Kes / Biç #08

Kes / Biç
-
Aa
+
a
a
a
""

Müzik aslında görünmeyen bir kuvvet değil; görünmeyeni algılamanın bir yolu olabilir mi? Tıpkı pusulanın manyetik alanı görünür kılması gibi. Belki de müzik kulağımız için değildir. İşitmenin, hafızanın, bedenin ve hayal gücünün aynı anda çalıştığı, henüz adını koyamadığımız bir algılama biçimini harekete geçiriyordur.

Ses genellikle görünmeden geliyor ve görünmeden kayboluyor. Geriye ise çoğu zaman yalnızca değiştirdiği şeyler kalıyor: Bir yürüyüşün temposu, gecenin kokusu, sohbetin yönü ya da yıllardır akla uğramamış bir yüzün ansızın ziyareti.

Bu bölümde bir parçanın diğerini nasıl çağırdığını, seslerin birbirini nasıl dönüştürdüğünü dinlemeye çalışıyorum. Cazın, ambient'in, hip-hop'un ve elektronik müziğin arasında dolaşırken türlerden çok, aralarındaki çekim kuvvetlerine kulak veriyorum.

Yolculuk, Bobby Hutcherson'ın 1975 tarihli Manzanita albümüne adını veren parçayla başlıyor. Blue Note dönemindeki keskin avant-garde yaklaşımının ardından daha açık ufuklara yöneldiği bu kayıt, folk ile post-bop arasında dolaşan dingin bir dil kuruyor. Arthur Blythe, George Cables ve Eddie Marshall'ın da eşlik ettiği albüm, adını Kaliforniya'da yetişen, orman yangınlarından sonra yeniden filizlenebilmesiyle bilinen manzanita çalısından alıyor.

Geçen hafta Ege'deki orman yangınlarını takip ederken, makilerin ve manzanitaların yangınlarla kurduğu o tuhaf ekolojik ilişkiyi düşünmeden edemedim. Acele etmeyen, toprağa yakın duran ve yeniden filizlenmeyi bilen seslere kulak vermeye çalışıyorum.

Ardından Marion Brown'ın 1974 tarihli Sweet Earth Flying albümüne geçiyoruz. Başlığını Amerikalı şair Robert Kelly'nin bir şiirinden alan albüm, Afro-Amerikan tarihi, doğa ve spiritüelliği aynı düzlemde buluşturuyor. Anthony Braxton ve Chick Corea gibi isimlerin katkısıyla şekillenen bu kayıt, sanki yeryüzüne birkaç santimetre yukarıdan bakıyormuş hissi yaratıyor. Ne tam gökte ne tam yerde; havada asılı duran bir düşünce gibi…

Bu bölümün merkezindeki fikir belki de en açık hâlini Amy Salsgiver, Kerem Öktem ve Seçil Kuran'ın Full Open Moon Sky adlı çalışmasında buluyor. Sanat, ekoloji ve ses araştırmasını bir araya getiren bu proje, sesi yalnızca estetik bir unsur olarak değil, çevreyi algılamaya yarayan bir araç olarak ele alıyor. Doğayı temsil etmeye çalışmıyor; onunla birlikte dinlemeyi öneriyor.

Bu hafta kaybettiğimiz Amy Salsgiver'i de burada anmak istiyorum. Yaklaşık yirmi yıldır İstanbul müzik sahnesinin parçası olan perküsyoncu, besteci ve eğitmen; sesin fiziksel, mekânsal ve kolektif boyutlarını araştıran üretimleriyle pek çok kişiye ilham verdi. İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi'ndeki çalışmalarıyla da ardında önemli bir iz bıraktı. Bu parçayı dinlerken, onun İstanbul'un ses dünyasına kattığı açıklığı, merakı ve birlikte üretme biçimlerini de hatırlıyoruz.

Aralarda L7'nin "Pretend We're Dead" parçasından birkaç kısa kesit duyabilirsiniz. Bu da, 18 Temmuz'da aramızdan ayrıldığı haberini aldığımız Jennifer Finch'e küçük bir veda selamı olsun.

Programın ortasında Boards of Canada'nın bu yıl yayımladığı Inferno albümünden "The Word Becomes Flesh" var. İkilinin on üç yıllık sessizliğini bozan albüm, aylara yayılan gizemli VHS kasetleri, afişler ve kriptik videolarla duyuruldu. Parçanın adı, Yuhanna İncili'nin "Söz beden oldu" cümlesine gönderme yapıyor. Hafıza, çocukluk, din ve teknoloji üzerine kurdukları o tanıdık puslu evrende analog parazitler, görünmeyen bir geçmişin yankısı gibi çalışıyor.

Sonrasında rotayı günümüz Britanya caz sahnesine çeviriyorum. Leeds çıkışlı Nubiyan Twist, Afrobeat, broken beat, dub, soul, elektronik müzik ve cazı tek bir akışta buluşturuyor. "Figure Numatic"te duyduğumuz poliritimler sürekli ileri doğru akan organik bir hareket hissi yaratıyor. Belki de görünmeyen kuvvetleri en önce beden fark ediyor. Ayağın fark etmeden yere vurmasında, omzun usulca ritme eşlik etmesinde, düşünce yetişmeden verilen o küçük tepkilerde.

Ve bölümü Martinik doğumlu piyanist Michel Sardaby'nin "Welcome New Warmth" parçasıyla kapatıyorum. Avrupa cazının en zarif ama en az konuşulan isimlerinden biri olan Sardaby, Bill Evans'ın armonik inceliğini Karayip melodik duyarlılığıyla buluşturuyor. Bu parçada virtüözlükten çok atmosfer öne çıkıyor. Sıcaklık da tıpkı yerçekimi ya da rüzgâr gibi kendisini değil, etkisini hissettiriyor. Sardaby'nin piyanosu da öyle.
Belki de müzik, görünmeyeni görünür kılmıyor. Ama görünmeyenle yaşamayı öğretiyor gibime geliyor.

İçinden geçen parçalar:

Bobby Hutcherson – "Manzanita"
Joseph Shabason – "I Thought That I Could Get Away with It"
Marion Brown – "Sweet Earth Flying, Part 1"
Amy Salsgiver, Kerem Öktem & Seçil Kuran – "Full Open Moon Sky"
Oren Ambarchi, Johan Berthling & Andreas Werliin – "Seh"
Boards of Canada – "The Word Becomes Flesh"
Starker feat. YL & Goya Gumbani – "Episodes"
Tarika Blue feat. Erykah Badu – "Dreamflower (denibanka edit)"
Shabazz Palaces – "Are You... Can You... Were You (Felt)"
Alice Coltrane – "Paramahansa Lake"
Nubiyan Twist – "Figure Numatic"
Isotope 217 – "Audio Boxing"
Butcher Brown – "Tidal Wave"
Michel Sardaby – "Welcome New Warmth"

Kırpılmış diğer sesler:

Haziran Cırcır Böcekleri – Girit, Yunanistan
Contact (1997) – İlk temas sahnesi (Yön. Robert Zemeckis)
L7 – "Pretend We’re Dead"
Solaris (2002) – (Yön. Steven Soderbergh)
Leonard Cohen – "Avalanche"
EARTHGANG, Jafunk, Young Franco – "Lose Control"
Viagra Boys – "Man of Meat"
Blockhead - "The Music Scene"
Bisiklet Zilleri
Balina Sesleri - relaxmindmeditation com
The Music Man (1962) – "Whadda Ya Talk" sahnesi (Yön. Morton DaCosta)