Mücadele Atlası'nda Onursal Engel, Ordu Çevre Derneği'nden Ertuğrul Gazi Gönül ile Perşembe Yaylası'nın doğal ve kültürel mirasını tehdit eden madencilik projesine karşı verilen mücadeleyi ele alıyor.
Onursal Engel: Merhabalar herkese. Apaçık Radyo'da Mücadele Atlası'ndayız, ben Onursal Engel.
Türkiye'deki çevre mücadelelerini haritalamaya çalıştığımız bu programda, yerelden başlayarak Türkiye'ye ve dünyaya uzanan ekoloji mücadelelerini; bu mücadelelerin nasıl başladığını, nasıl örgütlendiğini ve bugün hangi noktada olduklarını konuşuyoruz.
Bugün, Ordu'nun Perşembe ilçesindeki çevre mücadelesini konuşmak üzere Ordu Çevre Derneği'nden Ertuğrul Bey bizimle birlikte. Merhabalar, hoşgeldiniz.
Ertuğrul Gazi Gönül: Hoşbulduk.

O.E.: Bugün Ordu'da şu an devam eden çevre mücadelesini konuşmak istiyorum ve bize Ordu'nun Perşembe Yaylası'ndan bahsedebilirsiniz.
E.G.G.: Perşembe Yaylası'nı biraz tanıtmak gerekirse; burası Tokat'ın Niksar ilçesiyle sınırda yer alıyor. İdari olarak Ordu'nun Korgan ilçesine bağlı ancak Aybastı Yaylası'nın da sınırında bulunuyor.
Perşembe Yaylası'nın önemi birkaç temel unsurdan kaynaklanıyor: Öncelikle, UNESCO'nun koruma listesinde yer alan doğal alanlardan biri. Ayrıca iki yıl önce sit alanı ilan edildi. Bunun yanı sıra hayvancılık açısından son derece önemli bir mera alanı. Dünyada nadir görülen menderesleriyle tanınıyor ve şu anda da turizm sezonu başlamış durumda. Bugünden itibaren 28 Temmuz'a kadar burada bir festival düzenleniyor.
Burası yaklaşık 10 ay boyunca hayvancılık yapılabilen, aktif olarak kullanılan bir mera. Aynı zamanda çok zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Koruma altındaki orman gülleri burada doğal olarak yetişiyor ve bunlar arıcılık için önemli bir nektar kaynağı oluşturuyor. Bu nedenle bölgeye çok sayıda arıcı geliyor. Bunun yanında Akkuş zambağı, yabani orkide (salep orkidesi) ve mendereslerin içerisinde yaşayan tatlı su midyesi gibi endemik ve koruma altındaki türler de bulunuyor.
Perşembe Yaylası yalnızca doğal özellikleriyle değil, kültürel mirasıyla da öne çıkıyor. Burada, Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nden daha eski olduğu kabul edilen Aybastı Perşembe Yaylası Yağlı Güreş ve Kültür Festivali düzenleniyor ve bu yıl 918.cisi gerçekleştirilecek. Ayrıca bölge, Danişmendliler döneminden bu yana tarihî öneme sahip. İlk Türk yerleşimlerinden biri olarak biliniyor; burada savaşların yaşandığı, yaklaşık 6 bin şehidin bulunduğu şehitlikler ve tarihî mezarlar yer alıyor.
Kısacası Perşembe Yaylası; Tokat'ın Niksar ilçesi ile Ordu'nun Korgan, Aybastı ve Kabataş ilçeleri için hem turizm, hem de hayvancılık açısından yaşamsal öneme sahip bir alan. Buradan doğan su kaynakları ve dereler geniş bir havzayı besliyor; bazıları Fatsa üzerinden Bolaman Çayı'na, bazıları ise Çarşamba Ovası'na kadar uzanan su sistemlerini destekliyor.
Ancak buranın önemi yalnızca ekonomiyle sınırlı değil; Perşembe Yaylası aynı zamanda bir kültürün ve yaşam biçiminin merkezi. Yağlı güreş geleneği, hayvancılık, burada üretilen süt ve et ürünlerinin pazarlanması, yaz aylarında canlanan yayla yaşamı birbirini besleyen bir bütün oluşturuyor. Bu bütünün temelini ise yaylanın menderesleri ve mera alanları oluşturuyor.
Eğer bu mera alanlarında madencilik ya da benzeri projeler hayata geçirilir ise yalnızca doğa zarar görmeyecek; hayvancılık, turizm ve yüzyıllardır süren kültürel gelenekler de ortadan kalkacak. Bin yılı aşkın geçmişe sahip tarihî mezarlar ve şehitlikler de bu süreçten etkilenecek. Dolayısıyla Perşembe Yaylası'nı korumak, yalnızca bir doğal alanı değil; doğayı, tarihi, kültürü ve bölgenin yaşam biçimini birlikte korumak anlamına geliyor.
O.E.: Peki Perşembe Yaylası’nda ilk tehdit nasıl oluştu ve bu mücadeleye nasıl başlandı? Belki oradan başlayabiliriz.
E.G.G.: 2024 yılının başlarında Perşembe Yaylası'nda sondaj çalışmalarının başladığı yönünde bize haber ulaştı. Ordu merkez ile yayla arasında yaklaşık 130 kilometrelik bir mesafe var; ulaşım da ortalama 1,5–2 saat sürüyor. Bölgeye gittiğimizde sondaj yapılan alanları yerinde gördük.
Oysa Mera Kanunu'na göre, bu tür çalışmaların başlayabilmesi için öncelikle Mera Kurulu'nun toplanarak sondaj ya da madencilik faaliyetinin yapılıp yapılamayacağına ilişkin karar vermesi gerekiyor. Ancak anlaşıldı ki sondaj şirketi, Mera Kurulu'ndan herhangi bir karar çıkmadan çalışmalara başlamış.
Bunun üzerine Mera Kurulu toplandı. İlk karar, 2024 yılının Mart ayında alındı ve oldukça netti: Yaylanın mera bütünlüğünü bozacağı ve kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle sondaj çalışmasının uygun olmadığı yönünde rapor hazırlandı. Bu kararın ardından çalışmalar durduruldu.
Ancak yaklaşık üç ay sonra, ne olduysa Mera Kurulu bu kez önceki kararının tam tersini aldı. Bu ikinci kararın alınış sürecinde ise ciddi hukuki sorunlar vardı. Yasal olarak kurulda bulunması gereken bazı temsilciler sürece itiraz etti. Ordu Ziraat Odası karara şerh koydu, hukukçu üyeler de aynı şekilde şerh düştü. Ayrıca bazı muhtarların da bu kararda imzası bulunmuyordu.
Bunun üzerine Ordu Çevre Derneği olarak, Aybastı'daki yurttaşlarla birlikte Mera Kurulu'nun bu ikinci kararının iptali istemiyle dava açtık. Ancak dava devam ederken şirket, ikinci Mera Kurulu kararını dayanak göstererek yeniden sondaj çalışmalarına başladı. Biz de buna karşı sahada mücadele ettik. Yaklaşık 300–400 kişinin katılımıyla bölgeye giderek şirket yetkililerine gerekli izinleri sorduk. Çünkü Mera Kurulu kararının yanı sıra işletme ruhsatının bulunması ve Devlet Su İşleri, Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Orman Müdürlüğü, Milli Parklar gibi ilgili kurumlardan da uygun görüş alınması gerekiyor. Ancak bu belgelerin hiçbirini gösteremediler çünkü böyle izinler henüz alınmamıştı.
Bunun ardından ikinci kez, daha geniş katılımlı bir eylem gerçekleştirildi. Dava süreci devam ederken üçüncü kez bölgeye gittik. Bu kez milletvekilleri de bize destek vermek üzere alandaydı. Aynı soruları tekrar yönelttik ve yine gerekli izin belgelerini ibraz edemediler.
Bu süreçte Korgan ve Kabataş belediye başkanları da bizimle birlikteydi. Kamuoyu baskısı sonucunda şirketin kurduğu çadır ve sondaj ekipmanları bölgeden kaldırıldı. Tam o sırada da açtığımız davada mahkemeden yürütmenin durdurulması kararı çıktı.
O.E.: Hukuki kazanım elde edildi yani.
E.G.G.: Evet, ilk aşamada önemli bir kazanım elde edildi ancak bu mücadele sürecinde, Ordu Çevre Derneği'nin önerisiyle geniş katılımlı bir platform oluşturuldu. Bu platformun içinde Ordu Çevre Derneği'nin yanı sıra siyasi partilerin ilçe başkanları ve çeşitli sivil toplum kuruluşları da yer aldı. Mücadeleye ilişkin kararlar ortaklaşa alınıyor ve platform üzerinden hayata geçiriliyordu.

Daha sonra, yağlı güreşlerin yapıldığı ve yaklaşık 5 bin kişilik kapasiteye sahip alanda bir miting düzenleme kararı aldık. Mitingi de başarıyla gerçekleştirdik. Bildiğim kadarıyla Karadeniz tarihinde, böyle küçük bir ilçede ve bir yaylada bu büyüklükte bir miting daha önce yapılmamıştı. Bu açıdan oldukça önemli bir buluşmaydı. Bu süreç sonunda sondaj çalışmaları durdu.
Ancak yürütmenin durdurulması kararından önce de Ordu Çevre Derneği olarak kendi imkânlarımızla önemli bir çalışma yürüttük. Türkiye Ormancılar Derneği ile iş birliği yaparak dört akademisyeni bölgeye davet ettik ve Perşembe Yaylası hakkında bilimsel bir inceleme raporu hazırlattık. Bu raporu da mahkemeye sunduk. Mahkeme raporu dikkate aldı ve kararını büyük ölçüde bu bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda verdi.
Raporda, bölgede sondaj yapılmasının kamu yararı taşımadığı; yaylanın ekolojik bütünlüğünü bozacağı, endemik türlere zarar vereceği, hayvancılığı ve turizmi olumsuz etkileyeceği bilimsel gerekçelerle ortaya konuyordu.
Ancak bu yıl süreç yeniden değişti. Ordu Valiliği karara itiraz etti ve dosya Danıştay'a gitti. Danıştay, esasa ilişkin değil usule ilişkin bir bozma kararı verdi. Gerekçe olarak da yerel mahkemenin keşif yaparak, keşif raporuna dayanıp yeniden karar vermesi gerektiğini belirtti. Dosya bu nedenle yeniden Ordu İdare Mahkemesi'ne gönderildi.

Bu süreçte şirket sondaj çalışmalarına yeniden başladı. Mahkeme de 8 Mayıs tarihinde keşif yapılmasına karar verdi. Ancak keşiften önce firma tekrar alana girerek çalışmalara başlamıştı. Aynı dönemde Ordu Valiliği de yaylanın giriş ve çıkışlarını yoğun jandarma önlemleriyle kapattı. Fiilen resmî olarak ilan edilmemiş olsa da olağanüstü hâli andıran bir uygulama söz konusuydu.
Biz bu durumu platformda değerlendirdik. Ordu Çevre Derneği olarak alana gidilmesi, durumun yerinde görülmesi ve mücadelenin sahada sürdürülmesi gerektiğini savunduk. Ancak platformdaki çoğunluk, bölgede çok sayıda jandarma bulunduğunu, mahkeme kararının beklenmesi gerektiğini ve bu aşamada eylem yapılmamasını önerdi. Bu yönde karar alındı. Biz Ordu Çevre Derneği olarak bu karara itiraz ettik ancak platformun ortak kararına da uymak durumunda kaldık.
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra yeniden toplandık. Bu süreçte hem basın kuruluşları, hem de kamuoyu sürekli "Neden eylem yapılmıyor?" diye soruyordu. Televizyonlarda yalnızca eski görüntüler yayımlanıyor, sahadan yeni bir görüntü gelmiyordu. Yapılan ikinci toplantıda da yine eylem yapılmaması yönünde karar çıktı.
Biz ise bu karara şerh koyduk. Platforma açıkça, "Eğer bir kez daha aynı karar alınırsa biz buna uymayacağız ve mücadelemizi sahada sürdüreceğiz," dedik. Bu konuda platform içinde bir tartışma da yaşandı.
O.E.: Eylemle ilgili platformdaki çekinceler neydi aslında?
E.G.G.: Bu süreçte mücadeleye siyasal kaygıların da yansımaya başladığını gördük. Bazı siyasi partiler açısından mesele, çevre mücadelesinden ziyade öne çıkma yarışına dönüşmeye başlamıştı. Oysa biz Ordu Çevre Derneği olarak 17–18 yıldır hiçbir zaman "Geri çekilelim, yasal süreci bekleyelim, mahkeme kararını bekleyelim ya da sayımız az olduğu için alana gitmeyelim" anlayışıyla hareket etmedik; mücadeleyi her zaman sahada ve hukuki süreçle birlikte yürüttük.
Bu dönemde özellikle bazı siyasi partilerin çekinceleri ve görünür olma çabaları öne çıkıyordu. Biz ise her zaman savunduğumuz gibi, mücadeleyi yerelde büyütmek amacıyla her ilçede bir çevre derneği kurulmasını önerdik. Bu doğrultuda bölgedeki arkadaşlara da destek olduk; hatta kuruluş sürecinde tüzüklerine kadar katkı sunduk.
Dernek kuruldu ancak bizim öngördüğümüz şekilde ilerlemedi. Beklentimiz, platformun bir parçası olarak ortak hareket etmesiydi. Bunun yerine bağımsız bir çizgi izlemeye başladılar. Üstelik dernek henüz tüzel kişiliğini de tamamlamamıştı; kuruluş başvurusu yapılmıştı ancak genel kurul henüz gerçekleştirilmediği için resmî süreç devam ediyordu. Yönetiminde yer alan kişilerin önemli bir bölümünün de İYİ Parti'ye yakın olduğu görülüyordu.
8 Mayıs'ta yapılacak keşif öncesinde CHP milletvekilleri bölgede bir dizi ziyaret gerçekleştiriyordu. Bir gün önce, 7 Mayıs'ta Fatsa'da bir miting düzenlenmişti. Biz de Ordu Çevre Derneği olarak organizatörlerle görüştük ve ertesi gün yapılacak keşfe yurttaşları davet edebilmek için üç dakikalık bir konuşma talep ettik. Talebimiz kabul edildi ve mitingde kısa bir çağrı yaparak herkesi keşfe davet ettik. Bu sırada platform içinde yer alan ve KAKÇEV adıyla anılan yeni oluşumda bazı kişiler, DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın'ın keşif alanına gelmesi hâlinde içeri alınmaması gerektiğini savunan milliyetçi bir tutum sergilediler. Buna hem CHP Aybastı İlçe Başkanı, hem de biz Ordu Çevre Derneği olarak karşı çıktık. Böyle bir yaklaşımın kabul edilemez olduğunu, çevre mücadelesinin siyasi ayrımlar üzerinden yürütülemeyeceğini ifade ettik.
Keşif günü alanda CHP milletvekilleri Mustafa Adıgüzel, Seyit Torun ve Cemal Enginyurt'un yanı sıra DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın da bulundu. Keşif süreci ise bugüne kadar karşılaştığımız en sıra dışı uygulamalardan biriydi. Yüzlerce jandarma görev yapıyordu; farklı illerden, örneğin Tokat'tan takviye ekipler getirilmişti. Keşif yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirildi. Davacıların tamamının keşif alanına girmesine de izin verilmedi. Hakimin belirlediği sayı üzerinden, taraflar arasında yapılan görüşmeler sonucunda sınırlı sayıda kişinin alana girmesi sağlandı.
Sonuçta keşif sorunsuz şekilde tamamlandı. Bilirkişi raporunda bölgede yapılacak faaliyetin kamu yararı taşımadığı, yaylanın bütünlüğünü bozacağı yönünde değerlendirmeler yer aldı. Bunun ardından Ordu İdare Mahkemesi birkaç gün içinde yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Ancak yaklaşık 10–15 gün sonra Ordu Valiliği bu karara yeniden itiraz etti. Bölge İdare Mahkemesi de yürütmenin durdurulması kararını usul yönünden kaldırdı. Gerekçe olarak, keşif raporu resmî olarak dosyaya girmeden yürütmeyi durdurma kararı verilmiş olmasını gösterdi. İlginç olan ise, Bölge İdare Mahkemesi'nin bu kararı verdiği gün bilirkişi raporunun da aynı gün, neredeyse aynı saatlerde dosyaya girmiş olmasıydı.
Buna rağmen, bilirkişi raporu doğrultusunda yeniden karar vermesi beklenen Ordu İdare Mahkemesi henüz nihai kararını vermedi. Sürecin hızlandırılması için üç kez dilekçeyle başvuruda bulunuldu.
Bu arada şirket de bilirkişi raporuna itiraz ederek ek rapor talebinde bulundu. Bunun için yasal olarak 15 günlük bir süre öngörülüyor. Elbette bu, hukuken kullanılabilecek bir hak. Ancak uygulamada bu tür itirazlar, yargılama sürecini uzatarak zaman kazanma amacı da taşıyabiliyor. Şu anda mahkemenin, ek rapor süreci tamamlandıktan sonra vereceği kararı bekliyoruz.
O.E.: Aslında çok sıcak bir mücadeleden bahsediyoruz yani şu anda hâlâ devam eden bir süreç söz konusu. Her ne kadar eylemler yapılmış, hukuki mücadele yürütülmüş olsa da, çevre mücadelelerinde sıkça gördüğümüz gibi hukuki süreçlerin farklı yollarla uzatılmaya ya da aşılmaya çalışıldığı bir tablo var. Bir yandan mücadele gündemde kalmaya devam ederken, diğer yandan da anladığım kadarıyla siyasi çekişmeler de yaşanıyor.
Peki, tüm bu gelişmelerin ardından bugün gelinen noktada son durum nedir?

E.G.G.: Şu anda son durum şöyle: 16'sında ve 19'unda Ordu Çevre Derneği olarak eylem kararı aldık ve bunu kamuoyuyla paylaştık. Bu eylemlere platformun dışında CHP ilçe örgütü, Sol Parti'den arkadaşlar ve en önemlisi bölgede yaşayan yurttaşlar katıldı.
16'sındaki eylemde sondaj alanına gitmek istedik. Jandarma önce bizi engellemeye çalıştı ancak buna rağmen alana ulaşmayı başardık. Fakat karşılaştığımız manzara gerçekten çok kötüydü. Alan tamamen çamur içindeydi; bırakın insanı, bir hayvan girse çıkamayacak durumdaydı.
Bölgede hem insanların günlük ihtiyaçları, hem de hayvanların su ihtiyacı için kullanılan su hatları bulunuyordu. Sondaj alanına ulaşım için açılan yollar sırasında mera adeta parçalanmış, bu su boruları da zarar görmüştü. Orada yaşayan yaşlı bir kadın, "Artık ne kendim, ne de hayvanlarım için kullanabileceğim su kaldı," diyordu. Bu durum, çalışmanın mera üzerindeki etkisini açık biçimde gösteriyordu.
Sondaj o sırada durmuştu ancak alana ulaşmak kolay olmadı. Hem arazi bataklık hâline gelmişti, hem de jandarma girişimizi engellemeye çalışıyordu. Buna rağmen incelemelerimizi yaptık. İşçilerin kaldığı çadırların bulunduğu alan da tamamen çamur içindeydi; yaşam koşulları son derece olumsuzdu.
Ayrıca sondaj çalışmaları için oluşturulan su havuzlarını gördük. Sondaj sırasında yüzlerce, hatta binlerce metre derine iniliyor ve yer altından çıkan malzemeler bu havuzlarda birikiyor. İçlerinde ağır metaller ve farklı mineral atıkları bulunabiliyor. Bu atıkların toprağa sızması, hayvanların otladığı mera alanlarına ve Perşembe Yaylası'nın mendereslerine karışması ciddi bir çevre riski oluşturuyor. Biz de alanda basın açıklamamızı yaptık ve daha sonra ayrıldık.
Aynı akşam şirket, çalışmalarını geçici olarak durduracağını açıkladı. Bunun temel nedeni ise bugün başlayan ve 28 Temmuz'a kadar sürecek festival. Bu süreçte yağlı güreşler ve çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Bizim değerlendirmemize göre festival sırasında bölgede böyle bir tartışmanın yaşanması istenmiyor. Ayrıca güvenlik açısından da bir tercih yapılması gerekiyor. Jandarma aynı anda hem şirketin faaliyetlerini, hem de festival alanındaki binlerce kişinin güvenliğini sağlamak durumunda kalacaktı. Bu nedenle çalışmalar şimdilik durduruldu. Ancak şirket de açıkça, festival biter bitmez yeniden çalışmalara başlayacağını duyurdu.
Dolayısıyla şu anda sondaj faaliyeti durmuş olsa da süreç sona ermiş değil ve biz de buna göre hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Festival sonrasında çalışmalar yeniden başlarsa, daha geniş katılımlı eylemler gerçekleştirmeyi, daha fazla demokratik kitle örgütüyle ve farklı toplumsal kesimlerle birlikte mücadeleyi büyütmeyi planlıyoruz. Amacımız, bu çalışmaların yeniden başlamasına izin vermemek ve Perşembe Yaylası'nı koruma mücadelesini daha güçlü bir şekilde sürdürmek.
O.E.: Çok güzel özetlediniz Ertuğrul Bey. Programımızın sonuna geldik. Perşembe Yaylası’ndaki mücadeleniz için sizi destekliyoruz ve haberdar olmaya devam edeceğiz.
E.G.G.: Teşekkür ederim.
O.E.: Teşekkür ederiz. Mücadele Atlası’nın sonuna geldik. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler.


