Sakat Muhabbet’te Alper Tolga Akkuş, “8 Mart ve Engelli Kadınlar” başlığıyla mikrofonu Meral Sözen, Gül Çandır Saç, Hazal Battaloğlu ve Zeynep Türköne’ye bırakıyor; Eskişehir, İstanbul ve Ankara’dan deneyimler buluşurken ortak bir ses yükseliyor: “Sakat kadınlar burada!”
Meral Sözen: Merhaba herkese. Apaçık Radyo'da Sakat Muhabbet programındayız. Geçen hafta yine geleceğimizi söylemiştik ve biz ‘Sakat Kadınlar’, tekrar 8 Mart'ın ardından buradayız. Ben Meral Sözen, kör bir kadın aktivistim.
Biz 8 Mart'tan önce yaptığımız programda konuya biraz başlamıştık ve bu defa daha somut bir yerden; 8 Mart nasıl geçti? İstanbul'da, Ankara'da ve Eskişehir'de nasıl geçti ve bundan sonrası için neler yapabiliriz? sorularına odaklanacağız.
Programımızda da Eskişehir'den Gülüş, Ankara'dan Hazal ve İstanbul'dan da Zeynep bizimle deneyimlerini paylaşacaklar.
Gülüş, kısaca kendini tanıtır mısın?
Gül Çandır Saç: Tabii ki. Ben Gül ya da Gülüş de diyebilirsiniz. Sakat ve feminist kimliğimi benimsiyorum. Eskişehir'de yaşıyorum. Böyle.
M.S.: Hazal, seni de tanıyabilir miyiz?
Hazal Battaloğlu: Merhaba arkadaşlar, ben Hazal. Engelli bir kadınım, kamu emekçisiyim. Bir süredir feminist mücadelenin sendikal alanında aktivizm yapıyorum.
M.S.: Teşekkürler, hoşgeldin. Zeynep, sen de hoşgeldin. Kısaca bize kendini tanıtır mısın?
Zeynep Türköne: Merhaba, ben Zeynep. 8 Mart'ta Meral ve diğer arkadaşlarımla alandaydım.
M.S.: Çok teşekkürler Zeynep.
Bu arada bizimle yeni tanışanlar için ben körüm. Zeynep, sen de işitme engelli olarak kendini tanımlıyorsun, doğru mu?
Z.T.: Evet, ben doğuştan işitme engelliyim. Bazen bazı şeyleri anlatırken, konuşurken ifade edemiyor olabilirim; bazen ise toparlayabiliyorum. Kafamdakileri tam olarak konuşmaya aktaramıyorum ama yazı yazarken daha iyiyim çünkü yazarak düşünebiliyorum ve daha da toparlayıcı oluyor. Konuşurken eksiklerim oluyor, bazı kelimeler aklıma gelmiyor. Çünkü konuşmaya 9-10 yaşlarında başladım. Doğru cümle kurmayı lisede oturtabildim. Annem çok uğraştı benim konuşmam için, çok mücadeleciydi. Anne tarafı, baba tarafı kimse inanmamıştı ama sonunda annem başardı.
M.S.: Teşekkürler Zeynep bilgi verdiğin için ve iyi ki de geldin.
Başta söylediğim gibi, bu yıl biraz farklı bir şey oldu ve engelli kadınlar örgütlü bir şekilde alanda olmak istediler, oldular da. Özellikle bu üç şehirde üç farklı şey yaşandı. Öncelikle bu üç şehirde ne yaşandı? Buradan bir başlayalım. Birbirinden farklı deneyimler duyacaksınız ve belki de şaşıracaksınız, bilmiyorum.
Gülüş, bize çok ilginç olan Eskişehir 8 Mart’ını biraz anlatabilir misin?

Eskişehir’de 8 Mart ve Eskişehir Engelli Dayanışma Ağı
G.Ç.S.: Teşekkür ederiz bu arada yine tekrar bizi 8 Mart sonrası buluşturduğun için. En başta ben feminist kimliğimi benimsiyorum derken eksik bir şey söyledim: Kesişimsel feminist kimliğimi benimsiyorum. Dolayısıyla sadece kadın kimliği değil, kadın kimliğinin yanında farklı kimliklerimizin de bir araya gelmesiyle oluşan, çoklu, kesişimsel alanlar yaratan, çoklu ayrımcılık biçimleriyle mücadele ediyoruz ve engellilik ve sakatlık deneyimi de böyle bir deneyim oluyor.
Ben aslında sakatlık deneyiminden önce daha farklı bir konumum vardı bence hem yaşamsal olarak, hem erişebildiğim yerler olarak, hem de sözümün ulaşabildiği yerler olarak. Dolayısıyla sakatlık deneyiminden sonra aslında yavaş yavaş kadın hareketi olsun ya da başka politik hareketler olsun daha geri planda kalmanız gerektiğini hissediyorsunuz.
Hem erişilebilirlik sorunları, hem de daha önce konuştuğumuz gibi toplumsal hareketlerin sağlam bedeni daha merkeze alan örgütlenme biçimlerinden dolayı benim gibi birçok kadın aslında benzer deneyimi yaşıyor. Sadece sakatlık değil, hastalık deneyiminde de benzer şeyler oluyor. Dolayısıyla biz aslında farklı engelli kadınlar olarak, bunu farklı alanlarda yaşıyorduk. Fakat burada bir örgütlenme biçimi yarattık Eskişehir Engelli Dayanışma Ağı'nda ve bu bize gerçekten güç verdi. Dedik ki, 8 Mart'lara neden birlikte katılmıyoruz? Sonuçta biz burada erişemeyen kadınlarız yani eyleme erişemeyen kadınlarız. Hem yol güzergahları olsun, hem duyurular olsun, hem de örgütlenme pratikleri ya da örgütlenme alışkanlıkları olsun daha geri planda kaldığımızı hissediyoruz.
Bir araya gelelim dedik ve 8 Mart'a bir çağrıda bulunduk. Farklı bir güzergah, farklı bir rota belirledik buluşmak için. Belirlediğimiz rota aslında yürüyüşün bitiş noktasına yakın bir rotaydı yani 150-200 metre yakın bir rotaydı. Orada kamp sandalyeleri kurduk. Oturarak korteji bekledik köprünün kıyısında. Başta aslında planlı bir eğilimimiz yoktu. Tamamen kitleyi beklemek ve katılabildiğimiz yerden korteje dahil olmak yani tek amacımız buydu. Fakat sandalyeler kıyıda dururken ‘biz neden kıyıdayız’ gibi olduk. Yani yol var orada, kocaman yol ve böyle kıyıdayız, kıyıda bekliyoruz. Bir anda içimizden bir ateş çıktı ve dedik ki, yolun ortasında kamp sandalyelerine kuralım ve korteji yolun ortasında karşılayalım, karşımıza çıksınlar yani karşı karşıya gelelim dedik ve sonra sandalyelerimizi kurduk ve korteji bekledik. Kortej yaklaştığında, seslerini duyduğumuzda aslında onların da hiç beklemediği bir şeydi. Bir anda önlerinde bizi gördüler. Biz dört kadın yolda sandalyelerle önlerini kestik ve yolun ortasından kalkmadık.
Sonra polisler geldi, birden etrafımız bir kalabalık oldu. Polisler bize, “Kalkın, ezileceksiniz, kortej geliyor, kıyıya geçin” falan dediler. Dedik ki, “Biz kıyıya geçmeyeceğiz. Biz hareketin tam merkezindeyiz, burada duracağız. Siz kıyıdan geçin” dedik. “Siz kenarlardan, yanlardan geçin. Biz bu sefer merkezde olacağız” dedik. Aslında bunu derken de hem sağlamcılığın, hem de erişilebilirliğin bir politik mesele olarak merkezde olması gerektiğini söylemeye çalıştık belki.
Ardından bu kortejin önündeki kadınlar birazcık şaşırdılar yani çok şaşırdılar ve bence ne yapacaklarını da bilemediler. Öyle karşılıklı durduk. Sonra bir arkadaşımız, bizi tanıyan, öndeki megafonu olan bir arkadaşımız bize doğru geldi. Bizi tanıdığı için hemen gülerek yanımıza geldi ve sonra bize uzattı megafonu. Biz sloganlarımızı attık ve aslında kitleye de sloganlarımızı attırdık bir bakıma. Onları geçirmeyeceğimizi falan zannettiler, “Yok, o kadar kötü değiliz, geçebilirsiniz. Toplumsal engeller bizim için çok kötü oluyor ama biz o kadar kötü değiliz. Yanlardan, kenarlardan, aralardan geçebilirsiniz” dedik. Kortej geçmeye başladı. Öndekilerin şoku arkadakilerde yoktu bence. Arkadakiler daha coşkuyla karşıladılar; bizimle karşılaştılar, sloganlarımıza eşlik ettiler, hep birlikte bağırdık “Engelli kadınlar burada” diye. Yani o an özellikle translar çok destek verdi, sloganlarımızı attı, biz onların sloganlarını attık.
Tabii sonraki süreçte meydanda hep birlikte buluştuk. Bizim ayakta kalma süremiz sınırlı olduğu için arkadaşım çok yoruldu. Dedik ki, “Şimdilik yorulduk ama yine geleceğiz, pes etmeyeceğiz, haberiniz olsun. Ara ara bizi oturanlar olarak eylemlerde görebilirsiniz. Ortadan böyle bir anda hiç beklemediğiniz bir rotadan çıkabiliriz sağlamcılık politikanın merkezine gelene kadar”.
M.S.: Gülüş, çok sağol. Hem güzel anlatımın için, hem de bu eylemi yaptığınız için çok teşekkürler. Karşılaşma dediğimiz şeyi gerçekten en somut haliyle, en yaratıcı haliyle de ortaya koydunuz. Bence müthiş tarihe geçecek bir an oldu.
Eskişehir'de böyle farklı bir şey yaşandı. Öte yandan İstanbul'da da engelli kadınlar alandaydı. İstanbul'da da farklı bir şeyler oldu. Onu da Zeynep'ten dinleyeceğiz şimdi.
Zeynep, İstanbul'daki 8 Mart alanında sen ne yaşadın, neler oldu? Bize ilk elden anlatabilir misin?

İstanbul’da 8 Mart
Z. T.: Tabii ki. 8 Mart yürüyüşü benim ilk katılışımdı. İlk gittiğimde benim için çok birikmişti bu zamana kadar yaşadığım şeylerden dolayı yani hep içinde tutmuşum ve 8 Mart'ta ilk defa böyle bir cesaretle ve oradan engelli arkadaşlarımla kendimi yalnız hissetmeyeceğimi düşündüm çünkü erişebilirlik konusunu, görünmemezlik konusunu bir tek ben yalnız yaşamıyorum, başka engelli arkadaşlar da yaşıyor.
Alanda en başta gayet iyi gidiyordu. Asıl yürüyüş alanını kapatmışlardı. Biz alana ulaşmak için bayağı bir yürüdük. Çok kalabalıktı ve dar sokaktı yani dar sokak olduğu için sıkışık oluyordu, pankartlar çok görünmüyordu.
En baştaki komitenin önceden planlanmış programı vardı ve onların pankartları çok büyüktü. Yuvarlak yapmışlardı, el ele tutuşuyorlardı. Kimse onların önüne geçemiyordu. O düzeni hiç bozmak istemediler aslında. Ben onun farkında değildim en başta. Onların yanına gidince fark ettim ve oradaki, baştaki organize eden kişiye gittim. Dedim ki, “Biz de katılabilir miyiz? Biz engelliyiz. Pankartlarımızı görünsün beş dakika” dedim çünkü içimde çok birikmişti. “Bize daha önce söylemediniz, söyleseydiniz” dediler. Ben bir şey diyemedim çünkü ben önce tek gidip söyledim, sonra başka engelli bir arkadaşımız da gidip söyledi. Oradaki konuşmaları anlamadım, takip edemedim.
Sonra çok kalabalık olduğu için bir şey yapamadılar, ayarlayamadılar galiba ya da olmadı, bilmiyorum. Bir şekilde olmadı ama ben pankartımı göstermek istedim. Komitenin pankartı çok büyük bir pankartı ve yan yana tuttukları için arka taraf hiç görünmüyordu, hiç boşluk yoktu. Ben onların en kenarına gittim, en son pankartın yanına geçtim. Pankartım bir beş dakika görünsün istedim çünkü fotoğrafçılar hep oradaydı. Oradaki komitenin pankartını tutan kişi döndü bana baktı ve engelledi beni yani pankartımı okumadı ama benim engelli olduğumu da bilmiyordu. O kişinin hiç haberi mi yoktu, bilmiyorum çünkü biz sadece organize eden kişiye söyledik. Engellenince ben orada psikolojik olarak ‘Burada da mı engelleniyorum?’ diye bir şeye girdim. Ateş bastı ve pankartımı attım o sırada. Sonra pankartıma baktım, basıyorlardı çünkü. Ben hemen aldım, sarıldım, basılması çok rahatsız ediyordu. Hemen aldım, kucağıma aldım ve ‘Pes etmeyeceğim’ dedim.
Böyle geçti yani benim hislerim orada biraz, ‘Burada da mı engelleniyoruz?’ gibi oldu, sadece o kafamda canlanmıştı.
M. S.: Zeynep, çok teşekkürler. Anlatımın çok değerli. Yaşananlar bence herkes için çok çok öğretici olması gereken, tek başına üstünde durmamız gereken çok şey anlatıyor. İyi ki paylaştın. Bence bunun üzerine çok şey inşa edilecek, öyle düşünüyorum. Çok sağol, ağzına sağlık.
Bir başka 8 Mart alanı da Ankara'ydı ve orada da yine engelli kadınlar vardı ve onlardan biri de Hazal. Yine bambaşka bir şey. Ankara'da ne oldu? O da gerçekten farklı görünüyor şu an.

Ankara’da 8 Mart
H.B.: Merhaba tekrar. 8 Mart'ta Ankara'da üç ayrı eylem vardı yani gün boyu üç farklı farklı eylem vardı. Gündüz Ankara Kadın Platformu'nun eyleminden sonra Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun da organize ettiği bir eylem vardı. Oradaki asıl amaç, her kişinin yani tek bir söz sahibi olmak değil de her kişi ya da kurumların kendi sözlerini söyleyebilmesiydi.
İlk aşamada engelli aktivist arkadaşımız Elif Gamze Bozo hepimizin adına söz aldı ve engelli kadınların da var olduğunu dile getirdi. Bence bu öncelikle çok kıymetliydi.
Sonra bir de gece yürüyüşü kısmı var tabii. Orada da ben kendi adıma Eylem Komitesi'nde ve Metin Komitesi'nde yer aldım. En başından itibaren bu sürecin içinde olmak çok önemliydi çünkü engelli kadınların sözünü sadece alanlarda değil, 8 Mart'ın nasıl örgütleneceğine karar verilen süreçlerin içinde de olması gerektiğini düşünüyorduk. Feminist arkadaşlarım da bunun zaten olması gereken bir şey olduğunu düşündü. Bu yüzden gerçekten birlikte konuşarak, tartışarak ve birbirimizi duyarak ilerlediğimiz bir süreç oldu.
Basın metnimizde de sağlamcılığa yer verildi. Galiba bir gece metninde ve 8 Mart metninde iki defa yer veriliyor. Benim için ayrıca tabii ki çok kıymetli ve bu kısmı da trans bir arkadaşımız dile getirdi.
Politikada tam olarak böyle gelişiyor aslında. İnsanların birbirinin deneyimine kulak verdiğinde, söz paylaşabildiğinde yani bazen çok basit bir cümle, ‘biz de buradayız’ demek bile yıllardır görünmeyen bir deneyimi görünür kılabiliyor. Benim için gerçekten müthiş bir deneyimdi. Teşekkür ederim.
M.S.: Hazal, çok sağol. Bir de teşekkür ederiz, iyi ki oradaydın sen de.
Aslında bu üç bambaşka deneyim hem olumlu, hem olumsuz; çok katmanlı, çok şey anlatıyor bize. Sonucu da kendiliğinden çıkıyor: Ne yapmamız gerekiyor? Bundan sonra nasıl hareket etmek gerekiyor? Nerede, nerelerin, kimlerin eksikleri var? Ve bunu biz bir arada karşılaşarak nasıl giderebileceğiz?
En azından şu belli ki bizim bu yönde bir isteğimiz, enerjimiz, motivasyonumuz ve çokça umudumuz var - orası kesin. Bundan sonrası için yine aynı sırayla ne diyebiliriz ve ne yapabiliriz? Siz ne önerirsiniz, ne söylemek istersiniz?

Bundan Sonrası için Ne Yapabiliriz?
G.Ç.S.: Ben bir şeyi unutmuştum eklemeyi bu arada; biz kortejin önüne çıkan kadınlar olarak üç sakat kadındık ama yanımızda dördüncü arkadaşımız sakat değildi. O bize destek yani bu sağlamcılıkla ilgili mücadeleyi desteklemek için yanımızdaydı. O yüzden bundan sonrası için belki de biraz bunun üzerine düşünmek de gerekiyor diye düşünüyorum çünkü arkadaşımız güneş gözlüğü taktığı için kör zannedilmiş ve sürekli bedenine bakılmış engeli nerede gibisinden. Yani engelli olmayan birinin sanki sağlamcılık için mücadele edemeyeceği ya da sağlamcılıkla mücadeleye destek veremeyeceği gibi bir algı var. Halbuki bu böyle değil, çok kesişimsel bir konu. Bu kesişimselliğe biraz birlikte kafa yormamız gerektiğini düşünüyorum.
Hazal'ın anlattığı deneyimde de sendikal mücadelenin içinde bunun yer alması bence çok etkili yani birçok şeyi de etkiliyor diye düşünüyorum. Kadın hareketinin açısından da etkiliyor, feminizm açısından da etkiliyor. O yüzden farklı politik alanların bir an önce sağlamcılığı politik olarak benimsemesini ve bunu öznelerle birlikte düşünmesini talep ediyorum. Sanırım ilk ihtiyaç bu diye düşünüyorum.
M.S.: Çok doğru bence de. Zeynep, sen bundan sonrası için ne söylemek istiyorsun hepimiz için aslında?
Z.T.: Daha çok duyulmamız, daha çok mücadeleyle erişebilirlik hale getirmek için uğraşmamız gerekiyor diye düşünüyorum. ‘Biz de varız’ diye daha çok ses getirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
M.S.: Çok teşekkürler Zeynep. Karşılıklı olarak aslında bu erişilebilirlikten başlayıp bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Hazal büyük ihtimalle destekleyecektir çünkü Ankara'da bu kadar olumlu geçmesinin sebeplerinden biri de bu gibi görünüyor. Hazal sen ne dersin?
H.B.: Ben de kesinlikle öyle düşünüyorum. Ben gelecek 8 Mart'lar için ya da genel kadın mücadelesi için ne yapabiliriz diye düşünürken ilk önce erişilebilirliği en baştan düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Yürüyüş güzergahından buluşma noktalarına, kürsüye çıkıştan etkinliklerin planlanmasına kadar her şey tabii ki engelli kadınların da katılabileceği bir şekilde düşünülmeli. Ama o mesele sadece fiziksel erişim de değil tabii ki; engellilerin örgütlenme süreçlerinin içinde olması, söz söyleyebilmesi, birlikte düşünme alanlarının açılması da çok önemli.
Nasıl örgütleneceğine karar verilen yerlerde de engellilerin olması gerekiyor yani bu olmazsa olmaz bir kural: Öznelerin söz sahibi olması.
Bu noktada Gülüş’e de çok katılıyorum tabii ki. Birlikte düşünmek, birlikte karar vermek ve farklı deneyimlerin birbirini duyduğu kesişimsel bir mücadele biçimleri kurmak çok önemli. Feminist Hareket de böyle düşünüyor, Emek Hareketi de böyle güçleniyor. Farklı deneyimler yan yana geldiğinde hem daha kapsayıcı. hem de daha politik bir mücadele ortaya çıkıyor. Bu yüzden bu tür alanların çoğalması bana gerçekten umut veriyor.
Bir de yıllardır söylenen bir slogan var, hepimiz biliyoruz artık ezberledik: ‘Birleşe Birleşe Kazanacağız’ diyoruz.
M.S.: Çok sağol Hazal, güzel toparladın sen de.
Bu bir araya gelme çözüm önerisiyle ilgili çok kısa bu işin iki yüzünden bahsetmek istiyorum: Birincisi, bizim belki özelleştiri yapmamız gereken, özneler olarak kendimizi dayatmak zorunda olduğumuz bilgisiyle belki hareket etmeliyiz - davet beklememek anlamında söylüyorum. Ama bununla birlikte şu gerçeğin altını da çizmemiz lazım. Diyebilirler ki bize, ‘İşte gelmediniz, talep etmediniz.’ Orada pek çok kadın kimliğinin adı anıldı ama engelli kadınların adı anılmadı ve İstanbul gibi çok kalabalık bir alanda üstelik.
Gerçekten bunu bizim söylüyor mu olmamız lazım? Bu kadar mı yabancılık? Ben buradayım demedikçe burada olduğum hakkında hiç mi bir veri şu ana kadar oluşmamıştı?
Bizim buralarda örgütlenmemiz, ön hazırlık süreçlerine katılabilmemiz için de bir kısır döngü gibi de oluyor. Burada eşit bir şekilde yer alabilmemiz için önce eşit bir şekilde yer alabilmemiz gerekiyor. Biraz saçma bir cümle gibi durdu ama inanın değil, mantıklı. Ben hiçbir sosyal medya duyurusunda körler için bir alt metin almadığımda benim ne toplantılardan haberim var, ne etkinliklerden, ne örgütlenme planlarından. Ben zaten hesaba katılmayarak bir şekilde dışarıda var olmaya devam ettiğim için neden önceki süreçlerde yoktun dendiğinde zaten önceki süreçlere de katılabilmem için belli bir erişilebilirlik seviyesinin tutturulması gerekiyordu. Bunun mutlaka altını çizmek isterim.
Özeleştiri hem verip, hem de burada da engelli kadınların da aslında komple sorumluluğu alamayacağını, almaması gerektiğini söylemek istiyorum. Bu da benim son notum olsun.
Yine içerik olarak çok çok yoğun oldu diye düşünüyorum. Dinleyen herkese, öncelikle dinlemeye değer bulanlara teşekkür ederiz. Geçen haftaki programımızla ilgili çok olumlu yorumlar aldık, onlar için de çok teşekkür ediyoruz.
İyi ki karşılaştık. Katılan herkese teşekkürler. Apaçık Radyo'ya, sevgili Alper Tolga'ya...
Biz bugün Hazal'la Eskişehir'deyiz, oradan katılıyoruz ve katılabilmemiz için bize sessiz bir mekan açan, normalde evlerimiz burada değil çünkü, Eskişehir Çevre Koruma Derneği'ne de çok teşekkür ederiz.
Biz Hazal'la düşündük bu arada. Seyyal Taner'den “Leyla” şarkısı hoşumuza gitti. Zeynep ve Gülüş, sizin aklınıza gelen bir öneri şarkınız var mı?
G.Ç.S.: Ben size uyumlanırım.
M.S.: Bizi ayrılan iki haftalık yayının sonuna geldik. Haftaya Alper Tolga Akkuş ile Sakat Muhabbet her zamanki gibi devam edecek ve onun her zamanki bitirişiyle bitirelim: ‘Dünyanın bütün sakatları eğleşin.’


