İlhan Mimaroğlu, doğumunun 100. yılında dostları tarafından organize edilen iki günlük özel bir programla anılıyor. Konuklarımız program küratörü Ayşegül (Kuş) Durakoğlu ve program komitesinden Hilmi Bitim, Leyla Diana Gücük, Alper Maral.
Elektronik müziğin dünyadaki en özgün ve kurucu figürlerinden biri, çağdaş kompozisyon ve modern cazın ufkunu genişleten besteci, yapımcı, yazar ve müzik düşünürü İlhan Mimaroğlu, doğumunun 100. yılında Kadıköy Belediyesi ve Yeldeğirmeni Sanat iş birliğiyle düzenlenen iki günlük özel bir programla anılıyor.
11 ve 12 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek etkinlik, Mimaroğlu’nun çok katmanlı sanat mirasını konserler, sunumlar, film gösterimi ve tiyatral okumalar eşliğinde ele alıyor; sanatçının eserlerini, düşüncelerini ve tanıklıklarını günümüzle buluşturuyor.
11 Nisan Cumartesi | Konser ve Sunum (19.00–21.30)
Programın ilk günü, besteci ve müzikolog Alper Maral’ın sunumuyla, İlhan Mimaroğlu’nun elektro-akustik yapıtlarından seçkilerle açılıyor. Ardından, uzun yıllar Mimaroğlu’nun piyano eserlerini seslendirmiş olan piyanist ve program küratörü Ayşegül Durakoğlu, besteciyle birlikte ürettikleri çalışmalardan örnekler sunuyor.
Gecenin ikinci bölümünde ise Mimaroğlu’nun derin bir sadakatle bağlı olduğu modern caz geleneği sahneye taşınıyor. Aydın Esen (piyano), İmer Demirer (trompet), Ali Perret (piyano) ve Free House grubundan Raci Pişmişoğlu (bas) ile Volkan Ergen (perküsiyon), Mimaroğlu’nun modern caza katkılarını “bıçak sırtı” örneklerle yorumluyor.
12 Nisan Pazar | Film ve Tiyatro Gösterimi (15.00–17.30)
Etkinliğin ikinci gününde, Serdar Kökçeoğlu’nun ödüllü belgeseli Mimaroğlu: Manhattan Adası’nın Robinson’u izleyiciyle buluşuyor. Belgesel, Mimaroğlu’nun yaşamını, müziğini ve eşi Güngör Mimaroğlu ile kurduğu yaratıcı ortaklığı ele alırken; film içinde yer alan arşiv görüntüleri bizzat Mimaroğlu’nun kamerasından aktarılıyor.
Gösterimin ardından, usta tiyatro sanatçısı Cem Baza, Mimaroğlu’nun özgün ve aykırı metinlerinden seçkileri sahneye taşıyor. Program, sanatçının 100. doğum yılında, onun düşünsel ve sanatsal mirasını gelecek kuşaklara emanet etme vurgusuyla tamamlanıyor.



