Yasin Çağatay Seçkin ve Ömer Madra, 23. Radyo Şenliği özel yayınında! İklim haberciliği, biyoçeşitlilik ve bilimden kopuş konuşuyorlar; Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) fon yetersizliği nedeniyle 2028'de iflas etme riski ve AR7 raporlarının hazırlanamama tehlikesi yer alırken; bu durumun Türkiye ve Avustralya'nın ev sahipliği yapacağı COP31 süreci üzerindeki etkisi...
Ömer Madra: Evet, Dinleyici Destek Projesi özel yayınında bu sefer sunucu koltuğunda ben varım. Merhaba Çağatay.
Yasin Çağatay Seçkin: Merhaba, merhaba.
Ö. M: Yani senin "Doğa Dedektifi" programının özel bir versiyonunu yapıyoruz. Genellikle dinleyici pozisyonundayım ama bu sefer uzun uzun ortak olma durumumuz oldu. Bu durumlar iyi fırsatlar olarak değerlendirilebilir. Dinleyici sayımız sabahtan beri 38 kişiye çıkmış durumda; gayet iyi, artırmaya devam edeceğiz. Heyecan içindeyiz. Notlarımıza göre bugün; biyoçeşitlilik, iklim iletişimi ve radyoda iklim krizi üzerine sohbet edeceğiz. Nasıl gidiyor her şey?
Y. Ç. S: Valla fena değil. İklim değişikliği konusu bu sene bayaca gündem tabii, devamlı takip etmeye çalışıyoruz. Özellikle bu COP31 konusu gündemde. Orada ne yapacağız, ne edeceğiz? Sesimizi nasıl daha fazla duyuracağız? Onlar üzerinde biraz kafa patlatıyoruz. Onun dışında hayat; işte hastalıklar, rahatsızlıklar, dertler...
Ö. M: Bir tarafta savaşlar, bir tarafta iklimle ilgili meseleler... Senin programında nasıl bilmiyorum ama bizim "Açık Gazete" başta olmak üzere katıldığım programlarda, "Ya Mehmet, bir de iyi şeylerden bahsetsen iyi olmaz mı?" diyorlar. Öyle bir ortam var maalesef. Daha bu sabah Özdeş ile yaptığımız programda kısaca değinme fırsatı bulduğumuz önemli bir haber vardı. Kuruluştan beri sözünü ettiğimiz o temel mesele: Bilimden yeterince yararlanamama durumu. IPCC raporları üzerinden, bilimle dünyanın zengin kesimler tarafından nasıl koparılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bakın, telefon da geliyor...
Y. Ç. S: Harika!
Ö. M: Evet, o da iyi destekçilerden biri; bu da insana moral veren şeylerden. Bangkok'ta yapılan bir toplantıdan, Climate Home News üzerinden bir haber aldık. Özdeş çıkardı bu haberi. IPCC'nin en önemli raporlarını yaklaşık 5 yıllık periyotlarla çıkan o büyük raporlar hazırlama sürecinde, yenisinin çıkamama ihtimalinden bahsediliyor. Bu çok ürkütücü bir haber; çünkü fonlar kesilmiş. Tipik bir durumdan bahsediyoruz. Hem de tam Türkiye'nin ev sahipliğinde İstanbul ve Antalya'da yapılması planlanan COP31 zirvesinin eşiğindeyken. Birçok hükümet fonlarda kısıntıya gitmiş.
Y. Ç. S: Evet, Amerika'nın durumu zaten ortada. Bir programda bahsetmiştim; şu anki yönetimin Grönland konusundaki tutumuyla ilgili. Amerika'daki bilim insanları da bu bütçe sıkıntılarını ve araştırmalara verilen desteğin kesilmesini gündeme getirdiler. Özellikle Grönland'da çalışan Amerikalı bilim insanları bir bildiri yayınladılar. Esas konu, dünyanın şu anda bilimden kopuk oluşu.
Gerçi Ömer ağabey, bazı programlarda şunu hissediyorum: Bir akademisyen olmam nedeniyle acaba bazı şeyleri çok mu bilim odaklı anlatıyoruz? Topluma bu işi aktarma konusunda sıkıntılar var. İnsanlar ancak kendilerine dokunan noktaları hissettikleri zaman reaksiyon gösteriyor. Birçok insana okyanusların ısınmasından veya Ekvator'daki bir olaydan bahsettiğiniz zaman çok bir şey ifade etmiyor. Ne zaman ki "Gelecek yıl elektrik masraflarınız şu kadar artacak" derseniz, radyo programına gelen reaksiyonlar anında değişiyor. O raporlara çok değindiğinizde bazen "uzaktaki bir hikaye" veya "gelişmiş ülkelerin sorunu" gibi bakılıyor. Halbuki esas zararı gelişmekte olan ülkeler ve bizim gibi ülkeler yaşıyor. Brezilya'daki son süreçte de ciddi ekonomik sıkıntılar vardı ve kimse beklenen desteği veremedi.
Ö. M: Ana sorunlardan birinin bu olduğuna şüphe yok. Bilimden kopuşla ilgili bu haber Joe Lo imzasını taşıyor. Eğer IPCC'nin o "amiral gemisi" denilen öncü raporlarının devam etmesi isteniyorsa, hükümetlerin fonları kesmemesi lazım. IPCC Başkanı Jim Skea, 2024 ve 2025'te desteklerin öylesine düştüğünü söylüyor ki; 2028'de tamamen parasız kalma ihtimallerinden bahsediliyor. Bu şaka gibi ama çok kötü bir şaka.
Y. Ç. S: Ama şaşırıyor muyuz esasında?
Ö. M: Hayır, işin kötüsü hiç şaşırmıyoruz. Ve bahsedilmiyor da! Bizim bu "Destek Günleri"nde üzerinde durmak istediğimiz en önemli şeylerden biri de bu; çünkü ana akım medyada, gazetelerde veya büyük dergilerde bunlara yer verilmiyor. O zaman da toplumda "bize bir şey olmaz" mantalitesi hakim oluyor. Bangkok'taki toplantıda, Earth Negotiations Bulletin notlarında da geçiyor, 64. oturumda katkılarda kayda değer bir gelişme olmadığı, AR7 döneminin tamamlanamama riski olduğu vurgulandı. Bunları konuşmazsak asıl meseleye hiçbir zaman ulaşamayacağız.
Y. Ç. S: İklim haberciliği çok kıymetli. Ancak aktarım dilinde bir sorun var. Bilim insanından alınan bilgiyi olduğu gibi ilettiğimizde, insanlar o bilgiyle bağ kuramıyor. 3-5 derecelik artışın karşılığı insanların zihninde tam oluşmuyor. Siyasetçiler de toplumun içinden çıkıyor ve "Doğaya yapacağım yatırımın ekonomik geri dönüşü nedir?" diye bakıyorlar. Doğanın bir bedeli olmadığını fark etmedikleri için bütçeyi ilk buradan kesiyorlar.
Ö. M: Zaman da daralıyor. Açık Radyo'nun web sitesinde bir "iklim saati" grafiği var; geri dönüşü olmayan noktaya ne kadar yaklaştığımızı gösteriyor. Bu sabah baktığımızda yaklaşık 3 yıl 3 ay gibi bir süre kalmış. O süre dolduğunda bunları konuşacak bir zeminimiz bile kalmayabilir. COP31 sürecinde dünyanın dört bir yanından aktivistler gelecek. Avustralya ile ortak bir başkanlık süreci olacak. Bilimsel raporların daha anlaşılabilir bir dille kaleme alınması şart.
Y. Ç. S: Toplumsal bilincin ayaklanması lazım. Metropollerde insanlar günlük hayatını idame ettirme telaşında olduğu için bu konu "başka bir yerin" sorunu gibi algılanıyor. Türkiye ve Avustralya COP31'i düzenleyecek ama iki ülkenin de karnesinde sıkıntılar var. Avustralya dünyanın en büyük kömür ihracatçılarından biri; Türkiye'de ise kömür şirketlerinin etkisi malum. Şimdiden çok ciddi bir kamuoyu çalışması ve halkın katılımı gerekiyor. Bilimsel dergilerde kalan bilgiler halka ulaştığında, örneğin Göller Bölgesi'ndeki bir balıkçı bunun kendisini nasıl vuracağını anladığında, hükümet üzerinde gerçek bir baskı oluşacaktır.
Ö. M: Medyanın büyük sermayenin ve fosil yakıt şirketlerinin elinde olduğu bir düzende bu zor. Ama biz Açık Radyo olarak ve şimdi Apaçık Radyo olarak, 30 senedir her şeye rağmen büyük destek gördük. İlk zamanlarda en yakın arkadaşlarımız bile "Ömer, iyi söylüyorsun da bu bizim işimiz değil" diyordu veya abartılı buluyordu. Bill McKibben'ın "Doğanın Sonu" kitabını okuyup etkilenerek bu yola çıkmıştım. Şimdi o arkadaşlarım "Ya haklıymışsın" diyorlar. Ben değil, bilim insanları haklıydı zaten.
Y. Ç. S: Burada araya girmem lazım; ben de gençliğimden beri Açık Radyo dinleyicisiyim. O zamanlar genç bir mimar olarak sizin anlatılarınızdan çok etkilenmiştim, bakış açımızı çok değiştirdiniz. Şimdi bu ailenin içinde olmak büyük bir ayrıcalık.
Ö. M: Çok teşekkürler, çok mutluluk verici. Şimdi seçtiğin parçalardan birini dinleyelim.
Y. Ç. S: Biraz aşk ve barış üzerine seçmek istedim. Hafta sonu ABD'de, New Orleans tarafındaydım; caz ve blues ile bağım arttı. Bugün doğum günü olan sanatçı Robert Glasper'ın bir paylaşımını gördüm. Terrace Martin ve Kamasi Washington ile kurdukları Dinner Party grubundan bir parça çalalım istedim: "From My Heart and My Soul".
Ö. M: Çok iyi ettin. Dinleyicilerimize destek numarasını da hatırlatalım.
Y. Ç. S: 0212 343 41 41. Lütfen arayın, bekliyoruz.
Ö. M: Evet Çağatay, durum bu. Son olarak şu AR7 raporlarına dair bir ekleme yapayım: İklim nasıl değişiyor, canlılar nasıl adapte olabilir, emisyonlar nasıl kısılabilir ve şehirlerin durumu ne olacak? Tüm bunlar üzerine Climate Home News'da Joe Lo imzalı uyarıcı bir yazı çıktı. Şimdi başka bir konuya, "Mekanda Adalet ve Biyoçeşitlilik" derneğinin çıkardığı o güzel kitaba/dergiye geçelim. Orada senin de bir yazın var: "Müşterek Yaşam Altyapısı Olarak Biyoçeşitlilik".
Y. Ç. S: Mekanda Adalet Derneği'nin çok güzel çalışmaları var. Bu, Beyond İstanbul'un 17. sayısı oldu. Çok kıymetli yazarlar ve yazılar var, harika bir derleme oldu.
Ö. M: Kesinlikle. Serkan Köybaşı’nın yazısı da çok dikkatimi çekti: "Biyoçeşitliliği korumak istiyorsak kısa yol: Doğanın haklarını tanımak." Bizim de radyoda başından beri vurguladığımız temel mesele bu: Hak kavramı. 68 kuşağından gelen akademik bir altyapım olsa da, "haklar" meselesinin ne kadar hayati olduğunu bu radyodaki programlarla daha iyi kavradım. Dün de Avukatlar Günü'ydü, İştar Gözaydın ile de bunu konuştuk. Anayasa'nın 56. maddesi ve çevrenin korunması ödevi üzerine önemli vurgular var. Senin yazından da devam edelim mi?
Y. Ç. S: Serkan’ın yazısı gerçekten çok doyurucu. Ama doğanın haklarını tanımak çocukluktan başlayan bir bilinç. İstanbul’da son yıllarda gençlerin ve çocukların yaban hayatıyla, böceklerle, kuşlarla bizden çok daha ilgili olduğunu görüyorum. Bu ümit verici; çünkü yasayı anayasaya koysanız bile uygulayıcının tavrı çok önemli. İnsanın doğadan, bir kuştan veya bir bitkiden farkı olmadığını anlamamız lazım.
Ö. M: Tamamen aynıyız.
Y. Ç. S: Biz sadece "daha zeki" olduğumuzu düşünüyoruz, o da tartışılır tabii...
Ö. M: Aksini ispat etmek için her gün yeni bir haber çıkıyor zaten! Zeki olan bunu yapar mı?
Y. Ç. S: Doğanın insanın emrine sunulduğu, sömürülecek bir ortam olduğu bilincinden çıkmalıyız. Geçenlerde 12-13 yaşındaki çocuklarla sohbet ediyordum. Bana "Nasıl koruyacağız? Bize yol gösterin" dediler. Musluğu kapatmak gibi bireysel önlemlerin ötesinde, ekosistemin bir parçası olarak nasıl mücadele edeceklerini anlamaya çalışıyorlar. Bu çok hayati.
Ö. M: İşte bize yol gösterenler aslında Akbelen direnişçileri. Her türlü şiddete ve baskıya rağmen zeytinlerini koruyorlar. Necla Hanım’ın kızı Esra şu an tutuklu. Suçu nedir? Zeytin ağacını korumak. Bu mücadele hayati önem taşıyor.
Y. Ç. S: Kesinlikle. Türkiye’nin dört bir yanından bu mücadeleye ses vermemiz lazım.
Ö. M: Biz de Apaçık Radyo olarak Karadeniz’deki otoyol meselesinden Cerattepe’ye, Akbelen’den Kaz Dağları’na kadar hepsini takip ettik. Şu an destekçi sayımız 40’ı buldu.
Y. Ç. S: Hala 41 olamadık ama aklım orada...
Ö. M: 41 kere maşallah diyeceğiz az kaldı! Bu konuyu bir an olsun dilimizden düşürmemeliyiz.
Y. Ç. S: Beyond İstanbul’un bu sayısı, biyoçeşitlilik üzerine ve Emrah Çoroman editörlüğünde hazırlandı. Çok kıymetli bilgiler içeriyor.
Ö. M: Çağatay, sözünü kestim ama... 41 oldu!
Y. Ç. S: 41 oldu! Tahtaya vuruyorum, rahatladım biraz.
Ö. M: Çok teşekkür ederiz destekçilerimize. Tekrar hatırlatalım: 0212 343 41 41. Şimdi bir müzik daha dinleyelim.
Y. Ç. S: Air Supply’dan "Making Love Out Of Nothing At All" çalalım. Grubun davulcusu Ralph Cooper’ın da bugün doğum günüymüş. Robert Glasper’dan nerelere geldik...
Ö. M: Harika. Telefon numaramızı bir kez daha senden duyalım.
Y. Ç. S: 0212 343 41 41. Desteğinizi bekliyoruz.


