada karşımıza şu çıkıyor: Doğru planlama yapılmadığı için gerek afetlerde gerekse iklim krizinin etkilerinde engelliler bu süreçlerden iki kat daha fazla etkilenebiliyor.



9-20 Kasım Antalya: COP31 İklim Zirvesi

A.T.A.: Peki ne yapılması gerekir sence? Senin kendi çözüm önerilerin var mı? Bu sene Kasım ayında Antalya'da olacak büyük COP31 zirvesi. Oraya engelliler olarak biz ne katabiliriz? Senin kendi görüşlerin, aklındaki düşünceler nelerdir? Onu alayım senden.

S.E.: Yani benim bu noktadaki düşüncem şu: Özellikle görme engelliler başta olmak üzere tüm engel gruplarına iklim krizine ve afetlere yönelik eğitimler verilmesi çok önemli.

İklim meselesine sadece karbon salımı üzerinden bakmamak gerekiyor. Örneğin bir yangında ne yapılmalı, bir selde nasıl hareket edilmeli gibi afet durumlarına yönelik uygulamalı eğitimler de verilmeli. Çünkü örneğin bir yangın sırasında görme engelli bir kişi nereye gideceğini, hangi yöne kaçacağını bilemeyebilir. Belki bunun için anlık yönlendirme yapabilen mobil uygulamalar geliştirilebilir.

Bunun dışında sağır bireyler için işaret diliyle hazırlanan bilgilendirmeler yapılabilir. Farklı engel gruplarının ihtiyaçlarına göre erişilebilir çözümler üretilebilir. Böylece iklim krizine karşı alınacak önlemler ve afet yönetimi herkes için kapsayıcı hâle gelebilir.

A.T.A.: Çok doğru söylüyorsun. Benim de aslında aklımda buna benzer bir fikir vardı. Radyo programı dışında hikâye anlatıcılığı yapıyorum ve bu alanda atölyeler de düzenliyorum.

Henüz hayata geçiremediğim bir projem var. İklimle ilgili pek çok kavram var ama aslında toplumun büyük bir kısmı bunları bilmiyor. Sürekli duyuyoruz; COP diyoruz ama COP'un ne olduğu bilinmiyor. PPM diye bir kavram var, sıcaklık artışıyla ilgili değerler var. Albedo etkisi var, fosil yakıtlar var, karbon nötr kavramı var. Bunlar gibi insanların sıkça duyduğu ama çoğu zaman ne anlama geldiğini bilmediği birçok kavram bulunuyor. Ben bu kavramların daha geniş kitleler tarafından anlaşılmasını önemsiyorum. O yüzden şöyle bir şey düşündüm: Engelli bireylere, hatta tüm engel gruplarına yönelik atölyeler yapalım. Ama bunu klasik bir eğitim gibi değil; masalsı, hikâye anlatıcılığı temelli bir yöntemle anlatalım. İnsanları bilgiye boğmadan, sıkmadan, hikâyeler üzerinden bu kavramları aktaralım diye düşünüyorum. Sana nasıl geliyor bu fikir? Sence geliştirilebilir mi? Bu konuda sen neler önerirsin?

S.E.: Evet, bence de bu gerçekten iyi bir fikir. Mesela görsel materyaller varsa, bunlar görme engelliler için 3D yazıcılarla dokunsal materyallere dönüştürülebilir. İşitme engelli bireyler ile otizmli ya da Down sendromlu bireyler için de içerikler onların anlayabileceği bir dile ve yönteme uyarlanabilir.

Burada en önemli nokta kapsayıcılık. Mümkün olduğunca, senin de söylediğin gibi, herkesi bu sürecin içinde tutabilmek. Bu noktada belki şunu yapabiliriz: Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu olarak Nilüfer Belediyesi'ni bu konuda atölyeler düzenlenmesi için teşvik edebiliriz ya da farklı kurumlarla iş birlikleri kurarak seninle birlikte böyle bir çalışma hayata geçirebiliriz elbette.

A.T.A.: Yani COP31 Antalya'da bir şekilde yer alalım diye düşünüyorum. Bilmiyorum, şu anda 1 Temmuz. Kasım ayına da çok bir zaman kalmadı aslında. Kasım 11. ay, biz şu anda 7. aydaysak önümüzde yaklaşık dört-beş ay var. O yüzden bir yandan da hızlanmamız gerekiyor.

Buradan da duyuralım. Belki sesimiz radyodan bir yerlere ulaşır: Ben Mersin'in Mezitli ilçesinde yaşıyorum ama açıkçası Mezitli'de bu konuda neler yapılıyor, çok da bilmiyorum. Muhtemelen burada da bir Engelliler Meclisi vardır. Bu biraz da benim eksikliğim; şimdiye kadar o yapıların içine çok girmedim. Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Dairesi de var. Aslında buna benzer birimler hemen her ilde bulunuyor. Bunlarla da konuşmak, iş birliği yapmak gerekiyor.

Ama senin verdiğin rakam gerçekten çok çarpıcı. Dünyada her altı kişiden biri engelli. Bu da yaklaşık 1,3 milyar insan demek. Aslında biz dünyanın belki de en büyük ama en görünmez azınlığıyız.

S.E.: Herkes için kapsayıcı olduğu zaman yapılan iş gerçekten daha adaletli olur. İklim meselesi de tam olarak böyle.

Evet, firmalar sıfır emisyonlu ürünler ürettiklerini söylüyor. Sürdürülebilirlikten, karbon nötr olmaktan, karbon ayak izini azaltmaktan bahsediyorlar. Bunların hepsi elbette çok önemli. Ama bütün bunları konuşurken şu soruyu da sormamız gerekiyor: Peki engelliler ne olacak? Bu dönüşümün içinde onların yeri nerede?

A.T.A.: Sıraç, çok çok sağol konuk olduğun için. Son sözlerini alayım mı? Bitirelim yavaş yavaş istersen.

S.E.: Yani artık ne diyeyim... Bugün başta iklimi konuştuk ama dediğin gibi aslında her şey birbiriyle bağlantılı. Umarım daha yeşil günlerde yeniden bir araya geliriz.

Herkes için eşit ve erişilebilir bir dünyanın kurulması elbette mümkün. Bunun için de engellilerin bu konuda artık daha az değil, çok daha fazla söz söylemesi gerekiyor. Çünkü aslında çok basit önlemlerle çözülebilecek eksiklikler yüzünden insanların hayatını kaybettiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu da hepimizi tedirgin etmeli, hatta harekete geçirmeli.

A.T.A.: Çok çok sağol Sıraç. Konuğum Sıraç Erbek'ti.

Programı dinleyen herkese de teşekkür ediyorum. Sakat Muhabbet'i dinleyerek siz de bize destek oluyor, sesimizin daha fazla insana ulaşmasına katkı sağlıyorsunuz.

Sakat Muhabbet'in bir de kapanış sloganı var. Sen de biliyorsun Sıraç; Karl Marx'tan esinlenerek ben de onu Sakat Muhabbet'e uyarladım: "Dünyanın bütün sakatları, eğleşin."

Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın!