Talip Özkan ve Zeybekler

-
Aa
+
a
a
a

Babil'den Sonra'da Ercüment Gürçay, Türk halk müziğinin büyük ustalarından Talip Özkan'ın yaşamını, müzikal mirasını ve Anadolu'nun seslerini dünyaya taşıyan çalışmalarını anarken; öğrencisi Hasret Gültekin'i, Sivas Katliamı'nın bıraktığı derin izleri ve Yeter Gültekin'in hafızayı yaşatma mücadelesini de hatırlıyor.

""

Ege’de çalınan zeybek eserlerin günümüze kadar bağlamada özel bir tavırla (tezene vuruşu) çalındığı bilinmektedir. Oysa zeybek tavrı Talip Özkan’ın yaptığı çalışmalarla kendine has üslup ve tavır oluşturmasına kadar yörede sadece davul zurna ile çalınmaktaydı. Bir başka deyişle bu geleneksel zeybek tavrı ilk olarak Talip Özkan’la bağlamaya taşınmıştır da denilebilir.

2 Temmuz 1993... Sivas'ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Türkiye'nin dört bir yanından ozanlar, yazarlar, sanatçılar ve düşünce insanları bir araya gelmişti. Ancak o gün, ülkemizin hafızasında derin bir yara açıldı. Madımak Oteli'nin ateşe verilmesi sonucu 33 aydın ve sanatçı, iki otel çalışanı hayatını kaybetti. Yaşamını yitirenler arasında, henüz 22 yaşındaki bağlama ustası Hasret Gültekin de vardı… Hasret’i yaşarken tanımadım. O yıllarda Ruhi Su Dostlar Korosu’nun üyesiydim. Hasret için kurulan vakfa katıldım ve Beyoğlu, İstiklal Caddesi’nde kiralanan vakıf binasında uzun yıllar hep birlikte bir şeyler yapmaya çabaladık.

Hasret’in doğduğu köye, Sivas, Hanköy’e de gitmiş, ardından İstanbul’da ve Almanya’da Hasret Gültekin Vakfı ile dayanışma konserleri düzenlemiş; fotoğraf sergileri hazırlamış, Hasret’in sağken yapılan ses kayıtlarını toparlamaya- yayımlamaya çabalamış ve bir de kültür-sanat dergisi çıkarmaya çalışmıştık. Talip Özkan da öğrencisi olan Hasret Gültekin için kurulan vakfa destek olmuş ve Avrupa’da yapılan dayanışma konserlerinde yer almıştı. 

Talip Özkan’ın Radio France, Occora’da çıkan albümlerini ilk kez Hasret Gültekin Vakfı’nda dinledim. Usta sanatçı, 1977’te Fransa’ya gitmişti ve uzun yıllar orada yaşadı. Paris Konservatuarı’nda ders verdi, öğrenciler yetiştirdi. Hasret Gültekin de öğrencilerindendi. Talip Özkan, 1994’te Köln’de vakıfla dayanışma konseri yapmıştı. 

Talip Özkan’ı 2006’da yurda dönüşü sonrası CRR’de verdiği konser sonrasında tanıma şansım oldu. Sağlığı iyi değildi. İzmir’e yerleşti ve 27 Mayıs 2010’da İzmir’de hayata veda etti. Kıymetini kendi memleketi değil, Fransa bildi maalesef. Burada öğrenciler yetiştiremedi, oralarda hocalık yaptı. Sonra bir gün sessiz sedasız göçtü bu dünyadan. Cenazesi bile hayatı boyunca karşılaştığı vefasızlığın bir resmiydi. Çok az insan vardı cenaze töreninde.

Yazılı edebiyatın fazla yer tutmadığı Anadolu tarihinde, halk edebiyatı genellikle sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktarılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Anadolu halk türküleri de uzun yıllar boyunca bu biçimde varlığını sürdürdü. Geleneksel yapı içinde başta halk ozanları olmak üzere, yöresel halk çalgılarıyla ilgilenen kişiler, kendi kabiliyet ve ustalıkları ölçüsünde, usta çırak ilişkisiyle yetişerek bağlama çalgısını icra etmişlerdir. 

1939 yılında Denizli’de doğan Talip Özkan, halk ozanlığının kuşaktan kuşağa taşındığı Anadolu’da, ailesinden hiç kimsenin sanatla uğraşmamış olmasına rağmen küçük yaşlarda Türk Halk Müziği’ne yöneldi. Lise yıllarında Muzaffer Sarısözen ile tanıştı.

TRT kurumu çatısı altında Muzaffer Sarısözen’in oluşturduğu Türk halk müziği topluluğuna (yurttan sesler) bu insanların içinden yetenekli, gelişmeye elverişli kişiler tespit edilip alınmıştır. Daha sonra kurum içinde ilk olarak toplu ve bireysel çalım teknikleri ile ilgili eğitim programı başlatılmıştır. Talip Özkan da bu toplulukta yer alan kişilerden biridir. Ege bölgesinin tavır özelliklerine hakim olan Talip Özkan, almış olduğu eğitimle kendini geliştirmiş, derleme çalışmalarında bulunarak birçok ezgi derlemiştir. Bölgede çalınan zeybek eserlerin günümüze kadar bağlamada özel bir tavırla (tezene vuruşu) çalındığı bilinmektedir. Oysa zeybek tavrı, Talip Özkan’ın yaptığı çalışmalarla kendine has üslup ve tavır oluşturmasına kadar yörede sadece davul zurna ile çalınmaktaydı. Bir başka deyişle bu geleneksel zeybek tavrı ilk olarak Talip Özkan’la bağlamaya taşınmıştır da denilebilir.



Talip Özkan 1957 yılında henüz 18 yaşında Ankara Radyosu'nda kadrolu olarak çalışmaya başladı. İlk önce koroya girdi, sonra sırasıyla enstrümentalist, solist, koro şefi ve pedagogluk yaptı. 1960 yılında ise İstanbul Radyosu’na geçti.

Talip Özkan, Türk halk müziğinin kökenlerini araştırdı, büyük bir merak ve çabayla bütün ulusal türkülerimizi inceledi. Hiçbir kayıt aracı kullanmadan Osmanlı müziğinin temellerini araştırdı ve 7 bin  parçalık bir katalog hazırladı.

Kendisi de Yörük ve Avşar olan Talip Özkan, özellikle Yörük ve Avşar türkülerini inceledi ve derledi. Türk halk müziğini daha iyi analiz edebilmek için diğer halk müziklerinin ilk dönemlerini araştırdı. 

Tatarlardaki söyleyiş biçiminin Kırım'da ve bazı Bulgar topluluklarında hâlâ izlerinin sürdüğünü buldu. Öz Türkçe ‘de "Kendisi için şarkı söylemek" anlamına gelen "ırlamak"ın, şimdiki Türkçe ile "Türkü söylemek" eyleminin kökenlerinin Asya'ya dayandığını, Osmanlı saraylarında söylenen klasik türde söyleyiş biçiminin de Asya kökenli olduğunu belirledi.

Talip Özkan, 1977 yılında Fransa'ya yerleşmeye karar verdi. Paris Konservatuarı’nda eğitmenlik yaparken Paris 8. Üniversitesi’nde önce müzikoloji ve sonra da etnomüzikoloji doktorası yaptı. Rotterdam Üniversitesi’nde Türk Halk Müziği dersleri verdi. Aynı okuldan emekli oldu. Avrupa sanat çevresini, derinlikli müzik bilgisi ve doğaçlama yeteneğiyle etkiledi. Dünyanın birçok yerinde konserler verdi.   

Birçok değişik telli çalgı ile yaptığı ilk albümünü 1986’da Mysteries Of Turkey (Türkiye Anıları) Radio France, Occora’dan çıkardı. Bu albümde dut ağacından gövdesi ve köknar ağacından sapı olan altı telli bir saz kullandı. İkinci albümü The Dark Fire (Kara Yangın) ise Axion etiketiyle yayımlandı. 1993’te ve ardından 1994’te Radio France, Occora tarafından iki albümü daha yayımlanan Özkan’ın Yağan Yağmur albümü 1997’de Kalan Müzik etiketiyle Türkiye’ de yayımlandı. 

Talip Özkan sadece bir saz ustası değil, aynı zamanda Anadolu'nun dağlarından, yaylalarından ve göç yollarından topladığı türkülerle, Anadolu'nun unutulmaya yüz tutmuş seslerini dünyaya taşıyan bir müzik arkeoloğuydu. TRT yıllarında Karadeniz'den Ege'ye, İç Anadolu'dan Doğu Anadolu'ya kadar yaptığı derlemelerde yalnız türküler değil, insanların yaşam biçimlerini de topladı. 

Talip Özkan, 1977’den sonra Paris’te yaşadı ama yüreği hep Anadolu'daydı. Bir ayağı Seine Nehri kıyısındaydı, diğeri ayağı Ege dağlarında.

Jérôme Cler

Talip Özkan, öğrenciler yetiştirdi. Fransız etnomüzikolog ve müzisyen Jérôme Cler de onun öğrencilerinden biriydi. Cler, 32 yaşında bir ortaokul öğretmeniydi. Filoloji öğrenimi görmüştü, dil dersi veriyordu. Paris'te Talip Özkan'la tanışınca bağlamaya merak sarmış, ders almaya başlamıştı. İki yıllık öğrencilikten sonra, bu müziğin kökenlerini yerinde görmeye karar vermişti. Zeybek çalınan atmosferi, dansları derinlemesine incelemek istiyordu. Talip Özkan’ın tavsiyesi üzerine 1989’da doğduğu Acıpayam’a gitti. Müthiş bir dostlukla karşılandı. Kıran Dağı'nın çam ormanlarıyla kaplı yamacında, 1500 metre yüksekliğindeki Gökçeyaka'da yaşayan Hayri Dev ve ailesi ile tanıştı. 74 yaşında, ikisi erkek, altı çocuk babası; köydeki lakabı Koca Usta. Hayatını dağlarda çobanlıkla geçirmiş. Şiarı tek cümleden ibaret: "Tatlı dil, güler yüz daima çalgı ister." Bu nedenle "yarenlik" hayatının merkezi. Çoban arkadaşlarıyla kışın ocağın etrafında, yazın yaylada sürülerin yanı başında çalıp söylüyor. Enstrümanı ardıç ağacından yaptığı "üç telli," baharda ağacın filizlerinden kestiği "Çam düdüğü."

Hayri Dev'e uzun yıllar yarenlikte iki yakın arkadaşı eşlik etti. Her ikisi de kemanı, klasik kemençe gibi kucağında çalıyordu. Hasan Yıldırım yaşıtıydı, köylüsüydü. Akkulak lakabını taktıkları, Mehmet Şakır ise sekiz yaş büyüktü onlardan. Buna rağmen uzun yürüyüşü göze alıp, Boz Dağ'ın yamacındaki köyünden Masıt'a gelirdi. 



Çobanlıklarından gurur duyan üç arkadaş yöre düğünlerinin aranan müzikçileriydi. Zamanla önemli bir gelir kaynağına dönüşmüştü bu iş. Yılda 50 düğüne katıldıkları olurdu. Bir süre sonra, Hayri Dev'in bağlama çalmayı öğrenen oğlu Zafer de katılmıştı aralarına. Cler, bu ekibi Avrupa’ya taşıdı. Konser salonlarına, üniversitelere götürdü. Ekip doktora tezine, belgesele konu oldu.

Müziksever ortaokul öğretmeni Jérôme Cler'in, Çameli yaylalarında yaşayan köylülerle 16 yıl önce kurduğu sağlam dostluk köylülere uluslararası şöhret, Cler'e doktora ve Sorbonne Üniversitesi'nde doçentlik getirdi. 1994'ten bu yana Radio France, Cler'in kayıtlarından üç CD yayımladı. Bunlardan biri Fransa'da Diapason d'Or ödülü aldı. Yayla müzikçilerinin hayatı belgesel oldu; Avrupa'yı dolaşıp konser, Sorbonne'da ders verdiler. Gideniz ve Masıt havalarının dünyaya duyulması için çaba harcayan, ölen müzikçilerin yerine gençlerin yetişmesini sağlayan Cler, kendini bu geleneğin yaşaması konusunda sorumlu hissettiğini söylüyor. "Yayla" ekibinin Türkiye'deki ilk albümü, Fransa'dan 13 yıl sonra, 2007’nin ilk günlerinde yayımlandı.

Jérôme Cler, Acıpayam çevresindeki araştırmalarını 1998'de doktora tezine dönüştürdü: "Güney Türkiye'de Müzik ve Köy Müzisyenleri." Tezinde, dağ köylülerince yaratılan boğaz havalarının, tüm yöredeki oyun havalarına ezgisel temel oluşturduğunu söylüyordu. İki yıl sonra çalışmasını geliştirerek Actes Sud Yayınevi'nden Musiques de Turquie'yi yayımladı. Sorbone Üniversitesi Müzikoloji Bölümü'nde etnomüzikoloji doçenti olarak çalışmaya başladı. 1999'da, yönetmen olan eski eşi Gulya Mirzoeva ile birlikte Çamelili müzikçilerin hayatını anlatan Ormanın Arkasında adlı belgeseli çektiler. Bu film de çeşitli ödüller aldı. Cler, 27 Mayıs 2022’de 1+1 Express Dergisi’ne yazdığı “Bin Yaylanın Zeybeği” yazısında ise ustasını anlatıyordu.

Jérôme Cler’in gözünde Talip Özkan, yalnızca büyük bir müzisyen değil; Anadolu’nun hafızasını sazının içinde taşıyan, sesiyle değil susuşuyla da öğreten bir ustadır. Cler’in “Bin Yaylanın Zeybeği” yazısında çizdiği portre, biyografik olmaktan çok ruhani bir portredir. 

Jérôme Cler, Paris’in 10. Bölgesi'nde mütevazı bir apartman dairesini anlatır önce. Çünkü ona göre Talip Özkan’ı anlamanın yolu konser salonlarından değil, o evin kapısından geçer. O evde zaman yavaşlar; dışarıdaki Paris kaybolur ve Anadolu’nun dağları, yaylaları, göç yolları, zeybekleri odaya dolar. Talip Özkan’ın öğrencileri için orası bir okul değil, bir tür dergâhtır. 

Cler’in en çok vurguladığı şeylerden biri Talip Özkan’ın sazına gösterdiği saygıdır. Ona göre Talip Özkan, bağlamayı çalmaz; bağlama ile konuşur. Birçok virtüöz teknik gösteri peşindeyken Özkan’ın amacı duygunun özüne ulaşmaktır. Parmaklarının hızından çok, bir tek notanın içinde saklı olan hikâyeyi önemser. Cler, bunu anlatırken onun müziğinde gösteriş değil, derinlik bulunduğunu söyler. 

Jérôme Cler’in dikkatini çeken bir başka yön ise Talip Özkan’ın Anadolu kültürüne yaklaşımıdır. O, halk müziğini folklorik bir malzeme gibi sunmaz. Türküler onun için yaşayan insanlardır. Bir bozlak söylediğinde bozkırı, bir zeybek çaldığında Ege dağlarını, bir uzun hava söylediğinde göç yollarını duyarsınız. Cler’in gözünde Talip Özkan, repertuvar taşıyan biri değil; bir medeniyet taşıyıcısıdır. 

Fransız etnomüzikolog için en etkileyici taraflardan biri de Talip Özkan’ın köprü kurabilmesidir. Paris’te yaşayan Avrupalı öğrenciler, onun sayesinde Anadolu müziğinin yalnızca egzotik bir ses olmadığını keşfeder. Cler, Özkan’ın derslerinde müziğin teknik bilgisinden çok bir dünya görüşü öğrendiğini hissettirir. Çünkü Talip Özkan, her ezginin arkasında bir insan hikâyesi bulunduğunu anlatır. 



Jérôme Cler’in metninde sık sık bir yalnızlık duygusu da hissedilir. Talip Özkan’ın değeri Avrupa’da büyük saygı görürken, Türkiye’de çoğu zaman hak ettiği ölçüde anlaşılmadığını sezdirir. Bağlamanın uluslararası saygınlık kazanmasında öncü rol oynayan bu ustanın, aslında kendi ülkesinde yeterince tanınmamış olmasına ince bir hüzünle değinir. Ve sonunda Cler’in gözünde Talip Özkan bir insan portresinden çok bir doğa görüntüsüne dönüşür: Bir zeybek gibi ağırbaşlıdır. Bir göç yolu gibi uzun hatıralar taşır. Bir yayla rüzgârı gibi serbesttir. Bir bozlak gibi içlidir Talip Özkan. Bu yüzden yazının adı tesadüf değildir: “Bin Yaylanın Zeybeği”.

Jérôme Cler’in anlattığı Talip Özkan, yalnızca bir bağlama ustası değil; Anadolu’nun sesini dünyaya taşıyan son büyük gezginlerden biriydi ve 16 yıl önce 27 Mayıs 2010’da İzmir’de hayata veda etti. Bugün Urla’da yatıyor büyük usta.

Talip Özkan Avrupa’ya göçmüş bir büyük usta; Hasret Gültekin ustasının izinden giden ve henüz 22 yaşındayken yakılan bir gelecekti… Yeter Gültekin de bu yıl Şubat ayında Köln’de hayata veda etmişti. Yeter, geçen 33 yıl boyunca yalnızca kişisel bir yasın değil, aynı zamanda toplumsal bir adalet arayışının da simge isimlerindendi. 33 yıl boyunca Sivas’93 hafızasını canlı tuttu.

Bu hafta programda hayatımda derin izler bırakan Talip Özkan, Hasret ve Yeter Gültekin anısına Talip Özkan’dan türküler çaldım. 

Devirleri daim olsun...


Kaynakça: