Merhaba sevgili Apaçık Radyo dinleyicileri, İklim Kuşağı Konuşuyor programına hoşgeldiniz. İlk önce 23. Radyo Şenliği'nin sonuna yaklaşırken bir kez de ben buradan hatırlatma yapayım çünkü biliyorsunuz radyo programlarımız sizlerin sayesinde devam edebiliyor o yüzden destekleriniz çok değerli. Dilerseniz Apaçık Radyonun web sitesinden veya 0212 343 41 41 numaralı telefondan desteklerinizi sağlayabilirsiniz.

Şimdi hemen programıma başlayayım. Uzmanlara göre dünyanın iklimi, kayıtlı tarih boyunca hiç olmadığı kadar dengesini kaybetmiş durumda. Bu artık sadece bilim insanlarının konuştuğu teknik bir mesele olmanın ötesine geçerek, hayatımızın tam ortasında, sessiz ama derin bir kırılma yaşatmakta.
Dünya Meteoroloji Örgütü'nün son değerlendirmeleri, gezegenin enerji dengesinin ciddi biçimde bozulduğunu ortaya koyuyor. Atmosfere salınan sera gazları, özellikle de karbondioksit, gezegenimizin uzaya geri gönderebildiğinden çok daha fazla ısıyı içeride tutmasına neden oluyor. Yani aslında dünyamız her geçen yıl biraz daha “fazla enerjiyle” doluyor. Bu durum bilim insanlarının “enerji dengesizliği” dediği kritik bir eşiğe işaret ediyor.
Küresel ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre yaklaşık 1,43°C artmış durumda. Ve son 11 yıl, insanlık tarihindeki en sıcak yıllar olarak kayda geçti bile. Bu artış küçük gibi görünse de, aslında gezegenin işleyişini değiştirecek kadar büyük bir fark yaratıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in çağrısı şöyleydi. “Fosil yakıtlardan çıkış artık bir tercih değil, zorunluluk. Çünkü mesele sadece çevre değil; aynı zamanda ekonomik, toplumsal ve hatta ulusal güvenlik meselesi.”
Bu fazla ısının en büyük yükünü ise okyanuslar taşıyor. Geçtiğimiz haftalarda eriyen devasa buzullardan bahsetmiştim. Dünyadaki ekstra enerjinin %90’ından fazlası denizlerde birikiyor. Yani biz karada sıcaklığı hissederken, asıl büyük değişim suyun altında yaşanıyor.
Son 20 yılda okyanusların üst katmanlarının, 20. yüzyılın sonuna kıyasla iki kat daha hızlı ısındığı tespit edildi. Bu sadece bir sıcaklık artışı değil; aynı zamanda tüm ekosistemlerin dengesinin bozulması anlamına geliyor. Mercan resifleri beyazlaşıyor, deniz canlılarının yaşam alanları değişiyor ve besin zinciri kırılmaya başlıyor.
Daha da önemlisi, ısınan okyanuslar atmosferi besliyor. Daha fazla buharlaşma, daha fazla enerji ve bunun sonucu olarak daha şiddetli fırtınalar… Yani aslında denizde başlayan değişim, karada afet olarak karşımıza çıkıyor.
Bu süreçte kutuplar da hızla değişiyor. 2025 yılı boyunca buzullar neredeyse rekor seviyede eridi. Bu yalnızca deniz seviyesinin yükselmesi anlamına gelmiyor; aynı zamanda gezegenin “soğutma sisteminin” zayıflaması demek.
Bilim insanları, bu ısı birikiminin artık doğal dengeleri yüzlerce, hatta binlerce yıl boyunca etkileyecek bir seviyeye ulaştığını söylüyor. Yani bu sadece bugünün değil, geleceğin de meselesi. Tüm bu ısınmanın üzerine bir de doğal iklim döngüleri ekleniyor. Bunlardan en bilineni El Niño. Ve şu an bilim insanlarının en çok konuştuğu konulardan biri de bu.

İklim modelleri, önümüzdeki dönemde güçlü bir El Niño ihtimalinin giderek arttığını gösteriyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne göre bu yaz El Niño oluşma olasılığı %60’ın üzerinde. Ancak asıl dikkat çeken, bunun ne kadar güçlü olabileceği.
El Niño, Pasifik Okyanusu’nda başlayan ama etkisi tüm dünyaya yayılan bir sistem. Normalde doğudan batıya esen rüzgarlar zayıfladığında, sıcak su kütleleri doğuya doğru hareket ediyor ve bu da küresel sıcaklıkları artırıyor. Basitçe söylemek gerekirse: Dünya zaten ısınmışken, El Niño bu ısınmanın üstüne ekstra bir yük bindiriyor.
Bu durum, sadece sıcaklıkları artırmakla kalmıyor. Atmosfer daha sıcak olduğunda daha fazla nem tutabiliyor. Her 1°C’lik artış, yaklaşık yüzde 7 daha fazla nem anlamına geliyor. Bu da daha yoğun yağışlar, ani seller ve aşırı hava olayları demek.
Geçmişte yaşanan El Niño dönemleri, ölümcül sıcak hava dalgaları, büyük orman yangınları ve yıkıcı sellerle hatırlanıyor. Bilim insanları, yeni bir güçlü El Niño’nun 2027’ye kadar sıcaklıkları daha da tehlikeli seviyelere taşıyabileceğinden endişe ediyor. Hatta buna Süper El Niño adı takmışlar.
Ancak burada kritik bir nokta var: Asıl sorun El Niño’nun kendisi değil. Asıl sorun, zaten insan kaynaklı olarak ısınmış bir dünyada bu tür olayların çok daha yıkıcı hale gelmesi.

Peki Türkiye için bu ne anlama geliyor? “Bu bizi doğrudan etkilemez” demek artık mümkün değil. Çünkü iklim sistemi birbirine bağlı bir bütün. Pasifik’te olan bir değişim, birkaç ay içinde Türkiye’de hissedilebiliyor.
Uzmanlara göre El Niño’nun etkileri Türkiye’de özellikle yaz sonuna doğru hissedilmeye başlayabilir. En belirgin etki ise sıcaklık artışı olacak. Zaten uzayan yaz mevsimi, El Niño yıllarında daha da belirgin hale geliyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu, Akdeniz kıyıları ve Ege’nin güney kesimleri aşırı sıcaklardan daha fazla etkilenebilir. Ancak genel olarak tüm ülkede mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklar bekleniyor. Yağışlar açısından ise durum daha karmaşık. El Niño, yağışların tamamen azalması anlamına gelmiyor. Aksine, daha düzensiz ve ani hale gelmesi anlamına geliyor. Yani uzun süre kuraklık, ardından kısa sürede çok yoğun yağışlar… Bu da sel riskini artırıyor.
İklim krizi aslında çoktan başladı ve hızlanarak devam ediyor. Dünyanın enerji dengesi bozulmuş durumda ve bu denge kısa vadede kolayca geri kazanılacak gibi görünmüyor. Bilim insanlarının ve uluslararası kurumların söylediği bu gidişatın durdurulabileceği, ama bunun için hızlı ve kararlı adımlar gerektiği...
Fosil yakıtlardan çıkış, yenilenebilir enerjiye geçiş, doğayla daha uyumlu bir yaşam… Bunlar bir ideal değil, zorunlu. Evet, iklim değişikliğini herkes için aynı şekilde yaşamıyor belki ama etkileri, eninde sonunda sizin, benim, hepimizin evine ulaşıyor. Ve bizler tam da o eşikteyiz.

Bugünlük buraya kadar…Belki her şey bir anda değişmeyecek ama konuşmak, düşünmek ve fark etmek de bir başlangıç.
Eğer bugün aklınızda tek bir soru kaldıysa ya da küçük bir şeyi bile farklı hissettirdiysem, işte tam da bu yüzden buradayız, Apaçık Radyo’da bu programı yapmamın sebebi de bu. Henüz 12 yaşındayken Açık Radyo’nun beni desteklemesiyle başladığım İklim Kuşağı Konuşuyor programını 6 seneden bu yana devam ettiriyorum. Ve galiba en çok da şunu hatırlamak önemli: bu hikâyede kimse tek başına değil. Küçük görünen her adım, bir başkasına cesaret oluyor.
Ben de burada, sizinle birlikte öğrenmeye, sormaya ve bazen sadece yüksek sesle düşünmeye devam ediyorum. Çünkü cevaplar kadar sorular da değerli.
Ben Atlas Sarrafoğlu. Gelecek Cuma günü saat 18:00’de yeniden buluşana kadar; kendinize, sevdiklerinize ve lütfen gezegenimize iyi bakın.

